Anne Olan Babaanne
Aytenin tam altmış iki yaşına geldiği zaman, artık biraz huzur aradığı döneme girmişti. Evlerinin önündeki bahçede çiçek yetiştirmek, bayramlarda börek açmak ve evladı ile torununu misafir etmek istiyordu. Hayatı boyunca karşılaştığı zorlukların hepsini geride bıraktığına inanmıştı.
Fakat kader ona bambaşka bir yol çizdi.
Soğuk bir sonbahar sabahı kucağında bir bebek belirdi yeni doğmuş bir erkek torunu. Kızı hayata tutunamamış, çocuğun babası ise daha doğumdan önce ortadan kaybolmuştu. Ayten hiç düşünmeden tek bir cümle kurdu:
Ben onu yanıma alacağım.
Artık, yaşıtları torunlarıyla kısa vakit geçirip tekrar annelerine teslim ederken, o hayata sıfırdan başlamış oldu.
Yeniden Annelik
Uykusuz geceler geri geldi. Biberonlar, doktor muayeneleri, devlet hastanesindeki sıra beklemeler, ilk diş, gece yarısı yükselen ateş. Hayatın yüküyle yorulmuş elleri, yeniden minicik bir bedeni tutmayı öğreniyordu.
Bazen içine bir korku düşerdi. Aynaya bakınca beyazlamış saçlarını, yaş çizgilerini, yorgun suretini görürdü. Yanında beşiğinde mışıl mışıl uyuyan Torunu ise anne isteyen, genç, enerjik, kuvvetli bir kadına ihtiyaç duyuyordu.
Oysaki sevgi, yaşa bakmazdı.
Ayten, ona bir zamanlar çocuklarına söylediği ninnileri yeniden söyledi. Küçük ellerinden tutup yürümeyi öğretti. Hangi ay, parayı yettiremese sessizce ağladı. Kendinden eksiltip ona yeni bir mont ya da oyuncak aldı.
İnsanların Bakışı
Çevredekiler fısıldaşırdı:
Bu yaşta buna gerek var mıymış?
Şu saatten sonra artık kendini düşünse ya…
Ama o aldırış etmezdi. Çünkü Ayten için, kendini düşünmek demek, torununun mutluluğunu izlemekti.
En zor olanıysa; torununa, neden diğer çocuklar gibi annesi babası değil, babaannesi olduğunu anlatmaktı. Bir gün oğlan sordu:
Babaanne, sen benim neyimsin?
Ayten dizinin üstüne çöküp sarıldı ve dedi ki:
Ben senin her şeyinim.
Ve ondan daha doğru bir cevap yoktu.
Okul Yılları
Diğer genç annelerle beraber veli toplantılarına gitti. Sınıfın arka sırasında sessizce oturur, öğretmeni dinler ve en çok notları için endişelenirdi. Beraber ödev yapar, küçük harfleri artık seçemese de uğraşırdı. Evde mercimek çorbası pişirir, okul formasını yıkar, gömleğini ütülerdi.
Emekli maaşı kıtı kıtına yeterdi ama torununun kendini eksik hissetmesine asla izin vermedi. Her zaman kitabı, bisikleti, kışın sıcacık montu oldu.
Ve en önemlisi, sonsuz sevgisi vardı.
En Büyük Korku
Aytenin en büyük korkusu ne fakirlik, ne insanların dedikodusu oldu. En çok korktuğu mesele, yetişememekti.
Onu iyi biri olarak yetiştirmeye vakti kalmamaktan,
Büyüdüğünü görememekten,
En önemli şeyleri söyleyememekten korktu.
O yüzden her geçen gün sabrını, aklını, şefkatini ve gücünü oğluna armağan etti.
Sevgiden Doğan Mucize
Yıllar geçti. Çocuk büyüdü. Uzun boylu, güçlü ve akıllı bir delikanlı oldu. Her zaman benim babaanne-annem diye hitap etti.
Mezuniyet gününde, oğlu yanına geldi ve o zamanlar minicikken kucaklayan ellerini avuçlarının içine aldı:
Sen olmasaydın, ben böyle biri olamazdım. Bana ikinci kez hayat verdin, dedi.
Ayten gözyaşlarının arasından gülümsedi. Biliyordu ki, yetişmişti.
Bu hikaye; sessizce kahraman olan kadınlar için. Zor yolu kendi seçmeyen, ama gururla yürüyen babaanneler için… Yaşı, yorgunluğu, imkansızlıkları aşan sevgiye dair.
Bazen, bir babaanne bir çocuğun bütün dünyası olur.




