Ofiste her zamanki gibi hafif bir uğultu vardı, herkes kendi arasında sohbet ediyordu. İçeri yöneticimiz Zeynep Hanım girdi, yanında da oldukça sade, dikkat çekmeyen bir kız vardı.
Kızlar, tanışın, bu Elif. Artık Kostasın yerine bizimle çalışacak. Kostas terfi etti, başka bölüme geçti. Sanırım siz çok iyi anlaşacaksınız,” dedi Zeynep Hanım ve hızla çıktı.
Elif, gösterilen masaya oturdu; masasını sade bir şekilde düzenledi. Renkli, zarif bir fincan çıkardı, yanına da küçük bir çerçevede bir erkek fotoğrafı koydu. Hemen işe koyuldu, sanki burada yıllardır çalışıyormuş gibi havası vardı.
Öğle arası zili çalınca herkes bir anda kalktı, kafile gibi iş yeri yemekhanesine gittiler. Sadece Marina kaldı. Merakından çatlıyordu, Elifin masasına bıraktığı adamın fotoğrafı kimdi, anlamak istiyordu.
Çerçeveden ona tatlı gülüşlü, bembeyaz dişleriyle bir adam bakıyordu.
Kim acaba bu, oyuncu mu, şarkıcı mı? diye içinden geçirdi Marina. Hemen telefonuyla fotoğrafı çekip yemekhaneye gitti.
Kızlar aynı masada toplanmıştı; yeni gelen Elifi ilgiyle dinliyorlardı.
Biz Serkanla üç yıl önce tanıştık, başımıza o kadar tuhaf bir olay geldi ki… İnanmazsınız böyle şeylere, dedi Elif.
Anlatsana, hadi anlat, dediler kızlar.
Elifin gözlerinde, üç yıl öncesinden bir şeyler canlandı. Meğer büyük bir şirkette çalışırken, ya lojistikçi karıştırmış ya da Elif, eşinin firmasıyla mal yanlış gönderilmiş. Olayı çözmek için Elifi göndermişlerdi.
Elif zeki ve işinde çok başarılıydı, iş görüşmelerinde usta sayılırdı. Dış görünüşü ise oldukça sade, makyajdan uzak; tam salaş denilen türdendi. Ama iş konuşmaya gelince, gözlerin içine bakarak yumuşacık bir dille istediğini alırdı. Müdür de sırf bu yüzden onu göndermişti.
Danışmada oturan kız:
312 numaralı oda, Serkan Yıldırım, dedi.
Elif kapıyı tıklatmadan girdi; adını söyledi.
Elif, biz size ürünü gönderdik, kargo tarafı sanırım karışıklık yaptı, deyip durumu açıkladı. Serkan ise şaşkınlıkla bakakaldı; sanki eski bir rüyasından çıkagelmiş gibiydi bu kız.
Elifin kızıl saçları hafifçe yüzüne düşüyordu, yeşil gözleri samimiyetle bakıyordu. O kadar sade, o kadar içtendi ki
Normalde Elif tartışmaya hazırdı ama Serkan beklenmedik bir şekilde,
Elif Hanım, siz merak etmeyin; sorun yok, bir daha olmaz zaten, dedi.
Elif teşekkür edip çıktı. İki gün sonra çıkışta Serkan onu kapıda bekliyordu; ofisten en son Elif çıktı.
“Elif Hanım!” diye seslendi, el salladı, Geçen gün sizinle konuşan bendim.
İyi akşamlar Serkan Bey, tabii ki hatırlıyorum, dedi Elif gayet sakin.
İki tiyatro biletim var. Annem rahatsızlandığı için gelemeyecek. Beraber gidelim mi? dedi, yalan da söylemişti.
Olur, ne zaman Serkan Bey? dedi Elif.
İki saat sonra başlıyor. Eğer isterseniz sizi eve bırakırım, hazırlanırsınız, dedi. Vallahi, hem zeki, hem de kurnaz çıktı.
Elif kabul etti. Serkan, Elifi almaya geldiğinde ona inanamadı; saçı hafif toplanmış, siyah zarif bir elbise, topuklu ayakkabılar Sanki ofisteki Elif’in ikizi gibiydi.
Serkan önce zor tanıdı Elifi, değişimini görünce. Makyajı abartısız, çok şıktı. Tiyatroda yan yana oturdular. Serkan arada Elife bakmadan edemiyordu. Elif, oyunu yakından takip ediyor, sanki metni ezbere biliyordu.
Tiyatrodan sonra yemeğe davet etti; Elif nazikçe reddetti, Yarın zor bir toplantım var dedi. Serkan, Elifi evine bıraktı.
Hafta sonu ise Elifi yine aldı, beraber yürüyüşe gittiler. Tam iki ay böyle geçti. Hep aynı incelik, aynı efendilik.
Sonra bir gün:
Annem seninle tanışmak istiyor, uygun olur mu?
Elbette, ben de çok isterim, dedi Elif.
Serkan ve Elif, Serkan’ın annesiyle tanışmaya gittiler. Anne onları sıcakça karşıladı. Evde çay, Egenin nefis incir reçeli, kayısı turtası, türlü türlü ikram Sohbet sıcacıktı.
Elif, Serkanın annesi Ayten Hanıma babaannesinin tarifinden bahsetti, cennet elması reçelini nasıl yaptıklarını anlattı, babasının bir kaza sonucu genç yaşta hayatını kaybettiğini, annesinin ise tarih öğretmeni olduğunu söyledi.
Serkan, Elifi evine bıraktı.
Annem seni çok sevdi, ben de çok mutluyum, dedi.
Bundan sonrası hızla gelişti. Her gün buluştular, bir sene sonra da düğünlerini yaptılar.
Elif anlatmayı bitirdi. Masadaki herkes ona hayran hayran bakıyordu, bir tek Marina içinden Allah Allah, bu Elifte ne var ki Serkan gibi adamı kendine bağladı? Ne fiziği düzgün, ne yüzü güzel. Şans işte, bazıları doğuştan şanslı
Marina ise, Ben güzelim, uzun bacaklıyım, bakımlıym. Hep yanlış insanlara denk geliyorum, ya evli çıkıyorlar ya da ciddi olmuyorlar… diye düşündü.
Yemek arası bittikten sonra herkes tekrar masalarına döndü. Marina, yanındaki arkadaşı Nuraya eğildi:
Bak, bu onun kocası! Biliyor musun anlamıyorum, yemin ederim Elifin anlattığına inanamıyorum. Uyduruyor kesin, ya… Böyle yakışıklı adam ona aşık olur mu yahu?
Akşam işten çıkarken, tüm kızlar ofis kapısındaydı. Elif kapıdan çıkınca bir araba kornası çaldı. Arabadan gülümseyen Serkan indi.
Canım Elifim, buradayım! diye seslendi Serkan.
Herkes bir anda bakakaldı. Marinanın içi kıyıldı, Gerçekten onun kocası mı bu adam? Neden ben değilim… Hem de benden iyi kim var? diye iç geçirdi.
Kızlar, Elif ve Serkanın arkasından bakarken kendi kendilerine düşündüler.
Kimi zaman böyle çiftleri görünce herkesin aklına sorular düşer: Bu adam onda ne buldu? Hani derler ya, erkekler hep güzel ve bakımlılara göz diker, onlarla ufak tefek şeyler yaşar. Ama evlendikleri, hayat arkadaşı yaptıkları kadınlar bambaşka olur. Neye göre seçtiklerini de sormak lazım sanırım, değil mi?




