Yıllar önceydi, hala hatırladığımda içim ürperir… Bir kış sabahı, Ankaraya giden yolun kıyısında, yol kenarındaki kar birikintisinde minicik yavru köpekler terk edilmiş halde bulunmuştu. O zamanlar herkes bu acı haberi işitir işitmez harekete geçti. Daha birkaç saatleri kalmıştı yaşamaya…
Köpek yavrucakları, yaşamak uğruna birbirlerine sıkıca sarılmış, vücut sıcaklıklarıyla ayazı yenmeye çabalıyorlardı. Hala sonbaharın yüzünü göstermesine rağmen, Ankaranın kışı inatla devam ediyordu. Şehirde termometreler 7yi gösteriyordu, ama yol kenarının açıklığında hava 10un altına inmişti. O küçücük kar çukurunda ne kadar hayatta kalabilirlerdi ki?
Karın içine oyulmuş çukur yaklaşık yirmi santim derinliğindeydi. Yavruların yattığı yerdeki kar, kendi bedenleriyle ısıtacak kadar uzun süre beklediklerinden erimişti. Allah tarafından yazılmış başka bir kader devreye girdi o gün… Yol kenarındaki tamirhanenin sahibi, Mustafa Bey, yavruları bulduğunda yanlarından sessizce geçemedi; onları hemen içeri, sıcacık dükkânına aldı. O an ne yapacağını bilememişti, ama en önemlisi o masumları soğukta ölüme terk etmemesiydi. Mustafa Beye gönülden bir teşekkür borçluyduk.
Yavrular minicikti.
Toplamda beş can: Üç erkek, iki dişi. Belki de dört erkek bir dişi o kadar küçüktüler ki henüz tam ayırt edilemiyordu. Mustafa hemen tanıdığı gönüllüleri aradı, ancak kimsenin yavruları kabul edecek olanağı yoktu. Barınağa göndermek de mümkün değildi; yavruların yaşı henüz iki-üç haftaydı. Aşı yaptırmak da imkânsız, çünkü iki aylıktan küçük köpeklere aşı uygulanamaz.
Böylesine minikleri barınağa göndermek, onları ölüme terk etmekle eşdeğerdi. Hastalanıp yaşama tutunamazlardı. Maalesef geçtiğimiz yıllarda benzer bir olay yaşadığımız için acı tecrübemiz vardı. Son zamanlarda, tıbbi bakımlı geçici yuvalarda kalan Gül ve Canın orada olması nedeniyle bu minikler de başka yere alınamamıştı.
O gece yavrular tamirhanede kaldı. Mustafa Bey, güvenlik kamerasından izlediği görüntüleri anlatırken sesi titriyordu; geceleyin bir kadın (onu kadın olarak anmak bile istemiyorum) gizlice gelip yavruları karın ortasına bırakıp gitmişti. Savunmasız, çaresiz yavruları olduğu yerde bırakıp çekip gitmişti.
O yavrucaklar, annelerinden koparıldıklarında, sıcak yuvadan buzul gibi soğuğa atıldıklarında neler hissettiler kim bilir? Bunu yapanın hesabını Allaha bırakıyoruz
Şimdi elimizden ne gelirse yapacağız; bu miniklerin sıcak yuvaları olabilmesi, onlara gerçek anlamda sahip çıkacak yuvalar bulabilmek için uğraşacağız. Sadece bedenlerini değil, kalplerini de ısıtacak, sevgiyle büyütecek ailelere ihtiyaçları var. Gerçekten yaşamı ve sevgiyi hak ediyorlar. Fakat bu hikaye, her hatırladığımda bana bir milletin yüreğindeki merhametin ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlatıyor.




