O gün sinema epey kalabalıktı.
Yeni bir animasyon filminin galası, rengarenk afişler, mısır kokusu ve her yerden gelen canlı sohbetler Herkes hangi salonda, hangi saatte izlese daha iyi olur diye aralarında konuşuyor, sıra bir türlü ilerlemiyordu.
Aralarından paltosu epey eskimiş bir kadına kimse başta dikkat etmedi. Ta ki o, elinde küçük kızının elini tutarak gişeye yaklaşana kadar.
Küçük kız yedi yaşını anca bulmuştu. Saçları ince ince örülmüş, ama giyimi oldukça mütevazıydı. Üzerindeki mont biraz büyük, ayakkabıları da birkaç numara büyük galiba annesinden kalma.
Kadın usulca avucunu açtı.
İçinde bozuk paralar vardı.
Kuruş kuruş Birkaç on liralık bozukluk, belki evdeki her köşeden toplanmış.
Dikkatlice cam tezgahın üzerine dizmeye başladı.
Sadece bir çocuk bileti lütfen dedi sessizce. Ne olur.
Gişedeki kadın paraya baktı, sonra kadına.
Birden bakışları buz gibi oldu.
Yani ciddi misiniz? diye tısladı. Hanımefendi, burası semt pazarı değil.
Arkadaki kuyruk mırıldanmaya başladı.
Kadının yüzü bir anda domates gibi kıpkırmızı oldu.
Burada bilet parası tam Tek tek saydım ben dedi ama cümlesini bitiremeden.
Gişeci, aceleci bir hareketle bozuklukları tezgâhtan silip süpürdü.
Paraların çıkardığı metalik tıkırtı tüm fuayeyi çınlattı.
Kuruşlar parıl parıl zeminde sağa sola savruldu.
Kadın bir an durdu, sonra hiç tereddüt etmeden dizlerinin üstüne çöktü.
Titreyen elleriyle yerden paraları toplamaya başladı.
Kuruşlardan bazıları sıradakilerin ayaklarının altına kaçtı, ama yerden bir kişi bile eğilip elini uzatmadı. Herkes başka yöne bakmakla meşguldü.
Küçük kız, gözyaşlarını zor tutarak annesine baktı.
Anne, bırak diye fısıldadı.
Gişeci kadının sesi bir bıçak gibi:
Sırayı germe bacım! Lütfen dışarı çıkın.
Salonda çıt çıkmadı.
Kimse kadına acıdığı için değil, herkes utanmış hissediyordu çünkü.
Kadın son kuruşları da toplayıp ayağa kalktı.
Ne kavga etti, ne savunmaya geçti.
Sadece kızının elini tutup kapıya yürümeye başladı.
Tam o sırada sinemanın otomatik kapıları açıldı.
İçeri koyu renk takım giymiş bir adam ve yanında sinema yetkilisi giriyordu.
Adam hafif adımlarla yürürken içerideki garip tabloya göz gezdirdi.
Kırmızı gözlü bir kadın,
Annesinin montuna yüzünü gömen bir kız çocuğu,
Yerde parlayan kuruşlar,
Gergin bir gişe görevlisi
Adam yavaşça yaklaşıp sordu:
Burada ne oluyor? dedi sakince.
Gişeci anında renk değiştirdi.
Yok, küçük bir yanlış anlaşılma
Adam gözünü kadına çevirdi.
Bilet almak istiyordunuz, öyle mi?
Kadın kafasını öne eğip başını salladı.
Ama sorun değil Zaten çıkıyoruz.
Adam bir elinde bozukluklara, sonra kasaya baktı.
Bir çocuk, sadece bilet yüzünden ağlamamalı, dedi kısık ama net bir sesle.
Bağırmıyordu. Ama otorite koltuğunda o oturuyordu.
Gişecinin rengi bembeyaz oldu.
Bilmiyordum Vallahi
Adam başını kaldırıp ciddi bir ifadeyle cevap verdi:
Asıl sorun da bu işte.
Sonra diz çöktü, küçük kızın gözü hizasında:
Hangi çizgi filmi izlemek istedin güzelim?
Kız utangaçça fısıldadı filmin adını.
Adam sıcacık gülümsedi.
Bugün o filmi izleyeceksin. Hem de en güzel koltukta, annenle birlikte.
Ayağa kalktı, yönünü yöneticiye çevirdi:
Misafirlerimize en iyi yerden iki bilet ayarlayın. Hemen.
Kısa bir duraksama.
Gişe çalışanıyla ilgili işlemi siz üstleniyorsunuz, anlaştık mı?
Salondaki o mahcup sessizlik herkesi sardı.
Az önce kimsenin bakmak istemediği insanlar şimdi gözlerini yerlere dikmişti.
Bazen bir kişinin yapacağı tek bir hareket, herkese şu dersi tekrar hatırlatıyor: İnsanın onuru, avucundaki para kadar kolay ölçülmez.
Ve kimseye saygısızlık, hizmetin bahanesi olamaz.




