Gelin, düğünün ortasında damadın annesini aşağıladı… ve anında pişman oldu!
Düğün, Baran ve Elif için hayatlarının en mutlu günü olacaktı. Lüks bir restoran, seçkin davetliler, milyonluk süslemeler… Her şey, dışarıdan bakınca harika görünüyordu; ama o süslerin arkasında acı bir gerçek yatıyordu ve düğünün tam göbeğinde ortaya döküldü.
1. Sahne: Mutluluk Maskesinin Altındaki Zehir
Baş köşedeki masada Elif, özel dikim gelinliğiyle göz kamaştırıyordu. Ama fotoğrafçı yanlarından ayrılır ayrılmaz, Elif Barana doğru eğildi. Normalde naif olan sesi, şimdi buz gibi ve fısıltılı çıkıyordu:
Şuna baksana… O ucuz elbise bütün fotoğraflarımı rezil ediyor. Fotoğrafçıya söyle, anneni kesip atsın karelerden, ya da alsın oturtsun salonun en arka köşesine.
2. Sahne: Anne
Baran, Elifin baktığı yere döndü. Salonun ortasında annesi oturuyordu. Eski, sade bir elbisesi vardı üzerinde; nasırlı ellerini masa örtüsüne sıkıca bastırmış, belli ki bu lükste epey yabancı hissediyordu. Ama gözleri, oğluyla gururlanıyordu; küçük bir umut ve huzur ışığı vardı bakışlarında.
3. Sahne: Acı Gerçek
Baranın içi titredi. Bembeyaz smokinine baktı, sonra annesinin çıplak parmaklarına. Kısık bir sesle fısıldadı:
Bu smokini bana alabilmek için tek altın yüzüğünü sattı, dedi adeta kendi kendine.
4. Sahne: Taş Gibi Kalp
Elif ise gözlerini devirdi, dudaklarını büzüp küçümseyerek homurdandı:
Ee? Yani? O zaman da gelip benim düğünümü basitliğe mi boğacak? Hallediver şu işi, hemen.
5. Sahne: Karar Anı
O anda Baranın içinde bir şey koptu. Sakince Eliften uzaklaştı. Ceketinin yakasındaki gösterişli çiçeği çıkarıp masanın ortasına Elifin önüne bıraktı.
Hallediyorum, dedi, kısa ve net.
6. Sahne: Herkesi Şaşırtan Son
Baran kalktı ve salonda sessizlik hâkim oldu. Herkes, vay be, Elifin koyduğu kuralları uygulamaya gidiyor galiba diye düşündü.
Ama Baran doğruca annesinin yanına gitti. Herkesin gözü önünde, diz çöktü ve annesinin ellerine uzun uzun öptü.
Anneciğim, affet beni, dedi yüksekçe bir sesle. Herkes duysun istedi. Hadi gidelim buradan. Sevginin değerini bilmeyenlerin yanında işimiz yok bizim.
Annesinin koluna girdi ve çıkışa yöneldi.
Baran! Nereye gidiyorsun öyle?! Geri gel! diye bağırdı Elif; yüzü öfke, kızgınlık ve utançtan kıpkırmızı olmuştu.
Baran kapıda durdu, dönüp arkasına baktı:
Biliyor musun Elif, haklısın; estetik önemli. Benim hayatımda bu kadar çirkin bir kalbe yer yok. Bu düğün burada bitti.
Ve çıktı; ışıltılı altın süslemelerin ortasında kusursuz gelini yalnız, başı dik ve onuruyla bıraktı. O gece Baran, bir eş kaybetti ama en değerli şeyini kaybetmemeyi başardı: Onurunu ve annesine olan sevgisini.
Sizce Baran doğru mu yaptı? Yorumlara yazın, hadi! Salonda kalan herkes donup kalmıştı; o beklenen alkış, neşe, geleceğe dair umut yerine derin bir sessizlik yayıldı dört bir yana. Bir an için, herkes o nasırlı ellere, Baranın annesinin gözlerindeki yaşa bakakaldı. Birkaç misafir başını öne eğdi; bazıları ise Elifin mağrur durmaya çalışırken gözlerindeki pişmanlık kırıntısını fark etti.
Baran ve annesi dışarı çıktığında temiz gece havası yüzlerine çarptı. Baran annesinin omuzlarına ceketini koydu, birlikte kaldırımdan aşağı yürüdüler. Annesi hafifçe gülümsedi, yaşlı gözleri dolu dolu:
Benim oğlum, en kıymetli hediyem sensin. Hep bunu hatırla.
Baran da gülümsedi; belki yeni bir başlangıcın, gerçek sevginin ve ailenin sıcaklığının tek bir anlık cesaretle kazanılabileceğini ilk kez o anda tam olarak anladı.
Ve o unutulmaz günde, gösterişli salonun değil; içten sevginin olduğu yerde gerçek kutlama başlamış oldu.




