Şebnem mutluluktan şarkı söylüyordu, elbette!
Nihayet kendi evi olmuştu, gerçek anlamda kendi yuvası! Ne elektrik saatine bakıp tam on birde ışığı kapatan huysuz bir ev sahibesi vardı başında, ne de kaynayan tencerenin altındaki ocağı aniden kapatan biri…
Saç kurutma makinesiyle düzleştiriciyi kullanmak bile yasak değildi artık; “ya saçına dolanır, Allah korusun” diye karışan yoktu.
Banyo yapmak yasaktı da sadece duş alınabilirdi, onu da yılda bir kere sabah mı, akşam mı seçme hakkına sahipti, ama her halükârda Mukadder Hanım kapıda dikilir, “azıcık suyu kısar mısın?” diye kapıyı tıklatırdı.
Bir yıl boyunca kendini Şebnemin akıl hocası sanan Mukadder Hanımın baskısı altında yaşadı Şebnem. On sekizine bastığı gibi, ailesinden yurtta kalma izni kopardı.
O da ayrı bir sınavdı. Tahta kuruları, hamam böcekleri bir yana, kızarmakta olan patates tavası, sırtını bir çevirince kayboluyordu. Komşu odalardaki arkadaşları, sık sık erkek arkadaşlarını da getirirdi.
Bir sene direndi, sonrasında babası yurda gelip o karmakarışık ortamı görünce ertesi gün Şebnemin orada kalmasına asla izin vermedi. Sonraki beş yıl boyunca Şebnem, babaanne Mevlüde Hanımın yanında evde yaşadı.
Mevlüde Hanım biraz tuhaflıkları olan iyi bir insandı ama genel olarak iyiydi.
Sonra Şebnem mezun oldu, çalışmaya başladı, yine Mevlüde Hanımın yanında kalıyor, birikim yapıyordu. En büyük hayali kendi küçük de olsa bir ev almaktı.
Diğer kızlar sevgili peşinde koşup, kazandıklarını pahalı giysi ve çantalara harcarken, Şebnem çalışıyor ve para biriktiriyordu.
Mevlüde Hanım bile arada “kızım biraz dinlen, o kadar kendini harap etme” derdi ama Şebnem hayalinin peşinde inatla yürüyordu.
Bir gün ailesi geldi, babası heyecanla anlatmaya başladı: Annesiyle ve büyük halaları, Ayten Hanım, Şebneme destek olmaya karar vermişler.
Ayten Hanım, babasının uzaktan bir akrabasıydı; hiç evlenmemiş, hayatı boyunca öğretmenlik yapmış, seksen beş yaşına kadar da ders vermişti. Çok sert karakterli, çoğu akrabasıyla kavgalıydı.
Babasına ise az da olsa kulak verirdi, annesini ise çok severdi. Anne de öğretmendi.
Ayten Hanım, bir gün Şebnemin babasından, kendisini huzurevine yerleştirmesi için yardım istemişti.
Babası hiç ses etmemiş, annesiyle huzurevini gezdikten sonra kendi evlerinde, Şebnemin odasını Ayten Hanıma vermeye karar vermişler.
Nasıl olsa kızları başka şehirde yaşıyordu.
Ayten Hanım onca yaşına rağmen aklı başında bir insandı. “Hiç vicdan azabı çekme oğlum,” dedi, “Her şey iyi, huyumun kötü olduğunu da biliyorum zaten. Yıllarca iyi bir izlenim bıraktıysam, bozmak istemem.”
Baba ve anne ise, “Saçmalama Ayten Abla, böyle içimiz rahat olur,” dediler; kedileri ve muhabbet kuşları da vardı, seyahate gittiklerinde emanet edecek yer aramak zor geliyordu. Şimdi Ayten Hanımın göz-kulak olacağını düşündüler.
Herkes birlikte masrafları paylaşır, babası balığa gidince annesi yalnız kalmazdı artık.
Ayten Hanım biraz tereddüt etti ama sonra kabul etti. Ne de olsa artık yalnız olmadığını hissetmek onu mutlu etti.
Sevgi dolu yıllar yaşadıktan sonra, sessizce aralarından ayrıldı; bütün malını ise vasiyet olarak önce Şebnemin babasına bıraktı.
Şebneme ise aile yadigârı bir kolyeyi verdi. Sıkıntılı zamanlarda dahi satmadığını bilerek, kolyeyi minnet ve sevgiyle kabul etti Şebnem.
Babası, Ayten Hanımın evini satıp, Şebnemin yerleşmek istediği şehirde ona bir daire almayı teklif etti.
Böylece Şebnemin bir iki odalı evciği oldu. Evin eski sahibi, “enerjim çok iyi, mutluluk bırakıyorum burada,” demişti.
Şebnem sevinçle tadilat işine koyuldu; babasıyla annesi ellerinden geldiğince ona yardımcı oldu.
Şebnem türlü tasarılar yapıyor, babası ise sabırla hepsini uyguluyordu.
Ev sonunda şahane oldu, annesi de kendi evinde değişiklikler yapmaya karar verdi, Şebnem de Bir dekorasyon düşünürüm sana da, dedi.
Yeni şehre zamanla alıştı, orayı sevdi.
İş yerinde de Derya ile tanıştı, kısa sürede yakın arkadaş oldular, Derya sık sık Şebneme ziyarete geliyordu.
Bir gün Şebnem, çocukken yedi katlı apartmanlarının çatısına komşusunun kızı Nilgün ile çıkıp güneşlendiğini anlattı.
Derya güldü, E hadi, biz de… dediler.
Birbirlerine bakıp kahkaha attılar.
Şebnem, Yalnız, orada kalırsak yandık, Nilgünle bir keresinde akşama kadar çıkamamıştıkbizim apartmanın kapıcısı Hasan Amca biraz işitme güçlüğü çekerdi, bir gün kapıyı kilitleyip gitmişti.
Bağırdık, ama duymadı tabii, babam erken eve geldi de kurtulduk, diye anlattı.
Derya, Çok korkmuşsunuzdur, dedi ilgilenerek.
Yok yaa, dedi Şebnem, babam beni çocukken çok şımartırdı, annem ciddi olurdu, o yüzden hep babam arka çıkardı, anne çoğu yaramazlığımı bilmez bile.”
Derya da, Beni de çocukken döverlerdi, ben de yaramazdım. Bence kapıcıyla konuşup anahtar alsak, huzurla güneşlensek daha iyi, dedi.
Birkaç deneme sonrası kapıcı Rıza Amcayı ikna ettiler, o da Aman şakalaşma olmasın, başıma iş almayayım, diyerek anahtarı verdi.
Günlerce hafta sonları çatıya çıkıp güneşlendiler.
Bir gün çatı kapısında bir ses duydular. Endişeyle saklandılar, sonra çatıda, düzgün giyimli, saçları taranmış yaşlı bir kadın gördüler, bir boruya yaslanmış, usulca sandviç yiyordu.
İkisi birden sordu:
Siz kimsiniz?
Kadıncağız biraz mahcup, yutkundu:
Ben Benim adım Sema Hanım.
Şebnem bir an düşündü, sanki kadını bir yerden tanıyordu.
Siz bizim evin eski sahibi değil misiniz? diye gözleri açılarak sordu.
Evet evet, o tatlı kızı tanıdım, benim evimi alan sendin! dedi Sema Hanım ve gözleri yaşla doldu, anlatmaya başladı.
Ben oğlum Emrahı yalnız büyüttüm. Kocam başka bir kadına aşık olup bizi terk etti, klasik hikâye.
Emrah hep hastalıklıydı, ben hiç evlenmedim, her şeyim oğlumdu.
Okul, üniversite, yüksek lisans derken, iyi yerlere geldi. Ama özel hayatında şansı yoktu.
Beş yıl önce işte geç kalmalar başladı. Sonra bir gün bizi, yeni sevgilisi Asumanla tanıştırdı. Asuman gayet sade bir kızdı, hemen ev işlerine girişti, oğlumun bakımına da dikkat etti.
Emrah zaten önceden büyük bir ev almıştı, ama benimle yaşamaya devam etti, alışkanlık olmuştu.
Sonra evlendiler, taşındılar, ben de kendi düzenime kavuştum.
Her şey başta iyiydi. Sonra Asuman hamile kaldı. İlk yıl torun Oğuz, sonra ikinci yıl Arda, üçüncü yıl da Ece doğdu.
Üç çocuk olunca, evlerinde bana ait olan eski daireyi satmamı istediler; Nasıl olsa bizimle yaşıyorsun, atıl duruyor, ne gerek var? dediler.
Böylece küçük cehennemim başlamış oldu, dedim.
Asuman işe geri dönmek istedi, çocuklar bana kaldı. Ama ben de bir gün fenalaştım, tansiyonum çıkıyor, bayılıyorum.
Doktor dinlenme dedi, ama üç afacanla nasıl dinginlik olsun?
Asuman çocuk büyütmeyi kendi yapmak istediğini söyledi, bana kalan yemek yapmak, çocuk beslemek, üst baş değiştirmek, masal anlatmak, ev toparlamak ve onları akşam uyuttuktan sonra evi oğluma hazırlamaktı.
Çocuklara terbiye, ceza ya da ders vermem yasaktı.
Herkes doyduktan, uyuduktan sonra ancak boşa çıkıyordum.
Bir kez yorgunluğumu Emraha anlatınca, Ama anne, sen bunları çok güzel yapıyorsun, çocuklar sana emanet, yiyip içiyoruz, birlikteyiz, kimde böyle güzel aile var ki? dedi bana.
Yaz başında ise çocuklar tatile, tatile gittiler; üç torunum bana kaldı. Çok ama çok yoruldum.
Elbette onları çok seviyorum, ama tükendim. Sonunda Emraha Arkadaşıma gidiyorum diye izin alıp tüm günü şehirde, parklarda, müzelerde, sergilerde dolanarak geçirdim.
Peki nerede uyuyorsunuz? diye sordular.
Kadıncağız hafifçe gülümsedi:
Yaz olduğu için dışarıda, nehrin kenarında bankta, bazen de burada gecelemeyi düşündüm, burası oğlumun çocukken sık sık saklandığı yerdi çünkü.
Aman Allahım! diye haykırdı Şebnem ve Derya. Kadıncağı adeta kolundan tutup Şebneme eve götürdüler.
Vay be, neler yapmışsınız, burası harika gençler, dedi Sema Hanım. Ah, keşke o zaman oğlum ve gelinimin dediğine inanmasaydım! Şey, siz yanlış anlamayın
Bakın Sema Hanım, siz bana gelin! dedi Şebnem.
Yok, olur mu öyle şey, ben rahatsızlık vermek istemem
Ne rahatsızlığı! Haydi!
Pardon, dedi Derya, o evi satınca ne yaptınız?
Benim Derya çok iyi avukattır, size yardım eder.
Çocuklara verdim, Emrah kendi payını ayırıp, bana da sözde faizli hesap açacaktı.
O parayla bir oda bir salon bir ev alabilirsiniz, dedi Derya.
Tadilatını da ben yaparım! diye heyecanla ekledi Şebnem.
İtiraz etmeye fırsatı kalmadan, bir ay içinde Sema Hanım eski mahallesinde yeni evine taşındı.
Deryanın Emrahla ne konuştuğunu kimse öğrenemedi ama Emrah annesine sitem edip Keşke zamanında söyleseydin! dedi.
Asuman ise küstü, Sema Hanıma soğuk davrandı. Çocuklar sırayla babaanneye gitmeye başladılar, zamanla Asuman da alıştı. Torunlar daha çok anaokuluna gitti, ailede huzur yeniden sağlandı.
Sema Hanım ve Şebnem, boş zamanlarında müzelere, sergilere gider oldular, birbirlerine misafirliğe gittiler.
Derya ise Ben yaşlanınca ille kendi evimde kalacağım, kimseye güven yok, Allaha emanet oralarda banklarda sabahlamak bana göre değil valla, dedi.
Aynen, diyerek destekledi Şebnem.
Hayatın bize sunduğu en değerli armağan, kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı bilmek, sevdiklerimizle sınırlarımızı doğru çizebilmek.
Mutlu sabahlar güzel insanlar,
İyi ki varsınız,
Sizi kucaklıyorum!




