Serhat’ın kız kardeşi vefat etti. Kardeşini köyde defnetmek için eşi Mehmet köye gitti. Serhat’ın eşi Tamara ise sağlık sorunları nedeniyle evde kaldı.

Serdarın kız kardeşi vefat etti. Adam köye gidip onu defnetti. Serdarın eşi Tülay ise sağlık durumundan dolayı evde kaldı. Tülay, eşinin o gün döneceğini biliyor, her şeyi önceden hazırlamıştı. Tabağa ezilmiş patates ve köfte koydu. Serdar mutfağa girdi.
Tam da akşam yemeğine yetiştin, dedi Tülay.
Serdar sessizdi ve eşine tuhaf bir bakışla baktı.
Ne oldu, diye sordu Tülay şaşkınlıkla.
Yalnız gelmedim, dedi adam.
Nasıl yani, kiminle geldin? şaşkınlıkla tekrar sordu Tülay.

Tülay Hanım düşünüyordu, işte artık o vakit de geldi yaşlılık. Şimdi yatakta tavana bakarak geçen hayatını anımsıyordu. Özellikle son üç yılı.

O zamanlar eşi hâlâ hayattaydı. Serdar o sıralar altmış iki yaşına girmişti. Kız kardeşinin vefatı sonrası köye gitmiş, onu toprağa vermişti. Döndüğünde ise…

Eve dönerken Serdar yanında zayıf bir kızı öne itti:

Tülay, bu kız kardeşimin torunu. Adı Zeynep.

Tülay, Zeynepe ciddi bir bakış attı, kocasına kasvetle baksa da, sonunda:

Gir içeri Zeynep! Sofrayı hemen hazırlarım, dedi.

Tülay, eşinin bugün döneceğini bildiğinden yemekleri önceden hazırlamıştı. Tabaklara ezilmiş patates ve köfte koydu.

Otur bakalım Zeynep! Ye biraz, dedi, olduğunca yumuşak bir sesle.

Küçük kız yemeğe başladı, Tülay ise başını sallayıp eşini odalarına çağırdı.

Serdar, bu işin aslı nedir? diye fısıldadı kapıyı kapatarak.

Tülay, kız burada kalsın bir süre, kimsesi yok, dedi Serdar.

Peki ya senin yeğenin nerede?

O, annesinin cenazesine bile gelmedi. Kız kardeşim torunu Zeynepi üç yaşından beri tek başına büyüttü, derin bir iç çekti Serdar. O da gidince Zeynep tek başına kaldı.

Serdar, biz emekliyiz ve sağlığımız pek iyi değil, diyerek kapıya göz attı. Kaç yaşında bu kız?

On iki.

Onu yirmisine kadar büyütmemiz gerekecek yani.

Onun için devlet yardımı alacağız. Kız kardeşimin evini de altı ay sonra satarız, konuştum bile. Gerçi evi küçük ve eski. Bizim de birikimimiz var azıcık. Ayşeyle Murat da yardım eder, sonuçta çocuklarımız.

Onların dertleri başından aşkın. Kendi çocukları okula gidiyor, beş yıl sonra evlenmeye başlayacaklar, bizim torunlarımız ama uzak yaşıyorlar. Biz de onlara destek olmak istiyorduk.

Tülay, ama Zeynep de benim kanımdan.

Üveydi ama, diye elini salladı. Neyse, kalkalım yemeğimiz soğuyor!

Küçük kız korkuyla mutfağa giren ev sahiplerine baktı, konuyu anlar gibi oldu. Ayağa kalktı:

Teyze Tülay, ne olur beni kovmayın! Sizden ve dedemden başka kimsem yok. Ben size yardım ederim.

Tamam, kal bakalım burada!

Bir yıl geçti. Serdar da vefat etti. Çocuklar geldi, anneleriyle vedalaşıp sonra oturup sohbet ettiler. Zeynep, büyüklerin sohbetinden uzak durmak için komşuya geçti.

Anne, bu kız sana ne yarar sağlayacak ki?

O, Serdarın kanından, kadın gözyaşlarını tutamadı. Zaten gidecek yeri de yok.

Hadi devlete teslim edelim, dedi kızı. Sen yaşlandın, bu yükü taşıyamazsın.

Artık yalnızım. Siz de gittikçe daha az geliyorsunuz. Sağlığım bozuk, ama hiç değilse yanımda biri olur, diyerek tekrar ağladı.

Peki Ayşe, dedi Murat ablasına elini omzuna koyarak. Annemiz yalnız kalmasın, kız burada kalsın.

Bir gün daha kaldılar, sonra kendi çocukları ve dertleriyle erkenden döndüler.

Böylece Tülay, “üvey” yeğeniyle baş başa kaldı. Zeynep iyi bir kızdı, daha on üç yaşında olmasına rağmen, Tülaya her işte yardım ediyordu.

Tülayın sağlığı daha da kötüye gidiyordu. Tekrar çocukları geldi.

Ah, çok kötüyüm, zor yürüyebiliyorum. İyi ki Zeynep yanımda, dedi Tülay, misafirlerin ertesi günü. Daireyi ona bırakmak istiyorum.

Anne, ne diyorsun sen? kızları çıkıştı. Altı torunun var, benim kızım Selin on dört, Muratın Betülü ise on beş yaşında. Az sonra evlenip gidecekler.

Biri de bana bakacak gibi değil.

Okullar kapandı, yaz tatilindeler, dedi Ayşe. Arayayım gelsinler, bütün yaz seninle kalsınlar.

Üç gün sonra torunlar geldiler, anne-babaları ayrıldı. Zeynep ise yine komşulara gitti, gereksiz gibi hissetmişti.

Torunlar Betül ve Selin çok mutluydu evde kaldıklarına. İlk gün geç vakte kadar dışarıda oyalandılar. Eve döndüklerinde babaanne yatıyordu, sofrada yemek yoktu. Üstelik ikisi de babaannelerini tuvalete götürmek istemiyordu; ama yapmak zorunda kaldılar.

Gece birkaç kez su istedi yaşlı kadın, Betül zar zor kalkıp getirdi. Yine tuvalete istediğinde ise ikisi de birbirini suçladı.

Sabah yemek hazırlamak, babaanneyi doyurmak zor geldi. Neyse ki Tülay mutfağa kadar yürüyüp oturdu.

İki gün kaldı torunlar ve gün geçtikçe keyifleri azaldı. Tülay “beni yıkamama yardım edin,” deyince sabırları tükendi. Evlerine telefon ettiler, ertesi gün de ayrıldılar.

Tülay yine “üvey” yeğeniyle yalnız kaldı. Kalkmakta güçlük çekiyordu.

Bir yıl daha böyle geçti.

Koca evin işleri artık 15 yaşındaki Zeynepe kalmıştı. 9. sınıfa gidiyordu, hem derslerinde başarılıydı, hem evi temiz tutuyor, Tülaya bakıyordu. Yine de Tülayın içinden düşünceler eksik olmuyordu:

“Bak hele, üvey derler, ama beni asla yalnız bırakmıyor. Ona evi bırakayım. Çocuklarım anlayacaktır.”

Zar zor yataktan kalktı. Telefonunu aldı. O modern telefonunu, Serdarın 60. yaşında hediye ettiği, hâlâ kullanıyordu. Noterin numarasını aradı.

Ertesi gün noter geldi, işlemler halledildi.

Tülay hemen kızına ve oğluna arayıp haber verdi. Ertesi gün geldiler. Ev, lüks bir semtte üç odalı ve ikinci katta idi.

Anne, belki de hata yaptın? dedi hemen kızı. Seni yanımıza alalım. Bir ay bende, bir ay Muratta kalırsın, evini de satarız.

Ya Zeynep?

Zeynepi yuvaya veririz. Senin kandın, torunların yanında olur.

Nasıl baktıklarını gördüm. Zeyneple içim daha rahat. Zaten iki ay orada, iki ay burada uğraşamam.

Olur Ayşe, dedi Murat. Annemiz rahat etsin, en önemlisi bu. Madem böyle karar verdi, saygı duyalım.

Birkaç gün kaldılar, sonra gittiler. Zeynep hemen komşudan eve geldi.

Babaanne, neden Murat amca ile Ayşe teyze geldi?

Ziyarete, gülümsedi Tülay Hanım. Gel bakalım, sana bir şey diyeceğim.

Babaanne, çok gizemlisin bugün.

Şu dosyayı ver, komodinin üstünde.

Kız dosyayı uzattı, yanına sandalyeye oturdu.

Bu evi senin üzerine yaptım. Hepsi burada.

Babaanne, neden ki? Ben sana akraba bile değilim.

Kuzum, bana senden yakını yok! Sen yeter ki beni bırakma!

Ne diyorsun babaanne? Benim de senden yakınım yok ki…

Rate article
Lifequest
Serhat’ın kız kardeşi vefat etti. Kardeşini köyde defnetmek için eşi Mehmet köye gitti. Serhat’ın eşi Tamara ise sağlık sorunları nedeniyle evde kaldı.