İki ay boyunca 56 yaşındaki bir hanımı İstanbul’un en seçkin restoranlarında ağırladım, ancak onu evime davet ettiğim anda kadın bir anda gerçek yüzünü gösterdi

İki ay boyunca 56 yaşındaki bir kadını İstanbulun en güzel restoranlarında gezdirdim. Ama onu evime davet ettiğim anda, kadın o an maskesini düşürdü.

Beş yıl önce, sessiz sedasız bir şekilde eşimle boşanmış ve tek başıma yaşamanın sade, alışılmış düzenine alışmıştım. Fakat son zamanlarda fark ettim ki, akşam eve yalnız dönmek içimi burkuyor; evin sessizliği soğuk bir gölge olmuş, salonda dolaşıyor.

Ben 56 yaşındayım, Allaha şükür sağlığım yerinde, enerjim hâlâ var. Bir cesaretle bir arkadaşlık sitesine üye oldum; belki de yanında hayatı paylaşacağım bir kadın bulurum dedim. Meğerse ne şanslıymışım! İlk günlerin sohbetlerinde fark ettim; gerçekten ilginç biriyle karşılaşmışım.

Profili kısa ve netti:

Şule, 56 yaşında, dul, ciddi ve dürüst bir bey arıyorum.

Fotoğrafında sade, sıcak gözlü bir kadın duruyordu. Yazışmamız hemen başladı. En baştan söyledim: Sanal bir oyunun peşinde değilim, gerçek bir kadının sofrasında, yolculuğunda yanında olmak istiyorum. O da kabul etti, hafta sonu İstanbulun Taksim Meydanında buluşmaya karar verdik.

İlk buluşmamız güzeldi. Saatlerce sokaklarda dolaştık; bahar güneşi bile üzerimizde dans eder gibiydi. İşinden, torunlarından bahsederken ben dikkatle dinledim. En çok hoşuma giden şey, sükûnetiydi, lafı hiç dolandırmaması. Sonra bir kafeye davet ettim, hesabı ben ödedimeski toprak adamım, hanımefendiyi davet eden hesabı öder.

Tatlı bir çikolata-buket dönemi başladı. Çikolataları, çiçekleri ben aldım, zamanımızı ikimiz birden harcadık. Her cuma ve cumartesi kültür akşamları düzenliyorduk. Cimri biri değilim, ama bu iki aylık ilgi, davranış, gezme ve yeme maliyeti şimdi hesaplarsam biraz tuhaf bir rakam çıkıyor ortaya.

Sürekli tiyatroya gidiyor, sonra mutlaka restorana uğruyorduk. Program tekrarı hiç bitmedi: Bazen taş işleme sergisi, bazen bir konser, bazen Boğazın kenarında, ağaçların altında uzun uzun kahvaltı.

Ben de hep bir centilmen gibi davranmaya çalıştım, sanki yavaş yavaş yakınlaşıyoruz sandım. O da baharın ferah havasında bana sarılıp:

Kadir, seninle vakit geçirmek o kadar güzel ki, tam anlamıyla gerçek bir beyefendisin, diyordu.

Tabii ki bu sözler egomu okşuyordu.

Karanlık sinemada ilk çanlar

Şimdi dönüp bakınca, aslında bazı şeyler apaçık ortadaymış.

Her şeyden önce, bir kez bile beni evine davet etmedi. Çay içmeye, sohbet etmeye… Hep bir bahane: Ayy ortalığı toplamadım, Bugün torun bende kalıyor, Çok yoruldum işten, gel en iyi kafede oturalım. İlk başta utangaçlık sandımyalnız kadın, evinde erkeğe alışık değildir, dedim. Yoğun ısrar etmedim, doğru zamanı bekledim sadece.

Bir de yaş mevzusu… Eğlence, seyahat, restoran lafı olunca; gençleşiyor, her türlü enerjiye sahip oluyordu. Hafta sonu bir yerlere gitmek, havuza girmek, tiyatroya gitmek konusunda anında gönüllü. Ama mevzu kişisel yakınlığa gelince birden huysuz bir büyükanneye dönüşüyordu.

Bir akşam, sinemada, son sırada, elimi usulca dizine koydum. Sadece elim, fazlası yok. Bir anda sertçe elimi çekti, ama kibarca:

Kadir, insanlar görür!

Şule, salonda karanlık, etrafta kimse yok ama…

Fark etmez, bu yaşta böyle şeyler yakışmaz. Biz artık lise talebesi miyiz?

Biraz tutuculuğuna verdim, belki de bu kadar sınırlarına sadık bir hanımefendi… Kendimi kasmaya başladım. Nihayetinde on altı yaşında değiliz. Altı ay kaybedecek vaktimiz yok; dokunmazsan, o ilişki kırk yılı bulamaz.

Bir de dert anlatmayı seviyordu. İnsan bu yaşlarda dizinden, tansiyondan şikayet eder olur; normal. Ama o neredeyse gururla uzun uzun, hangi ilacın daha iyi gelmesinden, hangi ağrının ne zaman tuttuğuna kadar anlatıyor… Bazen akşam boyu.

Ben de can kulağıyla dinliyorum, gerçekten üzülüyorum, hastaneye gitmesi gerekiyorsa yardımcı da olayım diyorum. Ama bir gün ona haftada iki gün havuza gittiğimi anlatırken suratını ekşitti:

Ne gereği var öyle uğraşların? Kalbini yorma, otur evde kitap oku, dinlen. Bizim yaşımızda spor mu yapılırmış!

Ben ise koltukta pineklemek istemiyorum, hâlâ yaşam doluyum.

Gerçekler ve utanç üzerine garip bir ders

Dün nihayet karar verdim: Bu iş böyle havada kalmaz. İki ay, insan tanımak için yeter.

Bir Gürcü restoranında akşam yemeği yedik, hınkali söyledik, yanına iyi bir şişe yerli şarap açtık. Havası yerindeydi, gülüp şakalar anlattı, neşeyle masada döndü. Dedim, artık zamanı; açık açık konuşmak gerekir.

Yemekten sonra arabaya geçtik. Dışarıda yağmur çiseliyordu, içerisi sıcaktı, radyoda hafif eski şarkılar. Elini tuttum, bu sefer kaçırmadı.

Şule, diyorum, istersen bana geçelim, sohbet ederiz çay içeriz, biraz müzik açarım.

Bir an tüm vücudu düğümlendi, gülümsemesi kayboldu.

Kadir, neyi kast ediyorsun tam olarak?

Kast etmiyorum, açıkça söylüyorum. Hoşlanıyorum senden. Ben yalnızım, sen de öylesin. İki aydır görüşüyoruz. Biraz daha yakın olmak istemem tuhaf mı?

Bu noktada uzun bir nutuk attı; yaş, ayıp, yüksek maneviyat, adeta şok içinde kaldım:

Farkında mısın ne söylüyorsun? Ciddiyetle. Bunlar gençlerin işi, hayat devamı için. Bizim yaşımızda öyle şey yakışır mı? Düşünsene, çıplak nasıl görüneceğiz? Bende yağ, sende göbek! Bizim yaşta esas olan manevi yakınlık, dostluk, yardımlaşmadır. Sen sadece ilkel arzularını düşünüyorsun!

Duyunca nutkum tutuldu. Sanki yıllarca ertelediğim bir yasakla karşılaştım. İki aydır kadına yemek ısmarladım, her yere götürdüm; şimdi kadın, istediğim ilgiyi ayıp diye başımdan savıyor.

Ya bırak Şule, hangi göbek? Ben hâlâ salona gidiyorum, fena da sayılmam. Sen de yaşına göre gayet iyisin. Niye kendi elinden gençliğini gömüyorsun? Kim dedi elli altıdan sonra hayat bitti diye?

Toplum böyle kabul eder! aniden sesini yükseltti. Bu yaşta kadınlar torun büyütür, domates diker. Erkekle öyle şey konuşulmaz. Çocuklarıma rezil olmam…

O an dayanamayıp, içimde birikenleri döktüm:

Sen zaten bir erkekle hayatı paylaşamak istememişsin! İki ay benimle yedin, gezdin, en güzel tiyatroları gördün. Hani masum bir sohbete evet, ama gerçek bir ilişkiye gelince fırtına koptu. Utanmadın mı bana hayvanca bakmaktan şikayet ederken bütün bunları kabul ederken?

Yüzü kireç gibi oldu ama utanç değil, öfkedendi.

Yani diyorsun ki, iki tabak yemeğe adamın kollarına atılmak zorundayım!

Aman lütfen, yanlış anlamı bırak gayet sakin dedim içim içimi yerken Ben sadece güzelce uğraştım, ilişkilerin doğasında yakınlaşma var. Ama sen rahat araba, restoran, tiyatro aramışsın…

Bir anda kendini dışarı attı, sertçe kapıyı çarpıp apartmana koştu. Ardından bakarken, öfkem içimi dağladı. İçimden sordum kendime: Gerçekten ayıp mıydı? Ben mi hatalıyım, elli altı yaşında bir adama yakınlık isteği yakışmaz mı? Neden bazı kadınlar, ömürlerinin ardından hayatı piyano tuşlarına sıkıştırıyor?

Onun numarasını sildim, site profilimi de sildim. Bir süre kimseyle görüşmemem lazım.

Artık kararım kesin: İlk buluşmada yakınlığa dair düşüncesi neyse, açık açık duyacağım. Yine yaşlılık, torunlar hayatın anlamı anlatılırsa, hemen hesabı bölüşür, güle güle derim.

Sizce ben mi hatalıyım? Yoksa elli altı yaşında bir kadına yakınlık teklif etmek ayıp mı? Bu yaştaki hanımlar neden hâlâ yeni hayatlardan korkar, kim söyledi onlara zamanınız geçti diye? Yağmurun altındaki o apartman kapısında, cevapsız sorularla uyandım.

Rate article
Lifequest
İki ay boyunca 56 yaşındaki bir hanımı İstanbul’un en seçkin restoranlarında ağırladım, ancak onu evime davet ettiğim anda kadın bir anda gerçek yüzünü gösterdi