“Boş verin gitsin! Ben kimsenin hizmetçisi değilim.” 52 Yaşındaki Arzu’nun Elli Yaşından Sonra Tanıştığı Erkekler Hakkındaki İtirafları

Bırak onlar gitsin, ben kimsenin hizmetçisi değilim. 52 yaşındaki Gülferin elliden sonra tanıştığı erkekler hakkındaki itirafı

Yıllar önce, yakın arkadaşım Gülfer on yıl süren yalnızlığından sonra yeniden hayatına birini almaya karar verdi. Umudu, kendine denk, sohbetinden keyif alacağı biriyle karşılaşmaktı; fakat karşılaştığı on adam, ona olgunluk dönemindeki ilişkilerin bizim sandığımız gibi olmadığını acı acı gösterdi.

Bir akşam vakti, sesi yorgun ama alaycı bir tonla aradı:

Ya yalnızlık bana gerçekten huzur veriyor, ya da şu erkeklerin dünyası bambaşka bir âlem. Başka bir açıklaması yok.

Yirmi yıldır birbirimizi tanırız. Gülfer her zaman hayata gülerek bakan, hiçbir şeyi abartmayan bir kadındı. Onu dışarı iten de arkadaşlar oldu: Artık vaktin geldi, kim bilir belki şansın döner, diyerek ikna ettiler. Kabul etti, yaklaşık altı ayda on kez buluştu. Her biri sanki bir komedi dizisinin bölümüydü; fakat her zaman güldürdüğü de söylenemezdi.

İlk izlenim: Bana uyuyorsun mu?
Her şey tipik bir buluşma gibi başladı. İstanbulun orta halli bir kafesinde, menüyü incelediler, nazik bir sohbet döndü. Karşısındaki adam uzun uzun menüyü inceleyip şöyle dedi:

Vallahi, adam gibi bir tarhana çorbası olmadan ben yaşayamam.

Gülfer hafifçe gülümsedi, bunu bir şaka sandı. Ama sohbet bambaşka bir yere saptı. Adam eski karısının yatağı düzgün toplayamaz hale geldiğini, kendisinin ise eli yüzü düzgün, aklı başında bir kadına ihtiyacı olduğunu anlatıyordu. Ama özellikle eliyle ilgili…

Gülfer düşündü; ne zaman temiz nevresim tartışması ilk buluşmanın konusu olmuştu?

Kadın nasıl olmalı dersi, birinci elden
İkinci buluşma başlarda hoşgörülüydü, kısa sürede tek kişilik sohbete döndü. Adam, bir kadının eş olarak nasıl olması gerektiğini anlattı: Destek olacak, huzur verecek, sabırlı ve akıllı olacak… Sözde güzel, ama detaylar tatsızdı.

Yüksek tansiyonundan yakındı, elinde doktor reçetelerini gösteriyor, diyabetik yemek pişirmeyi biliyor musun? diye soruyordu. Daha çok, ona hemşirelik, aşçılık yapacak, saati saatine hizmet edecek birisini arıyordu.

Hislerinden konuşurken sanki bir çamaşır makinasının kullanım kılavuzunu okuyordu, demişti Gülfer bana. Hep madde madde, hiç samimiyet yoktu.

Hiçbir kıvılcım yoktu.

Yok hükmündeki bilgelik
Üçüncü hikâye Gülferin aklında yer eden şu cümleyle başlamıştı:

Sakın benimle tartışmaya girme. Bizim yaşımızda kadın daha bilge olmalı.

Gülfer kendini tutamamıştı:

Peki ya sizdeki bilgelik nedir?

Cevap muğlaktı, ama asıl dert açıktı: Ona huzur lazımdı, öyle bir huzur ki kadın sürekli başını sallayacak, diyecek her şeye evet diyecek, sıcaklık sağlayacak ama asla can sıkıcı soru sormayacaktı. Tartışma da yok, eşitlik ise hayal. Ama neyin doğru olduğu çok net belirli

Gülfer anladı: Bu adam ilişki değil, koşulsuz boyun eğiş istiyordu.

Partner değil, anne arayan adamlar
Dördüncü talip ise açık açık konuştu:

Ben ilgi istiyorum. Çocukluğumdaki gibi. Annem bana nasıl bakardıysa öyle.

Sonra başladı çocukluktaki favori çöreğinden, çoraplarının nasıl katlanmasından, hangi terliği sevdiğinden dem vurmaya. Hem de gayet ciddi bir anlatımla.

Gülferin aklından geçen şuydu: Adam kadın değil, çocukluğunun eve servis hizmetini arıyor.

Tanışma mı, mülakat mı?
Beşinci buluşma adeta iş görüşmesi gibiydi. Adam sistematik sorular sordu:

Sık hasta olur musun?

Ailen İstanbulda mı, yakın mı?

Gelirin düzenli mi?

Gülfer bunları bana tebessümle anlattı ama aslında yorgundu. Sen nasıl bir insansın? denen yerde sadece Bana ne sağlayabilirsin? vardı. Bunlar buluşma değil, bir tür uygunluk testi gibiydi.

Erkeklerin hali ne?
Onuncu buluşmadan sonra Gülfer kısa ve net aradı:

Onlar ilişki istemiyor. Onların derdi sağlam bir hizmet sistemi. Hepsi bu.

Ne sitem, ne öfke vardı sesinde. Sadece bir tespit.

Yaşını başını almış erkekler yalnızlıktan korktuğu kadar değişimden de korkuyor. Hayatlarındaki konfor garantisini her şeyin önüne koyuyorlar. Yanındaki kadının hem bakıcı, hem aşçı hem de sırdaş olmasını istiyorlar. Üstelik bu kadının da her daim, seçildim diye minnet duymasını bekliyorlar.

Gülfer Peki, ben ne alacağım? diye sorduğunda ise karşılık gelmedi. Sadece şaşkın bir bakış: Nasıl yani? Ben erkeğim ya, yetmez mi?

Hepsi böyle mi? Hiç mi umut yok?
Gülferin defalarca söylediği vardı:

Her erkek böyle değil, biliyorum. Akıllı, derin, dünyadan haberdar adamlar da var. Ama çoğu çoktan evli, meşguller.

Umudunu tamamen yitirmedi. Sadece kendine daha fazla değer verdi, sınırlarını daha iyi çizdi.

Artık tek kuralı var: Hizmetçi rolü yok. Kendi öz saygısından asla ödün yok. Herkesin beğeneceği biri olmak için kendini harcamak yok.

Şimdi hâlâ fazla beklentili beylerden komik hikâyeler anlatırken gülüyor; ama bu gülüşte artık bir kararlılık var. Başkasının talepleri için kendi hayatından vazgeçmeyi bıraktı.

Sonuç olarak
On buluşma bir başarısızlık değil, kendi yolunu bulmanın en güzel dersi oldu. Önce kendini seçmek gerektiğini öğrendi.

Gülfer şunu kavradı: Kendin olma özgürlüğü tek taraflı hizmet ilişkilerinin içi boş vaatlerinden katbekat değerli.

Aşk planla gelmez. İnsanın kendi değerinden, saygıdan ve karşılıklılıktan daha azına evet diyecek hâli yoksa, gerçek aşk bir gün yolunu mutlaka bulur.

Artık başka türlü seçimler yapmanın zamanı. Ve ne yaşta olursa olsun, kimsenin yükünü sırtlanmak zorunda olmadığını bilmenin…

Rate article
Lifequest
“Boş verin gitsin! Ben kimsenin hizmetçisi değilim.” 52 Yaşındaki Arzu’nun Elli Yaşından Sonra Tanıştığı Erkekler Hakkındaki İtirafları