Üvey Kızım
Ben Melihle tanışıp birbirimize aşık olduğumuzda, Zeynep henüz altı yaşındaydı. Babasız büyümüş bu ufaklık, sevgiye o kadar açtı ki, aramızda ne alışma dönemi ne de soğukluk oldu. Evimiz şen şakrak, huzurlu bir yerdi tabii ki o malum yaş dönemi gelip çatana kadar: ergenlik!
Sen benim babam değilsin! diye bir gün Zeynep feryat etti.
Babam değil miyim yani? Pardon da, bunca yıldır senin arkadaşlarından şikayetlerini dinleyen, veli toplantılarında sana sahip çıkan ben değil miyim? Evdeki son çikolatayı gizleyip, moralin bozulduğunda sana süper kahraman edasıyla veren kimdi? Komşunun yaramaz kızı Eylülden arakladığın bebeği hemencecik iade operasyonuna girişip, gece vakti gizlice apartmanlar arasında robotmuş gibi hareket eden ben değil miyim? Bunu babama anlatmamam gerek diye sır yoldaşı olan kimdi sanki? Hem, daha birkaç yıl önce baba kelimesinin ağırlığı üzerine ciddi bir mutabakata varmıştık. E çocukluğundan beri bana baba diyorsan, bu rütbem nereden eksildi şimdi?
Düşünceler arasında kalbim mandalina gibi ezildi, ama asla belli etmemem gerekiyordu. Bir kere ben erkeğim (evdeki unvanımı korumam lazım), ayrıca ona alınmam sorunu çözmez, daha da büyütür.
Argümanını aldım, dedim, askeri selam çakar gibi kaşımı kaldırıp. O zaman yeni ilişkimiz hakkında konuşalım mı? Baba olmayan ve kızı olmayan insanın hakları, yükümlülükleri falan
İçim paramparça ama hareket tarzım doğruydu. Ona gereken özgürlüğü vermeliydim; tabii kendi çizdiği sınırlar dahilinde. Fakat Zeynep beni yine ters köşeye yatırdı ve surat asarak, Hiç konuşmak istemiyorum, dedi, kapıyı da yüzüme çarptı. Küçükken bile böyle tripleri yoktu. O minik kız her zaman ne istediğini net anlatır; birlikte makul bir yol bulurduk. Hani, çatıdan atlayıp uçamazsın deyince, internetten resimli sunum hazırlayıp kazalara dair görseller göstererek ikna ederdim. Birinci sınıfta, Arda ile evleneceğim, onun evine taşınacağım dediğinde, Yasal olarak mümkün olduğunda ben taşınmana yardım edicem demiştim de, çocuk bir ay sonra vazgeçmişti zaten.
Her şey konuşulurdu, şimdi ise istemiyorum ve babam değilsin dönemi Eski Zeynep, yulaf lapasını neden sevmediğini bile cümleyle anlatırdı:
Tatlı değil ve üzerinde kaymak var!
Ne güzel ya! Gayet mantıklı, net gerekçe. O zaman ya annesi başka bir lapa pişirir ya da pastadan bir dilim hemen servis edilir (yaklaşık üç kilo süt tozu içeriyor, reklama bakılırsa).
Kapıya yaslanıp gözümü ahşap damarlarında gezdirdim, bir yol, bir çıkış aradım ama sonuç; omuz silktim ve gittim. Hayat bize ne gösterecek bakalım
Melih, Zeynepin değişimine sükûnetle yaklaşıyordu. Ben de gençken babam, evden gitsem de kurtulsam diye dua ederdi, derdi. Zamanla hormonlar yerini bulacak, geçer, diyor. Ama kiminki ne zaman düzelir, belli mi olur? Doğrusunu söylemek gerekirse, ben Zeynepsiz halimize alışamadım. Akşamları spor kanalını birlikte izleme, Melihin saç boyasını haftada iki defa değiştiren arkadaşı Yasemin ile gülme fırsatım da kalmadı.
Sonraları Zeynep arada bir kozasından çıkıyor, ama daha agresif hallerle dolaşıyordu. O aydınlanma anlarının saatini sadece kendisi biliyordu. Böyle normal haline dönünce seviniyordum tabii.
Kızlar, haftasonu doğaya kaçalım mı? dedim bir gün Sıcak hava, oltalar, çadır!
Zeynep, hadi gidelim değil mi? diyerek Melih de oyuna katıldı.
Ben sizin gibi balığa gitmem! Kendi oltanızı taşıyın, olta takımı sülalesi! dedi ve bir gürültüyle kapıyı çarptı. Daha beş dakika önce dünyalar onundu, bir anda mevsim kasırgası koptu evde.
Demek balıktan da vazgeçti, deyip ellerimi yana açtım.
Bir süre sonra Zeynep bir gün eve gelmedi Telefonu da açmıyor! Tüm arkadaşlarını aradık, ben de yerimde duramayıp kızımı aramaya koyuldum. En önce eski dostu Emirin yanına uğradım; ne zamandır görüşmüyorlarmış.
Hiçbir fikrim yok, dedi Emir, surat asık.
İpucu yok mu?
Sıkıcı olduğumu söylediğinden beri ilişkimiz koptu.
Beni de babası saymıyor, ama halen peşindeyim, dedim, eski dostluğumuz var ya hani?
Çıkıp giderken arkamdan seslendi:
Dur, belki Keremle beraberdir.
Kerem kim?
Diğer sınıftan. Ama pek aklı başında biri sayılmaz, uğraşmak istemezsiniz.
Bilakis! Yerini göster.
Ben gelmem, dedi Emir.
Bazen insanlar yardım ister, kabul etmese de. Hep güçlü birisin sandım, bırak bir lafa takılıp köşeye çekilme.
İç çekerek geldi benimle.
Bir blok garajın önünde, uzaktan müzik sesi İstersen arabada bekle, dedim.
Korkmam, dedi.
Garajın önünde bir avuç genç ve bir kız, Zeynep ortada yok. Müziği bastırarak sordum:
Zeynepi arıyorum, yanında mı?
Ne bu, Kayıp Kızlar Birliği misin? dedi, güldüler.
O sırada Zeynep garajdan çıktı.
Ne işin var burada? diye bağırdı.
Seni almaya geldim.
Yolu biliyorum!
Şüphesiz, ama akşam geç saat Polisten almak istemem seni, hadi prenses, taksi hazır.
Suratını astı ama geldi, Emire de hain! diyerek.
Sonra eve geç gelir oldu. Ben neredeyse her gün o garaja yürüyüp, sırf üvey taksici diye alay edilmeye göğüs gererek alıp eve yolluyordum. Bir akşam Kalsam ne olur? diye tutturdu.
Ne istiyorsun? diye bağırdı. Bırak beni! Ben büyüdüm! Ne zaman istersem o zaman gelirim.
Yapacak bir şey yok Yönetmeliğe bak, Türk Medeni Kanunu, çocuk haklarını okumalısın, dedim.
Hayda, sen de git başka yerde konuş
Merak etme, hiç gitmem, nereye gönderirsen gönder.
Keşke annemle tanışmasaydın, keşke olmasaydın! dedi yine koltuğa oturarak.
Bu laflar adeta kalbime taş oturttu; yol boyunca gözlerim doldu. O an Bırakayım gitsin mi? dedim içimden. Ben kimim ki? Annesinin eşi, yabancı biri Ama sonra içimden dedim ki, ya tökezler, yardım ister ama ben olmazsam? Adı ne olursa olsun, rotamdan dönmeyeceğim.
Bir süre sonra mekân değişti: başka bir garaj, orada burada toplanmalar Emirin yardımıyla birkaç potansiyel adres öğrensem de, Zeynep yok. Eve isterse geliyor, gecenin yok vakti. Melih de tüm telaşını saklamaya çalışıyor, huzuru bozmamak için Sakinim maskesiyle dolaşıyor.
Bir gece uykusuzluk nöbetinde telefonum çaldı. Emir arıyor. Zeynep bir apartmanda, çıkamıyor.
Adres biliyor musun?
Ev numarasını söylemedi ama tarif etti, bulurum.
Süpersin! Hemen gel.
Melih bana baktı, dudakları titriyor.
Sen evde kal, panik yok. Bize de hemen mücver ya da krep yap, geceleri açlığıma hakim olamam. Aç şoförden hayır gelmez. Bekle bizi, dedim, dudağına öpücük kondurdum (tuzlu bir tat geldi, kesin gözyaşı).
Emiri alıp İstanbulun gecesinde bastım gaza. Arka sokaklar sakin, ama Taksim tarafı gececiyle dolu, taksiler cirit atıyor, deliler gibi araba kullanarak yol aldık. Yolda iki sarhoş adam, yolun ortasında bira içiyor, ufak çapta trafik kazası atlatıyoruz.
Sonunda apartmana geldik; Emiri araçta bıraktım. Ben gidip bakayım, ayın hangi evresindeyiz, vampir var mı, dedim, çaktırmadan. Apartmana bir komşu çıktı, peşinden sızdım. Dairelerin çoğu bomboş, iki kat boşa gezdim, bazıları kapı bile açmıyor; üçüncü katta insomnia sahibi bir yaşlı kadın buldum.
Şu binada üç şüpheli daire var! dedi kadın. Hepsi de torbacı dolu!
Sahiden mi? dedim hafif gülerek.
Evet, gözümle gördümbizzat enjekte ettiler o zehiri!
Kadının abarttığı bariz ama lafın da boş olmadığı kesin.
Adresleri not ettim, ilkinde hafif alkollü biri, misafiri yorgun bir kadın ve süper akıllı, safkan bir kangal köpeği. İkinci dairede hayat yok, zili beş kez çaldım, tık yok.
Son kata çıkarken kalbim avuçlarımda attı. Tam doğru kapının önüne yaklaşınca bir kız çıktı, Zeynep sanıyorumama bakışları bambaşka; donuk, cansız. Tüylerim ürperdi. Korkuyla kapıyı açıp içeri daldım; Zeynep! diye bağırırken ortamda bir grup genç, ayakta sallanıyorlar, boş şişeler, sanki savaş alanı.
Bir anda banyodan fısıltı duyuldu:
Baba! Baba! Zeynepin sesi; hemen kapısına koştum, kapıyı çektim, zayıf kilidi hemen kırıldı.
Baba! diyerek bana sarıldı, o an başka kimse yoktu yanında, korkudan banyoda saklanmış.
Çıkarken merdivende polislerle karşılaştıktitiz yaşlı teyze devreye girmiş. Polis sordu:
Mecbur mu tuttular? Bana döndü.
Ben aslında üvey babasıyım, dedim.
Hayır, o benim babam! dedi Zeynep, yüksek sesle.
Evde, Melihin gözyaşıyla tuzlanmış ama nefis kreplerini yerken, Hayat jonglörü olmak kolay değil, diye nutuk attım. Siz ikiniz olmadan hayatımın çayı şekersiz, dedim, Kovsanız da, odaya alan bırakmasanız da, ben burada olacağım hep. Aptalca öğütlerimle onları güldürdüm, onlar da yan yana oturup yanaklarına ellerini dayadı, gülümseyerek dinlediler.
Canım onlar ya. Benimkiler.




