Sevgilime hamile olduğumu söylediğimde, Kadirin yüzünde her şeyi gördüm. Belli ki çocuk beklemiyordu ve erken evlenmek hiç aklında yoktu, hatta belki de hiç istemiyordu
Henüz 18ime basmamıştım ve Yasine çoktan gönlümü kaptırmıştım. O zaten bizim köydendi, çocukluğumdan beri bana hep farklı gelirdi. Bütün baharı beraber geçirdik; mahallemizin arka sokaklarında dolaştık, dere kenarında oturduk, güneşin batışını izledik.
Yaz sonunda İstanbulda bir meslek yüksekokulunu kazanmıştım. Ama bir gün birden panik ve korkuyla fark ettim: hamileydim. Ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Annem, ablam, komşular Ne der insanlar?.. diye kafamı kurcalayan sorular insana nefes aldırmıyordu.
Kendimce kesin kararımı verdim: bu çocuğu doğurmayacaktım. Durumu anneme ağlaya ağlaya anlattıktan sonra İstanbula yola çıktım, annem beni ne ikna etti, ne de durdurdu
Bizim evde ablam da babasız büyüyordu, annem zor güç geçiniyordu. Şimdi de ben böyle bir bela ile başına dert oldum
Şehirde işler yolunda gitti. Kadirle tüm ilişkimi kesmiştim, o da dönüp bakmadı zaten İçimde büyüyen koca bir boşluk vardı, ne okuyabiliyordum ne de normal hayatıma dönebiliyordum. Annem bana hâlâ kızgındı, ondan destek alamazdım artık.
Hayatımı sürdürebilmek için hem iş hem de pansiyon aramaya başladım, köye dönme niyetim hiç yoktu. Zaten insanlar arkamdan konuşmaya başlamışlardı.
Bir gün, sanki kader beni yol kenarındaki iş ilanları panosuna sürükledi. Temiz bir yazıyla annede arayan bir aile duyurusu vardı: üç yaşındaki çocuklarına yatılı bakıcı aranıyor. Tam benlikti!
Başvurup başladım. Ev sahipleri Selim Bey ve Nermin Hanım, üniversitede eğitim görevlisiydi. Minik Alp beni o kadar sevdi ki, köye annemleri görmeye gittiğimde peşimden ağlardı.
Yıllar geçti, ben de bu ailede ayrı bir yere sahip oldum. Selim Bey ve Nermin Hanım ile yaşarken evin işlerine epey alıştım; çamaşır, ütü, temizlik, Alpin ödevleri, alışveriş Her şeye yetişiyordum.
Alp büyüdükçe bana olan ihtiyacı azaldı, ben de evde yardımcı olarak kaldım. Maaşım bir asgari ücret kadar olmasa da, hem yemek hem yuva da bana ait olduğu için halimden memnundum. Bu evde huzur buldum, sığınılacak bir limanım oldu.
Ne var ki, birkaç ay önce karşı apartmandan Onurla tanıştım. Akşam yürüyüşleriyle başlayan bu ilişki çabucak ilerledi. Yaklaşık üç yıldır beraberdik, ama benim çocuğum olamazdı
Sırrımı Onurdan saklamadım. Bunu duyunca, o da beni terk etti. Bir kez daha içimde derin bir yalnızlık, bir burukluk vardı. Yine yalnızdım, yine terk edilmiştim.
Beni teselli eden tek şey, bu ailedi. Artık Nermin Hanıma ve Selim Beye yaşlılıklarında da bakıyordum; onlar da bana can-ı gönülden sahip çıktılar.
Yıllar oldukça sakin geçti. Alp üniversiteyi bitirdi, İngilizcesi ilerledi, iyi bir şirketten yurtdışında iş teklifi aldı. O aralar Nermin Hanımın da sağlığı bozuldu, ben de ona iyice özen gösterdim.
Nermin Hanım hastalığının son zamanlarında, bana sessizce şöyle dedi: Ne olur Selim Beyi yalnız bırakma, ona sahip çık O vefat edince ev kocaman bir boşluğa gömüldü. Akşam yemeklerinde Selim Bey tabakla sessizce bakışıyordu, herkes gibi ben de derin bir hüzünle yaşıyordum.
Bir şeylerin değişmesi gerektiğini hissettim. Ne mesleğim vardı, başka bir iş de bilmiyordum. O yüzden köye de dönemezdim Bir akşam Selim Beyin karşısına geçip, sesim titreyerek dedim:
Ben ayrılmak istiyorum, artık ben bu evde fazlayım. Her şey için teşekkür ederim.
Selim Bey, şaşkınlıkla başını kaldırdı:
Ne? Nereye gidiyorsun? Neden? Herkes gidiyor, şimdi de sen mi terk edeceksin beni? dedi ve huzursuz oldu.
Ben sadece iç geçirdim. Selim Bey ayağa kalktı, elimi tuttu ve ilk kez elimi öperek Bak Asuman, sen bizim çalışanımız değil, ailemizsin. Seni bırakmam. Sakın bırakma bizi dedi. Çok duygulandım, gözlerim doldu.
Devam etti: Nermin de hep böyle isterdi. Yıllar geçtikçe birbirimize alıştık. Burada kal, beraber devam edelim Ben sana, sen bana iyi bakarsın. Olur mu?
Bir süre sessizce, gözyaşları içinde mutfak penceresinin önünde sarıldık. Sonra içimiz biraz rahatladı.
Bundan sonra daha sakin günler geldi. Selim Beyi işten bekledim; temizlik, yemek, arada Alp arıyor, hasret gideriyordu
Birkaç yıl daha böyle geçti. Bir gün doğum günümden hemen önce Selim Bey bana açıldı: Sen benim için çok kıymetlisin, resmi olarak da kendimi sana emanet etmek istiyorum. Evlenelim. Zaten yaşlandım, birine ihtiyacım var dedi.
Bu teklife minnetle sarıldım, ama önce Alpin fikrini almak istedim. O da geldiğinde, Selim Bey tekrar konu açtı. Alp, neredeyse annesi kadar gördüğü için beni, babasına hak verdi. O sırada iyi bir işi ve hayatı yurtdışındaydı.
Böylece, ben Asuman, resmen Selim Beyin eşi oldum. Hiç kimse bizim sevgimizin diğer çiftlerden eksik olduğunu düşünmezdi.
Ben yıllar geçse de eşime daima Selim Bey diye hitap ettim, o da bana şefkatle Asuman demekten vazgeçmedi. Hiç bu kadar huzurlu olmamıştım hayatımda.
Her gün dua ediyorum, onun ömrü uzun olsun diye.
Kimse, parkta yürüyüş yapan bizi görüp de, hayatımızın ne kadar iç içe geçtiğini, dostluğumuzun ve sevgimizin ne kadar derin olduğunu tahmin edemez.
Bugün dönüp geçmişe baktığımda, asıl önemli olan şeyin sevilip sayılmak, bir aile sıcaklığına sahip olmak olduğunu öğrenmiş bir adamım. Yaşamak, bazen kaybederek, bazen yeniden başlamakla olurmuşHer yıl Alp yanımıza geldiğinde üçümüz o masa etrafında toplanır, kahkahalarımız bütün salona yayılırdı. Artık kendi yaşadıklarımdan, pişmanlıklarımdan çok huzurumu ve minnettarlığımı anlatıyorum etrafıma; sevginin nasıl bazen hiç beklemediğin adamlardan, zamanlardan, hayatlardan çıktığına hep birlikte şahit oluyoruz. Geceleri Selim Beyin elini tutup ona şöyle diyorum: Hayat bazen eksik verir, sonra bir gün ansızın tamamlar
Bazen pencere önünde otururken çocuk sesleri geçiyor yoldan, içimden hâlâ eski acılar geçer ama Selim Beyin varlığıyla o acıların birer anıdan ibaret kalmasına izin veriyorum. Meğer aile, kan bağından önce yürekte kurulan bir yuva imiş.
Yaşım ilerledikçe, geçmişin acı hatıraları yerini şükre, bugünün huzuruna bıraktı. Hayat bana öğretti; bazen başladığın yere dönmek zorunda değilsin, yeter ki yüreğini yeniden sevecek cesaretin olsun.
Gökyüzü kararıp yıldızlar göz kırparken Selim Beyin yanına sokuluyorum. Birlikte paylaştığımız her an, yitirdiklerimizi değil kazandıklarımızı hatırlatıyor. Çünkü geç kalan mutluluk da değerlidir yeter ki onu sahiplenmeyi bilelim.
Geriye tek bir dua kalıyor içimde: Hep birlikte, sağlıkla ve sevgiyle yaşlanalım. Başka hiçbir şeye gerek yok; çünkü gerçek huzur, sonunda eve varınca seni bekleyen bir çift sıcak bakıştaymış. Ve bunu bulabildim işte, en güzel hayalim buydu zaten.




