Odaya girmemem gerekirdi. Yıllar geçmesine rağmen hâlâ bazen bunu düşünüyorum. Şehirdeki insanlar bana başlarıyla selam verirken büyük bir iş başarmışım gibi bakıyor ama gerçekte o gün sadece araba anahtarlarını hastaneye geri getirmek için gitmiştim. Her zamanki işim, yüzlerce defa yaptığım bir şeydi bu. Hayatım boyunca yollardan hurda arabalar toplamış, enkaz çıkarmış bir adamdım. O yüzden hastanede fazla oyalanmak, zaman kaybetmek hiç istemezdim.
Çıkmaya hazırlanırken, koridorda bir odanın önünden geçerken hafif bir hıçkırık sesi duydum. Ne ağlamaya ne konuşmaya benziyordu; sanki biri elindeki son güçle susmaya çalışıyor ama dayanamıyordu. Nedenini bilmeden adımlarım yavaşladı, kapının aralığından içeriye göz gezdirdim.
O an, oradan öylece gidemeyeceğimi fark ettim.
Yatakta yatan, narin ve solgun, yedi – sekiz yaşlarında bir çocuktu. Başını zorla bir yastığa dayamış, nefes almakta güçlük çekiyor, kolundan serumlar sarkıyor ve yüzünde zaten çoktan çocukluğunu yitirmiş bir yorgunluk vardı.
Ama beni asıl etkileyen başka bir şeydi.
Küçüğün göğsüne tünemiş yatan bir köpekti. Sapsarı, bakımsız, oldukça zayıf bir sokak köpeği… Tüyleri karma karışıktı, bir bacağı gelişigüzel sarılmış. Kaburga kemikleri dimdik belli oluyor, gözlerindeyse, fazlasıyla itilip kakılmışların bildiği bir tedirginlik vardı. Ama çocuğun yanında, sessizce yatıyor, onu korur gibi bir hali vardı.
Çocuğun ince eli, köpeğinin tüylerine tutunmuş.
Nasıl olduysa önce ben konuştum:
Merhaba…
Çocuk yavaşça başını çevirdi, bana baktı. Gözlerinde korkudan çok derin bir yorgunluk ve sanki hayata küsmüş bir rica vardı.
Titreyen eliyle hemen yanı başındaki cam kavanoza uzandı. İçinde neredeyse ağzına kadar dolu bozukluklar… Onu bana doğru itekledi, sesi zar zor duyuluyordu:
Lütfen…
Daha da yaklaşarak, kısık sesle sordum:
Nedir, canım?
Önce köpeğine, sonra tekrar bana baktı. İçimde bir şeyler, o an sözünü bitirmeden darmadağın olmuştu bile.
Bunu alın… Kavanozdaki bütün param… Ne olur köpeğimi alın… Annem öldü, üvey babam onu hiç istemezdi. Ben gidince onu sokağa atacaktır. Lütfen, onu saklayın…
Duyduklarım içime bir ok gibi saplandı. Hayatım boyunca çok kötü şeyler gördüm. Trafik kazalarından paramparça olmuş araçları, bir anda her şeyini kaybeden insanları… Ama böyle bir çaresizlik o güne kadar hiç bu kadar dokunmamıştı bana. Karşımda küçücük bir çocuk vardı ve kendini değil, öldükten sonra köpeğinin başına ne geleceğini düşünüyordu.
Kavanozu elime aldım, tekrar masaya koydum ve dedim ki:
Paranı istemiyorum. Köpeğini ben alacağım. Söz veriyorum; o iyi olacak, ona hiçbir şey olmayacak.
Çocuk bana öyle bir baktı ki… Sanki inanmaktan korkuyordu. Sonra usulca başını salladı ve köpeğinin tüylerine iyice sarıldı.
Ama asıl asıl olay ondan sonra başladı, beklemediğim bir şey öğrendim.
Odayı adeta başka bir insan olarak terk ettim.
İlk iş olarak hemen çocuğun doktoru ile konuştum. Meğer, hâlâ bir şansı varmış. Tek ihtiyacı çok pahalı bir ameliyatmış.
Annesi yıllar önce vefat etmiş; üvey babasıysa doktorların anlattığına göre çoktan vazgeçmiş, sabırsızlıkla bekliyormuş. Çocuğa harcamak istemiyor, çocuğa dair hiçbir şeye elini sürmüyormuş. Umursamaz, bencil bir adam…
O akşam atölyeye döndüm, bütün arkadaşlarıma olanları anlattım. Varlıklı tanıdıklarımız yoktu, büyük imkanlarımız da. Ama vicdanımız, bu çocuğun çaresizce ölüp gitmesine izin vermeyecek kadar güçlüydü.
Ne yapabiliyorsak yaptık. Kimimiz birikimlerini getirdi, kimimiz eski aletlerini sattı, kimimiz eski dostlardan yardım istedi, kimimiz sokak sokak gezip herkese derdini anlattı…
Köpeği yanıma aldım. Güzelce yıkadım, veterinerde iyileştirdim, karnını doyurdum. Gün geçtikçe köpek de alıştı, kimsenin ona zarar vermeyeceğini biliyordu artık.
Zamanla gereken para toplandı, ameliyat yapıldı. Çocuk kurtuldu. O gün köpeği ona geri götürdüğümde… O anı hayatım boyunca unutamam.
Köpek önce kapıda durup tereddüt etti, sonra bir anda yatağa doğru koştu. Hemşire başını çevirdi, gözleri doldu. Çocuk köpeğine sarılırken sessizce ağladı; bu sefer korkudan değil, mutluluktan.
İşte öyle bir gündü o. Kocaman bir şehrin ortasında, küçücük bir kalbin en çok, bir dosta ihtiyaç duyduğu gün.




