Luba, köyüne damat getirdi ama damat ona bir şart koştu…

Canım, geçenlerde çok ilginç bir şey yaşadık. Elif var ya, bizim eski ilkokuldan, memlekete annesinin yanına nişanlısını getirdi Ama adam daha gelmeden şart koymuş kıza!

Ufaklık Yiğit, köyün toprak yolunda uzaktan yaklaşan minibüsü görünce topunu fırlatıp bekleme yerine koşmaya başladı, nefes nefese Kareli gömleği önü açık, sarı saçları rüzgarda havalanıyor. Kafasında tek düşünce var: Anne geliyor! diye içten bir sevinçle koşuyor bizimki. Minibüsten Elif indi ama yalnız değildi; yanında biraz kilolu, gri takım elbiseli bir adam vardı. Adamın elinde çanta, yanında ağır ağır gidiyor, tam bir ben mühim biriyim havasında.

Yiğit hemen annesinin eline yapıştı, sevinçle gözlerinin içine bakıyor. Elif eğildi, oğlunun saçlarını koklayarak Canım oğlum! dedi. Adam da koca elleriyle Yiğitin başında şöyle bir karıştırdı saçı, bayağı ağır eli varmış, çocuk az daha devriliyordu neredeyse. Annem Elifin annesi, Sevim Hanım, hemen masaya davet etti misafirleri. Buyurun, sofraya geçelim, diye.

Teşekkürler, teşekkürler anneciğim, dedi adam, adını sona kadar duymadık ama Serhatmış. Masaya fena donatmışlar, sıcak ekmek, köy tavuğu, bol mevsim salata Adam sofraya bakıp başladı konuşmaya: Valla köyde hayat başka be! Şehirde her şey bürokrasi, ekonomi iyice sıkışık, burada herkes kendi ürettiğini yiyip içiyor.

Yoğurdu, tereyağı, patatesi her şeyi kendimizden, diye Sevim Hanım araya girmekten kendini alamadı, neredeyse türküyü patlatacak.

Elifin babası, Ali Rıza amca, sade biri ama doğru bir adam. Hemen dahil oldu sohbetin içine: Vallahi elimizden geldiğince tarlayı ekiyoruz, yıllardır kombaynın başındayım.

Serhatı da dinle hele, Biz de az değiliz tabii, şehirde biraz torpil bulursam, ablamın marketinden ürün aldırıyorum Elife; öyle kolay kolay da yok onlar, diye böbürleniyor. Bazen yiyecek getirip Elifi şımartıyormuş.

Bizim Yiğit, Serhatın hareketlerini gözlüyordu; belki de köydeki babalar gibi bir baba isterim diye içten içe düşünüyordu. Şehirdeki arkadaşlarının babalarıyla vakit geçirdiğini görünce hep iç çekerdi. Kendini bazen hayal ederdi, babasıyla lunaparka gitmek, futbol oynamak Kim bilir, belki bir gün olur diye.

Elindeyse dedesinin elleriyle yaptığı, tahta bir uçak var. Dede Ali Rıza eski ustalardan, ne kadar ince işlemiş oyuncak uçağı Yiğit yürüdü Serhatın yanına, biraz çekingen: Bakın, dedem yaptı bunu, deyip uzattı uçağı adama. Serhat aldı, ama bir sert çevirdi pervaneyi, pervane anında fırladı gitti! Aa, bu oyuncak da pek sağlam değilmiş, dedi adam, oyuncak Yiğitin eline geri verdi. Yiğit yere düşen pervaneyi aldı, göz ucuyla dedesine baktı.

Dede hemen, Dert etme, hallederiz, diye gönlünü aldı.

Elif de konuyu değiştirdi, Serhat Bey bizim fabrikada müdür. Araba garajlarına bakıyor, dedi.

Adam iyice gerindi, Elbet elbet, öyleyiz, diye koca bir kibirle gülümsedi.

Elif ilk kez evlenmeye niyetlenmişti, aşkla değil, ama nişanlı adamın yaşı başı yerinde, kendi de daha akıllı biriyle yuva kurmak istiyor. Masada Serhata kah kızartma uzatıyor, kah börek, kah koca bir tabak kaymak.

Sonra nefes almaya dışarı çıktılar. Serhat şöyle kollarını iki yana açtı, Dünya varmış be, havası bir başka! dedi.

Serhat, burayı sevdin mi? dedi Elif.

Sorma, bayıldım!

E o zaman dinleniriz biraz, yarın şehirde alışveriş var; Yiğitin de okul forması alınacak, dedi Elif.

E, Elif, niye çocuğu şehre götürüyorsun ki? Burada da okul var ya!

Buradaki sadece ilkokul, dedi Elif.

Bir yıl kalsın burada, sonra alırız. Evde tadilat var ya, mobilya eksik, eski püskü Hem burada sağlıklı, saf süt, meyve, sebze Biz şehirde zaten çalışıyoruz, okul haliyle burada daha iyi olur. Senle de evleniriz, buraya alışınca Yiğiti yanımıza alırız Ne diyorsun?

Dede Ali Rıza kulağını kaşıdı, memnun olmadı. Bu istek değil, Elif, bu şart, dedi, belli ki kıza üzülüyor.

Ertesi gün Elif Yiğitle konuşmaya çalıştı. Yiğit başını salladı, ama bir şey demedi. Sonra Elifle Serhat otobüse binmek için çıkınca, kimse Yiğiti bulamadı. Anneannesi tavan arasına baktı, dedenin atölyesine baktı Yok, çocuk ortada yok.

Daha demin burdaydı, bisikleti de bahçede, dedi Sevim Hanım.

Çıkar, mahalle arkadaşlarıyla oynuyordur. Boş ver, dedi Serhat umursamaz bir şekilde.

Elif ise evi iki kere dolaştı, bahçeden dışarı çıktı Yiğit ise o sırada samanlığın köşesinde saklanıyordu, her şeyi gözlüyor. Çıkmak, annesinin yanına koşmak istedi ama dayanamadı, orada donup kaldı. Çocuk aklıyla anladı ki bu adam gelince birden fazlalık gibi oldu.

Elinde o kırık uçak vardı ve sessizce ağlıyordu. Aslında Yiğit kolay kolay ağlamazdı, geçen yaz dedesi kayıkla suda ona sinirlenip ince bir dal ile hafifçe vurmuştu, ona bile ağlamamıştı. Çünkü dedesinin adil olduğunu bilirdi. Ama şimdi, kimse ona bir şey yapmamışken, gözyaşları şakır şakır akıyor, elleriyle silmeye çalışıyordu.

Akşam oldu, Elifle Serhat gitti. Sevim Hanım, kızına Bak oğlun buradaydı! diye sevinçle açıkladı durumu. Bak güzelim, annen bir ay sonra gene gelecek, biz de sana okul forması alırız, hem dedeni de seviyorsun buradaki hayatı da

Yiğit ise başını eğdi, gözleri doldu gitti, aklı şehirdeki arkadaşlarında. Burada da sevdiği dostları var ama yaz başı gelip, eylül olunca şehre dönmeye alışkındı. Aslında hem şehirde huzurluydu hem de köyden kopamazdı.

Hafta hızlı geçti, Yiğit arkadaşlarıyla top oynadı, oyalandı. Ama annesinin onu almayışına dair hisleri yavaşça azaldı.

İki hafta geçti, birgün Sevim Hanım elinde kovayla dışarı çıkarken bir de ne görsünElif kapıda! Kızım ya, biz seni bir ay sonra bekliyorduk

Elif yorgun bir şekilde yere oturup, Anne, ben kararımı değiştirdim Oğlumu bırakacak değilim! Serhat dediğin, yeni yeni Simgeye, muhasebeciye dadandı. Ablasından aldığı ürünleri ona götürüyor. Çocuğu bana şart koştu, Yiğit köyde kalacak, şehre götürme diye Yok anne, ben oğlumu kimseye bırakmam!

Sevim Hanım biraz buruk baktı kıza, Belki de hayırlısı kızım

Hayırlısı anne, hayırlısı Ben Yiğiti alacağım, formasını, çantasını kopen alırım, ikinci sınıfa kaydediyorum, eski düzenimize dönüyoruz işte. Biz ona muhtacız, ne eksik kattı ki Serhat? Ne hediyesiyle, ne torpiliyle işim olmadı, bana aile lazımdı. Yiğite babalık edecek biri Ama o başka. Bırak anne, oğlum bana yeter.

Bir anda Yiğit bahçede belirdi ve anasını görünce şok oldu. Sevinçle koşa koşa atıldı: Anneee!

Oğlum! Çok özledim seni! Elif oğluna sarılıp yorgun yüzünde mutlulukla bakıyor: Bak ben seni almaya geldim, artık okul açılıyor, hazırlık yapacağız!

Yiğit şaşkın bakışlarla annesine baktı, Yine eski günler gibi yaşayacağız. Sen okuyacaksın, ben derslerini kontrol edeceğim. Hem seni çok sevdiğin futbol kursuna da yazdırırım dedi Elif.

Yiğit çantasına olabildiğince fazla eşya doldurdu; annesinin yükünü hafifletmek istiyor.

Oğlum, yeter, ağır gelir

Bana ağır gelmez anne! Ben güçlüyüm!

Elifin annesiyle babası, onları uğurlamak için durağa kadar yürüdü. Minibüs geldi, farlarını yakıp tozu dumana kattı. Yiğit cama oturdu, dedesiyle anneannesine el salladı, onlar gözden kaybolana dek salladı da salladı.

Elinde, dedesinin tamir ettiği o tahta uçağı sımsıkı tuttu ve annesine gururla baktı. Evine dönüyordu, o güven duygusunun çocuk kalbinde bıraktığı tarifsiz mutluluğu yaşadı. Çünkü en kıymetlisi yanındaydı: annesi, yani dünyadaki en yakın insanı.

Rate article
Lifequest
Luba, köyüne damat getirdi ama damat ona bir şart koştu…