Bak şimdi, sana anlatmam lazım… Hayatımızda çoğu kişi kendi kıymetini beğeni sayısı ve etrafındaki kalabalıkla ölçmeye o kadar alıştı ki, gerçek değerin böyle şeylere ihtiyaç duymadığını unutuyoruz. Geçenlerde bir şey yaşandı, tam anlamıyla insanın karakterini duvara toslamış gibi bir andı.
Düşünsene, Nişantaşındasın mesela… Işıl ışıl vitrinler, herkes havalı, üzerlerinde marka kıyafetler. Hava biraz rüzgârlı, ama herkes aynı özgüvende. O anda, Serhan bir köşeden aracı için aceleyle yürüyor. Adam; öyle bir duruş ki, sanki dünyayı fethetmiş. Teninin tonuna uyan bir krem takım elbise, adımlarında tereddüt yok.
Birden arkadan Ezgi geliyor. Görsen, gözlerinden alev çıkıyor resmen. Bir anda Serhanın kolunu yakalıyor, sanki dizilerdeki gibi. Ses tonu desen, yukarıdan bakıyor:
Cidden böyle çekip gidecek misin? Şu an, yerini almak için sırada bekleyen onlarca adam var, haberin var mı?
Serhan o anda duraklıyor. Bakışlarını önce üstündeki ceket kolunda kenetlenmiş parmaklara, sonra Ezginin gözlerinin içine çeviriyor. Bakışında ne öfke, ne kırgınlık var. Tam anlamıyla buz gibi bir netlik.
Sakin ve tok bir ses tonu. Almak isteyen gelsin, Ezgi. Ucuz lunaparklardaki oyuncaklar, her zaman en kalabalık kuyruğu çeker zaten.
Ezginin ifadesini görmen lazımdı… Suratında sanki şamar yemiş gibi bir donukluk. Serhan ise hiçbir aceleye getirmeden, tek tek parmak parmak kolundan elini çekiyor; sonra da ceketinin tozunu hafifçe siler gibi yapıyor.
Ekliyor arkasından: Ben indirim kuyruğunda beklemem, Ezgi.
Sonra arkasını dönüp gidiyor. Omuzları dik, bir kez bile arkasına bakmıyor. O anda herkesin gözü Ezgide. O kibirli duruşu bir anda dökülüyor, dudağı titriyor, gözleri doluyor. Bir anlığına her şeyini kaybetmiş gibi ortada kaldı. O sıradakilerin hiçbir anlamı kalmadı.
Biliyor musun, bu hikaye neden bu kadar konuşuldu? Çünkü herkesin görmek istediği, ama nadir gördüğü şeylerden biri yaşandı. Gerçekten önemli olan birkaç şeyi yine hatırlattı:
Bir; popüler olmak, kaliteli olmak demek değil. Kuyruk varsa, illa ki o şeye değer diye düşünmemeli. Herkesin ulaşabildiği şey nadiren kıymetlidir.
İki; başkasını başkalarıyla yarıştırarak baskı kurmaya çalışırsan, gerçekten özgüveni olan biriyle en büyük hatayı yaparsın. O kişiyi kaybedersin, çünkü kendini bilen adam sırada beklemeyi kabul etmez.
Üç; bazen sadece sahip olmak yetmez, insanın onuru sahip olmaktan daha değerlidir. Serhan da sırf birileriyle yarışmak yerine, gururunu alıp gitmeyi tercih etti.
Yani Ezgi popülerliğini silah olarak kullanmak istedi ama o silah döndü, kendisini vurdu. Kıskandırmak isterken, adamda sadece uzaklaşma isteği uyandırdı. Çünkü değeri bilinmeyen insan gitmekten korkmaz. İşte, gerçek güç burada.




