2018 yılında, 34 yaşındaki Mehmet Karabaş, Ankara’nın Haymana ilçesinde yoksulluktan kurtulma hayalleri kuruyordu. Kafasına koymuştu; dağ başında domuz yetiştirip köşeyi dönecekti. Hemen Haymana’nın eteklerinde kullanılmayan bir dağ yamacını buldu ve domuz çiftliği kurmak için kiraladı.
Tüm birikimlerini bu işe gömdü; yetmedi, Ziraat Bankasından da kredi aldı. Domuz ağıllarını inşa etti, artezyen kuyusu kazdırdı, gidip otuz tane domuz yavrusu satın aldı.
İlk domuzları dağa çıkardığı gün, 31 yaşındaki eşi Reyhan’a gururla şunları söyledi:
Bekle beni, bir sene sonra kendi evimizi dikeriz.
Ama hayat, televizyondaki köylüden iş adamına hikayeleri gibi cilalı gitmedi tabii.
Daha üç ay geçmeden, Avrupadan gelen domuz gribi Anadoluya sıçradı. Çevredeki çiftlikler birer birer kapanmaya başladı. Virüs yayılmasın diye bazı köylüler tüm ağıllarını ateşe verdiler. Haftalarca dağın üstü is ve duman altı oldu.
Reyhan korkuya kapıldı:
Hayattayken satalım şu hayvanları, diye yalvardı.
Ama Mehmet inatçıydı.
Geçer bu da, biraz daha sabretmemiz lazım, dedi.
Sürekli endişelenmekten, uykusuzluktan yorgun düştü. Sonunda Sincan Devlet Hastanesine kaldırıldı, sinir ve aşırı yorgunluktan. Bir ay kadar kayınvalidesinin köyünde gölgede dinlendi.
Geri dönüp dağa çıktığında, domuzların yarısı gitmişti bile. Yem fiyatları iki katına çıkmıştı. Banka ise arayıp Aylık kredi taksidiniz diye sık boğaz ediyordu.
Her gece, sac çatıyı döven yağmur altında Mehmetin içi parça parça olmuş gibi hissederdi.
Bir gece, bir tefeci daha arayınca yere çömeldi ve mırıldandı:
Ben bittim
Sabah çiftliği kapattı. Anahtarı arazi sahibineHaydar Amca’yateslim etti, dağdan aşağı yürüdü. Tüm hayalleri, emeği, hepsi gözünün önünde yabani otlara, toprağa karıştı; dayanamayıp arkasına bile bakamadı.
Beş yıl boyunca o dağa uğramadı.
Mehmet ve Reyhan, Ankaraya taşındılar; bir fabrikada işçi olarak çalışmaya başladılar. Hayat çok zengin olmadan, ama huzurlu geçti.
Biri domuz çiftliğinden bahsetse, Mehmet acı bir tebessümle yanıt verirdi:
Paraları dağa yem olarak serptim
Ama bu yılın başında, Haydar Amca birden aradı. Sesi titriyordu.
Mehmet oğlum gel bak hele buraya. Eski çiftlikte garip bir iş oldu.
Ertesi gün Mehmet, rakımı bol, virajı fazla yolu aşıp dağa çıktı. Artık patika otlarla, çalılarla kaplanmıştı; sanki on yıllardır buraya kimse uğramamış gibiydi.
Yokuşu tırmandıkça, içini tarif edilemez bir huzursuzluk kapladı.
Ağıl yıkılmış mıydı?
Yoksa hayalinden eser kalmamış mıydı?
Son virajı dönerken bir anda durdu.
Terk ettiği o yer canlı gibi görünüyordu.
Bıraktığı gibi bir domuz çiftliği yoktu ortada. Eskimiş saç çatıyı sarmaşıklar sarmış, çamurlu ağıllar ormana karışmıştı. Etraftaki ağaçlar koca koca olmuş, eski patikayı yosunlar basmıştı.
Ama onu asıl şaşırtan şey buydu da değil.
Bir ses duydu.
Hörrrr hörrrr
Mehmet dondu kaldı.
Usulca neredeyse kaybolan tel çitlere yaklaştı, içeri bakınca çarpılmış gibi geri çekildi.
Domuzlar vardı.
Biriki değil; sürüyle.
İrileri koca gövdeli; yavrular koşturup duruyordu.
Beş yıl önce bıraktığı otuz yavru adeta koca bir koloni olmuştu.
Yok artık olamaz diye fısıldadı.
Onun arkasından yaklaşan Haydar Amca yanına geldi.
Ben de sana bunu anlatacaktım işte, dedi yavaşça. Hiçbir yere kaybolmamışlar.
Peki nasıl hayatta kalmışlar? dedi Mehmet, gözleri hâlâ faltaşı gibi.
Haydar Amca, az ötede bir kaya parçasına oturdu.
Sen ayrıldığında birkaç domuz ağılın içindeydi. Çiti kırıp yayıldılar. Ben öldüler sandım. Ama meğer ölmemişler.
Mehmet etrafa baktı.
Ağılın hemen arkasında, önceden hiç dikkat etmediği ufak bir dere akıyordu. Etrafa muz ağaçları, patates filizleri yayılmış. Ceviz ve türlü yabani otlar fışkırmıştı.
Dağda yaşayıp, doğaya uyum sağlamayı öğrenmişler, dedi Haydar Amca. Ve çoğalmışlar.
Mehmet öylece bakakaldı. Bazı domuzlar başlarını kaldırıp onu süzdü, sanki yıllar sonra bile hatırlamışlar gibi.
İri bir domuz çite yanaştı. Kulağında eski bir yara iziilk yavrulardan biri!Mehmetin yüreği burkuldu.
O dedi alçak sesle,
İlk aldığım domuzdu.
Her şey bitti sandığı o an kaybettiğine inandığı her şey aslında hâlâ oradaydı.
Hem de çoğalmış, serpilmiş halde.
Peki şimdi ne yapacaksın? dedi Haydar Amca.
Mehmet bir süre sustu.
Dağa, ağa, domuzlara, her biri serbestçe çimenlerde gezinen o hayvanlara baktı; beş yıl geçmiş, ama sanki dün gibi.
Yavaşça, özlemi uzun gülümsemesiyle ilk kez yıllar sonra gülümsedi.
Belki de, dedi fısıltıyla,
hayalimin sonu gelmedi.
O anda, kaybolduğunu sandığı bir şeyi anladı.
Bazen, bir hayali yarı yolda bile bıraksan
O, bir köşede sakince seni beklemeye devam ediyormuş meğer.




