Bir Sandviç ve 15 Yıl Süren Bir Sırrın Hikâyesi…

Bugün yaşadıklarım, içimde yıllardır saklı kalan bir boşluğu doldurdu. Tam anlamıyla hayatıma yön veren bir tesadüf mü, yoksa kaderin cilvesi mi, hâlâ karar veremedim.

Günlük 7 Haziran, Kadıköy, İstanbul

Zeyneple Modada parkta oturuyorduk. Hava sıcacıktı, İstanbulun kalabalığı bir nebze olsun huzura yerini bırakmıştı. Yanımızda evden getirdiğimiz sandviçler, taze limonata, arada çınar yapraklarının gölgesi… Tam huzur diyordum ki, yanımıza üstü başı perişan bir çocuk yaklaştı. Elinde ise kırık dökük, tahtadan yapılmış oyuncak bir araba vardı.

Zeynep burun kıvırdı, rahatsız oldu belli,
Lütfen git, kokundan burada durulmuyor! dedi sert bir şekilde, çocuğun yüzüne bile bakmadan.

Ama ben o anda kaçamadım o çocuğun gözlerindeniçlerinde umuttan çok, yorgunluk ve bekleyiş vardı. Zeynepin çıkışını umursamadan sandviçleri aldım ve çocuğa uzattım:
Bak, bunlar senin olsun. Hepsini alabilirsin, dedim yumuşakça.

Çocuk titreyen elleriyle hemen tuttu paketi, ama sandviçi yemeye başlamadı. Bir an bana bakıp, arkasına bile bakmadan hızla koşmaya başladı.

Bir şey içime kurt düşürdü. Merak mı, yoksa içime doğan güçlü bir duygu mu bilemem. Onu takip etmeye karar verdim. Yol beni nostalji kokan bir bakkalın arka sokağına çıkardı. Gözlerime inanamadım: bir köşe başında, eski battaniyelere sarılmış yaşlı bir kadın yatıyordu. Çocuk ona sandviçleri açtı, küçük lokmalar halinde ağzına verdi. Ben birkaç adım geride, kalbim çarpa çarpa izledim onları.

Biraz sonra kadın yavaşça boynundaki solmuş gümüş kolyeyi çıkarıp çocuğun avucuna bıraktı. O an, sokak lambasının ışığı kolyenin üzerindeki motifleri aydınlattı. Bu kolyeyi her zaman hatırlıyordum. Zambak figürlü, annemin tam on beş yıl önce kaybolduğu gün boynunda olan kolye buydu!

Sessizce yanlarına yaklaştım. Sesim titriyordu:
Bu kolye… nereden sizin elinize geçti? dedim, elimle göstererek.

Kadın gözlerini bana kaldırdı. Uzun bir süre bakışlarımız kilitlendi, sonra gözleri yaşla doldu.
Emir… oğlum, sen misin? dedi kısık ve şaşkın bir sesle.

Meğer annem, yıllar önce geçirdiğimiz kazadan sonra hafızasını yitirmiş. Kim olduğunu bilemeden, sokaklarda yaşamış. Karşısına çıkan bu kimsesiz çocuğu evladı gibi benimseyip ona kol kanat germiş. Zambaklı kolye ise geçmişinden kalan tek hatırasıymış ve bir gün yolunu tekrar bulacağını, evine döneceğini umut ederek saklamış hep.

Dizlerimin üzerine çöktüm, anneme sarıldım. O an fark ettim ki, eğer Zeynepin tavrına uyup çocuğa yüz çevirmiş olsaydım, hayatımın yarısını arayarak geçirdiğim annemi asla bulamayacaktım.

Gözlerimiz bazen göremese de, kalbimiz hakikati hissediyor. Bir yabancıya iyilik etmekten asla çekinmeyinbelki de mutluluğunuzun anahtarı o insanın ellerindedir.

Benim hikâyem böyle. Sen olsan ne yapardın?

Rate article
Lifequest
Bir Sandviç ve 15 Yıl Süren Bir Sırrın Hikâyesi…