Milyoner, yeni eşi olacak kadını bulmak için mankenler çağırdı, ama küçük kızı hizmetçiyi seçti.
Sözler, Kaan Demirtaş’ın görkemli konak koridorunda yankılandı ve tüm sohbetler bir anda kesildi.
Ünlü iş insanı Kaan Demirtaş, iş dünyasında hep soğukkanlı pazarlık ustası olarak bilinirdi. Zor anlaşmalardan yabancı yatırımcılarla süren çetin görüşmelere, milyonlarca liralık sözleşmelerden otoriter toplantılara kadar her durumda kontrolü elden bırakmazdı. Hayatı boyunca pek çok zorluğun üstesinden gelmişti, ama bu olayı karşısında dili tutuldu.
Kaanın altı yaşındaki kızı Zümra, mermer salonun tam ortasında duruyordu. Üzerinde gökyüzü mavisi fırfırlı elbisesi, kollarının arasında da annesinden kalan oyuncak tavşanı Küçük Zümra, salonun bir köşesinde başını öne eğmiş bekleyen Fadimeye doğruca elini uzatıp işaret etti.
Kaan’ın, bizzat seçtiği birbirinden güzel ve zarif mankenler etraftaydı. Hepsi, göz alıcı ipek elbiseler giymiş, pahalı takılar takmış, şaşkın bakışlarla birbirlerine bakıyorlardı.
Niyet basitti: Kaan, Zümraya yeni bir anne adayı seçtirmek istemişti. Üç yıl önce kaybettikleri eşi Nisanın yokluğu, evde ve yüreğinde koca bir boşluk bırakmıştı; o boşluğu ne başarı ne de parayla doldurabilmişti.
Zümranın hayatına tekrar neşe getiren de hiçbir lüks değil, ona her zaman sessizce destek olan ve konakta yardımcı olarak çalışan Fadime olmuştu. Mankenlerin ışıltısı ve şık davranışları, Kaana göre kızı üzerinde etki bırakmalıydı. Güzel bir kadının yeni anne olmasının, Zümranın yüreğindeki yarayı biraz iyileştireceğini ummuştu. Fakat Zümra, tüm ışıltıyı ve seçkinliği yok sayıp hizmetçileri Fadimeyi seçti.
Fadime şaşkınlıkla elini göğsüne koydu.
Ben mi? Zümra… Canım, ben sadece…
Sen çok iyisin, dedi Zümra bir çocuk ciddiyetiyle. Bana masal okuyorsun, babam meşgul olduğunda yanımda oluyorsun. Ben senin annem olmanı istiyorum.
Salonda fısıltılar dolaştı. Bazı mankenler alaylı bakışlar attı, bazıları şaşkınlıkla gözlerini devirdi. Bir tanesi hafifçe kıkırdadı, ama hemen sustu. Herkes Kaana döndü.
Kaanın yüzü ciddileşti. Nadiren soğukkanlılığını kaybederdi, ama şimdi gerçekten ne söyleyeceğini bilemedi. Fadimeye dikkatlice baktı, bir çıkar arayışı var mı diye anlamaya çalıştı. Fadime ise ondan da şaşkındı.
Kaan Demirtaş uzun yıllardan beri ilk defa söz bulamadı.
Bu olay, konağın her köşesine hızla yayıldı. Akşam olduğunda mutfaktan bahçeye, tüm görevliler bu seçimi konuşuyordu. Mankenler, bir bir konaktan ayrılırken topuk sesleri mermerde yankılandı; ortamda tuhaf bir sessizlik oluştu.
Kaan ofisine çekildi ve bir kadeh konyak aldı. Elinde bardak döndürürken, kızının sözleri aklından çıkmıyordu.
“Babacığım, ben onu seçiyorum.”
Bütün planları altüst olmuştu.
Kaan elinde toplumda hayranlık uyandıracak, zarafetiyle göz dolduran, gece davetlerinde yanında boy gösterecek bir eş hayal etmişti. Ona göre konumunun gerektirdiği şey buydu: Kendine güvenen, asaletli, göz alıcı bir kadın…
Ama küçük kızının seçtiği, sadece gündelik hayatta ona sessizce destek olan Fadimeydi: Gümüşleri parlatan, çamaşır katlayan, Zümraya dişlerini fırçalamayı hatırlatan genç kadın.
Zümra fikrinden vazgeçmedi.
Ertesi sabah kahvaltı masasındayken, küçük elleriyle portakal suyunu sıkıca tutuyordu.
Eğer onun burada kalmasına izin vermezsen, dedi dik durarak, bir daha seninle konuşmam.
Kaanın kaşığı tabağa güm diye çarptı.
Zümra… Fadime, çekingen adımlarla yanaştı: Bay Demirtaş, Zümra daha çocuk, tam anlamıyor…
Kaan sözünü kesti:
O, benim yaşadığım dünyanın farkında değil. Sorumluluğu, itibarı bilmiyor… Ve siz de.
Fadime sessizce başını eğip kabul etti. Fakat Zümra, babasının iş dünyasındaki inatçılığını miras almıştı; kollarını kavuşturup inadından vazgeçmedi.
İlerleyen günlerde, Kaan kızını ikna etmek için her yolu denedi. Ona Paris seyahati, bambaşka bebekler, hatta sevimli bir köpek bile önerdi. Ama Zümra her seferinde başını salladı: Ben Fadimeyi istiyorum.
Kaan, konağın emektar hizmetçisine dikkatle bakmaya başladı. Onun sabırla Zümranın örgülerini nasıl yaptığına, çocuğun her lafını dikkatle dinlediğine, yanında gülüp neşelendiğine tanık oldu.
Fadime, alışık olduğu toplum kadınları kadar şık veya seçkin değildi belki ama onda bambaşka bir sevgi vardı. Lüks parfümler kullanmazdı, ama mis gibi tertemiz ve taze ekmek kokardı. Konuşmaları resmi değildi ama küçük bir kalbi şefkatle tutuyordu.
Kaan ilk defa gerçek bir sorunun karşısında kendi içinde sorguladı:
Yanında parlak bir kadın mı görmek istiyor…
Yoksa gerçekten kızına anne olabilecek birini mi?..
İki hafta sonraydı. Hayır balosunda kızını da yanına almıştı; her şey düzenli ve görünürde kusursuzdu. Zümra, göz alıcı bir prenses elbisesi içinde ama gülüşü çok zorlama.
Müzikler çalıyor, salon misafirlerle doluydu. Kaan birkaç dakika yatırımcılarla konuşmak için ayrıldı.
Döndüğünde, Zümra orada değildi.
Ne oldu? diye sordu heyecanla.
Mısır almak istedi, dedi bir garson utangaçlıkla, ama diğer çocuklar onun annesi yok diye gülmeye başladılar.
Kaanın içi burkuldu. O sırada yanlarına Fadime geldi. Akşam boyunca sessizce izlemiş, Zümranın yanında durmuştu. Hiç tereddüt etmeden diz çöktü, önlüğünün ucu ile Zümranın yaşlarını sildi.
Güzelim, mısır veya dondurmaya gerek yok mutlu olmak için, dedi yumuşakça. Sen zaten gecenin en güzel yıldızısın.
Zümra hızla ona sarıldı.
Ama benim annem yok ki, diye fısıldadı.
Fadime kısa bir duraksamadan sonra Kaana bakıp, nazik ama güven dolu bir sesle dedi ki:
Bir annen var. O seni gökyüzünden izliyor. Ama… şu an için, ben yanında olacağım. Hep.
Çevredeki tüm insanlar duymamış gibi yavaşça susup söze kulak verdiler. Kaan, toplumun yargılayan bakışlarından çok bekleyen gözler hissetti üstünde.
O an şunu fark etti:
Bir çocuğu şekillendiren para veya şöhret değil.
Çocuğu büyüten, sevgidir.
O geceden sonra Kaan’ın davranışları değişmeye başladı. Artık Fadimeye keskin çıkmaz, belli bir mesafe korusa da onu farklı bir gözle izler olmuştu.
Zümra, Fadime yanındayken daha huzurlu, kendine güvenli, çok daha mutlu görünüyordu. Fadime, ona lüks bir ailenin kızı diye değil; küçük bir çocuğa, korktuğunda sarılacak, dizinde yara varsa yara bandı yapacak şekilde yaklaşıyordu.
Kaan, Fadimenin sakin ama sağlam karakterini de fark etti. Lükse hiç özenmez, kendi halinde yaşardı. Sadece görevini yapar, ama Zümra ona ihtiyaç duyunca bir hizmetçiden fazlası olurdu.
O, adeta kızının dayanağı olmuştu.
Kaan, Zümranın odasının kapısında beklerken, Fadimenin huzur dolu sesini dinlemeye alıştı. Yıllardır konağında eksik olan sıcaklığın geri döndüğünü hissediyordu.
Bir akşam, Zümra usulca kolundan çekiştirdi:
Baba, bana bir söz verir misin?
Kaan hafifçe gülümsedi: Neymiş o?
Artık başka kadınlara bakma, olur mu? Ben Fadimeyi çoktan seçmişim zaten.
Kaan hafifçe başını sallayıp iç geçirdi:
Zümra, bu mesele öyle kolay değil.
Neden ki? dedi gözlerini kocaman açarak. Mutluyuz işte. Annem de yukarıdan buna sevinirdi.
Kaan, kızının sözlerinden etkilenip yine sessiz kaldı.
Aylar geçti. Kaanın dirençleri yavaşça kırıldı. Kızının mutluluğunun gurur ve öyle olmalı düşüncelerinden çok daha ağır bastığını kavrayarak…
Bir sonbahar günü, Fadimeyi bahçeye davet etti. Fadime hafifçe çekingen, elleriyle önlüğünü düzeltiyordu.
Fadime, dedi Kaan bu kez yumuşak bir ses tonuyla, sana haksızlık ettim. Özür dilerim.
Fadime hızla başını sallamak istedi:
Çok da önemli değil Beyim. Ben yerimi biliyorum…
Senin yerin, dedi Kaan yavaşça, Zümranın yanında. Ve galiba bizim de…
Fadime, şaşkınlıktan gözlerini kaldırdı:
Efendim… Şey, siz yani…
Kaan derin bir nefes aldı:
Zümra seni aylar önce seçti ve ben bunu ancak şimdi anladım. Bizim ailemize katılmayı kabul eder misin?
Fadimenin gözleri doldu, bir süre konuşamadı.
O esnada üst balkondan bir çocuk sesi sevinçle cıvıldadı:
Bak baba, sana demiştim! O olacaktı!
Zümra, ellerini çırpıyor, kahkahası bahçeyi dolduruyordu.
Düğün çok sade gerçekleşti; ne gazeteciler ne büyük gösteriler… Bir avuç yakın dost, akrabalar ve Zümra, Fadime’nin elini bırakmadan nikah masasına kadar beraber yürüdü.
Kaan altar başında, Fadimeye bakarken yıllarca inşa ettiği tüm ihtişamdan daha değerli bir gerçeği kavradı. Onun mirası, serveti, şanı değil; asıl temeli sevgiydi.
Tören biterken, Zümra mutlulukla parladı. Fadimenin eteğine tutundu:
Gördün mü anneciğim? Babaya demiştim.
Fadime, eğilip onu alnından öptü:
Evet güzelim, demiştin.
Ve Kaan Demirtaş o an sadece bir eş değil, satın alınamayacak bir şeyi bulduğunu fark etti:
Ailesini.




