İntikam soğuk yenen bir yemektir: Kovulan üvey oğul, 15 yıl sonra alacağı için geri döndü
Hayat tuhaf bir şeydir. Bugün zirvedesin, başkalarının hayatına karar veriyorsun; yarın kader, ödenmemiş bir hesapla kapını çalıyor. Bu hikaye, zalimliğin her zaman bir karşılığı olduğunu anlatıyor.
Bölüm 1: Soğuk Kapı
On beş yıl önce, Halil evinin kapısında dikiliyordu. Eşinin cenazesi birkaç saat önce bitmişti, ama içinde zerre kadar merhamet yoktu. Yanında on yaşındaki üvey oğlu Mert, annesinin evliliğinden kalma çocuğu vardı. Çocuk, yıpranmış çantasına birkaç oyuncak ve yedek kıyafet sığdırmıştı.
Halil, avlunun kapısını göstererek buz gibi bir sesle dedi ki:
Artık annen yok. Bana karşı hiçbir hakkın yok. Nereye gidersen git, yolunu kendin bul.
Mert ağlamadı. Başını kaldırıp üvey babasına, yaşına yakışmayacak kadar sakin ve keskin bir bakışla baktı. Hiçbir şey söylemeden arkasını döndü, hızla kararan akşama doğru yürüdü. Bir kere bile arkasına bakmadı.
Bölüm 2: İmparatorluğun Çöküşü
On beş yıl geçti. Halil’in bir zamanlar havalı olan hayatından eser kalmamıştı. İşleri kötüye gidiyordu, borçları birikti, sağlığı da yavaş yavaş elinden gidiyordu. Yarı karanlık ofisinde, defalarca kez önüne gelen Son İhtar başlıklı haciz kağıdına boş boş bakıyordu. Parası yoktu. Umudu da kalmamıştı.
Birden telefon çaldı. Sekreteri titrek bir sesle:
Halil Bey, firmanın yeni sahibi geldi. Sizi hemen toplantı odasında bekliyor, dedi.
Halil alnının terini sildi. Bir gün bunun olacağını biliyordu, ama bu kadar çabuk beklemiyordu.
Bölüm 3: Hesap Vakti
Zorlanan elleriyle ağır ceviz kapıyı itti. Yönetim koltuğunda, arkasını dönmüş şık takım elbiseli bir adam oturuyordu. Halil’in ayak seslerini duyan adam yavaşça döndü.
Karşısındaki Mertti. Büyümüş, kendine güveniyle dikkat çekiyordu; o sert bakışlarını hiç kaybetmemişti. Hafifçe gülümsedi, yüzüne buz gibi bir ifade yerleşti.
Tam on beş yıl önce, bana o gece kapını göstermiştin. Bu anı o zamandan beri bekliyordum, dedi Mert, sesi sakin ama bir o kadar da net.
Halilin dili tutuldu, ne diyeceğini bilemedi. Mert hafifçe öne eğildi, ellerini masaya koydu.
O zaman bana hiçbir borcun olmadığını söylemiştin, değil mi? diye sordu. Bir an bekleyip Halilin şaşkınlığının tadını çıkardı. Yanılmışsın. Bana çalmaya çalıştığın on beş yılı borçlusun. Bugün faizleriyle birlikte almaya geldim.
Halil titreyen sesle fısıldadı:
Mert oğlum acımdan kendimde değildim
Bana öyle seslenme, diye sözünü kesti Mert. On dakikan var, eşyalarını toplaman için. Şurada, masanın üzerinde senin çantan var; şehirdeki en ucuz pansiyona gidecek kadar yol paran içinde. Ne kadar da manidar değil mi?
Mert, pencereye yaklaşıp fethettiği şehre baktı.
On yaşında bir çocuğu sokağa attığında, onun yok olacağını sandın. Ama sen bana bir sebep vermiş oldun: Bir gün dünyanı satın alıp yıkacak adam olmam için. Şimdi hesabımız kapandı. Gidiyorsun.
Halil kamburlaşmış şekilde dışarı çıktı. Koridordaki aynada kendine baktı karşısında çökmüş, yaşlı bir adam vardı. Birden anladı ki: Zayıf olana söylenen her git, bir gün insana en değerli şeyiyle ödetilir.
Kimi zaman hayat, yaptıklarımızın bedelini ödetir. Adaleti geç de olsa bulmak, bazen vicdanın en ağır dersidir. Sizce Mertin yaptığı adil miydi? Yoksa yıllar sonra alınan intikam çok mu ağırdı? Düşüncelerinizi paylaşın.




