Adım Şehnaz Özmen.
Kocam Onur Özmen için ben sıradan bir kadındım. Gösterişten uzak, güvenilir, fazla öne çıkmayan… Zamanla alışkanlık haline gelip adeta görünmez olan o eşlerden.
Ama asla bilmediği bir şey vardı: Biz evlenmeden çok önce, ben zaten Ege kıyılarında, Alaçatının eteklerinde yer alan lüks Gümüşçay Otel ve Konaklarının tek sahibiydim. Babaannemden kalan bu değeri hep gizli tutmuştum.
Tek istediğim, varlığımdan ve kişiliğimden dolayı sevilmekti, sahip olduklarım için değil.
Fakat, gerçekler hayatıma sert bir şekilde sızdı.
Cuma sabahı Onur yine bir iş seyahati bahanesiyle çıkıyordu.
Bir yönetim semineri, Şehnazcığım, çok da önemli bir şey değil, dedi.
Gerçekteyse, sevgilisi Derya Karabey ile kendisine lüks bir hafta sonu organize etmişti hem de benim otelimde!
İşin ironisi şu ki, o gün ben de tesise ani bir denetime gelmiştim. Hiç hazırlıksız, keten şort, beyaz bir tişört ve sandaletle dolaşıyordum.
Sonra onları gördüm.
Onur ve Derya, el ele vermiş, gayet rahat ve samimi yürüyerek geldiler. Derya pahalı bir mayo, kocaman güneş gözlükleri ve dünyayı kendisine borçlu sanan bir tavır içindeydi.
Burası harika, fısıldadı Derya. Gerçekten böyle bir yeri karşılayabiliyor muyuz?
Onur gülümsedi.
Merak etme. Şehnazın kartını kullandım. Asla kontrol etmez. Çok fazla güveniyor.
İçim buz gibi oldu.
Resmen sevgilisiyle benim paramla, benim otelimde keyif çalıyordu.
Resepsiyona yöneldiler. Bahçedeyken yanlarından geçtim; Derya bana küçümseyici bir bakış attı.
Affedersiniz! dedi sertçe. Hizmet nerede? Bu bavulumu alır mısınız, çok ağır!
Olduğum yerde kıpırdamadım. Yüzündeki gülümseme dondu.
Duymazdan mı geliyorsunuz? Onur, şu çalışanıma bak
Onur döndü.
Bir anda yüzü uçuk beniz aldı. Şoka girmişti ama asıl şoku az sonra yaşayacaktı.
Ş-Şehnaz?
Derya kaşlarını çattı.
Tanıyor musun bunu?
Ben hiç bozmadım, gülümsedim.
Merhaba Onur. Ne oldu, seminer nasıl gidiyor?
Burada ne işin var? kekelerken sordu. Beni mi takip ettin yoksa?
Derya kıkırdadı.
Dur bir dakika Bu senin karın mı? Şimdi anlaşıldı, neden değişiklik istemişsin. Çalışan gibi bile durmuyor!
Sonra resepsiyona yöneldi.
Bunu buradan attırmak istiyorum. Keyfimi kaçırıyor. Hemen en iyi suit odası istiyorum. Şimdi!
Resepsiyonist bana endişeyle baktı. Hafifçe başımı salladım.
Elbette hanımefendi. Lütfen VIP bölümümüze buyurun.
Derya zafer kazanmış gibi sırıttı. İki güvenlik görevlisi önde, ben uzaktan onları takip ettim.
Yavaşça Deryanın yüzü gerildi.
Nereye gidiyoruz? Bu yol değil ki.
Servis bölümü, personel çıkışı ve otoparktan geçtik. Bir anda durdu.
Bu bir şaka mı?
Buyurun hanımefendi, geldiniz.
Affedersiniz?! Müdürü çağırın!
Genel müdür çıktı ortaya. Koyu renk takım, ciddi bir duruş. Sahneyi süzdü, sonra bana döndü.
İyi günler, Şehnaz Hanım. Şehnaz Hanım, Gümüşçay Otel’in sahibidir. Onur Bey ile ilgili tüm hesaplar derhal kapatılmıştır.
Deryanın yüzü bembeyaz oldu. Gözlüğümü çıkarıp yüzüne baktım.
Derya, burada çalışmıyorum. Burası bana ait.
Onura döndüm.
Gerçekten saflık, eşini kendi parasıyla kendi otelinde aldatmakmış.
O, yerle bir oldu.
Şehnaz, ne olur
Hayır.
Güvenliğe dönüp dedim ki;
Lütfen bu kişileri çıkarın. Süresiz giriş yasağı uygulayın.
O akşam, Ege denizinin kıyısında bir kadehle günbatımını izledim. Yalnızdım ama özgürdüm. Birkaç hafta sonra Gümüşçay Kadınları etkinliğini düzenledim; hayatını yeniden kurmaya çalışan kadınlara yönelik bir program.
Bu bir ihanet değil, bir uyanıştı. Yanlış adamı kaybetmek bazen hayatında hak ettiğin yeri geri kazanmanın tek yoludur.




