Hayat bazen insana öyle dersler verir ki, üzerinden yıllar geçse de unutamazsın. Şimdi anlatacağım olay da işte böyle bir dersle, bir zamanlar İstanbulun en lüks semtlerinden birinde, o zamanki en pahalı butiklerden birinde yaşanmıştı.
Şık mağazanın içinde Fransız parfümlerinin ve pahalı derilerin hafif kokusu havada asılıydı. Kapıdan içeri, üzerinde sade, öylece geçip gidecek biri gibi duran bir trençkotla bir hanımefendi girdi. Rafların arasında dolaştı, sonra camekanın ardındaki oldukça seçkin bir çantayı gözüne kestirdi. Tam elini uzatacaktı ki, bir anda mağaza görevlisi sanki ona engel olmak istercesine yanına yaklaştı.
Gözlerinde küçümseyici bir bakış, dudaklarında kibirli bir gülümseme vardı.
O çantaya sakın dokunmayın. Eminim ki bir aylık kiranız bile bu çantanın sapını karşılamaz, dedi ve ekledi: Lütfen çıkış kapısı bu tarafta.
Hanımefendi ise hiçbir şekilde bozulmadan, gayet sakin bir şekilde elini cebine attı, telefonunu çıkardı, ekranı güvenlikle ilgili bir uygulamaya getirdi ve mağaza görevlisine çevirdi.
Şaşırdım doğrusu, dedi. Çünkü, bu uygulamaya göre biraz önce mağaza müdürünün derhal işten çıkarılmasını onayladım.
Bir anda mağaza görevlisinin yüzü bembeyaz kesildi. Şaşkın şaşkın kadının yüzünden telefona, telefondan tekrar ona bakıyordu. Kim olduğunu anlamaya çalıştı:
Bir dakika Siz sabahki yatırımcı hanımefendi misiniz? diyebildi titrek bir sesle.
Hanımefendi telefonunu zarif bir hareketle cebine koydu, bir adım attı. Sesinde ne öfke vardı ne de kırgınlık, sadece buz gibi bir sükûnet:
Bu binanın sahibi benim. Ve siz de artık burada çalışmıyorsunuz.
Uygulama aracılığıyla hızlıca güvenliği çağırdı. O anda mağaza görevlisinin arkasında iki iri yarı güvenlik görevlisi peyda oldu. Görevliler sessizce yaklaşırken adamın soluğu kesilmiş gibiydi. Omzuna konan elleri hisseder hissetmez, başını öne eğdi; yapacak hiçbir şeyi kalmamıştı.
Ağzından bir iki boğuk özür kelimesi döküldü fakat güvenlik görevlileri onu nazikçe, ancak kesin bir kararlılıkla, mağazanın arka kapısına doğru çıkardılar. O anda, yıllardır hayalini kurduğu bu marka mağazada lüks segmentteki kariyerinin sonu gelmişti.
Hanımefendi arkasından şöyle bir baktı, ardından camekandaki o itina ile saklanan çantaya yöneldi. Onu dikkatlice düzeltip yerine yerleştirdikten sonra, olup biteni köşede endişe ile izleyen genç bir stajyere döndü:
Bir şeyi aklından çıkarma, yavrum, dedi. Paranın sesi asla çıkmaz Sessizliği sever. Ama saygı öyle değildir; saygı, kapıdan giren herkese yüksek sesle gösterilmelidir, kıyafeti ne olursa olsun.
Olaydan yıllar geçti; bugün o mağaza şehrin en misafirperver butiklerinden biri olarak anılıyor. İnsanlar hâlâ bu hikayeyi, bir ders niteliğinde birbirine anlatır.
İşte, hayatta unutulmaması gereken gerçek şu ki: Bir insanın gücünü ya da değerini, asla üstündeki kıyafetten anlamaya kalkışma. Çünkü karşında kimin olduğunu asla bilemezsin.




