Sucuk Hırsızı

SUCUKÇU HIRSIZ

O bu kediye kayıtsız kalamıyor. Çünkü minik marketinde sucuk çalıyor bu kedi! Ama öyle bir şekilde yapıyor ki, sinirlenmek mümkün değil; tam tersine gülmekten kendini alamıyor.

Market sahibi her seferinde huşu içinde süreci bekliyor; telefonunu açıp hepsini kaydediyor. Akşam da eşiyle izleyip kahkaha içerisinde vakit geçiriyorlar. Hikaye şöyle…

Kedi hep kapının önünde uzun süre oturuyor; sanki sadece güneşleniyormuş gibi yapıyor, asıl niyetini saklıyor. Her tarafa bakınıyor, etrafta kimse var mı kontrol ediyor. Market sahibi ise arkadaki büyük buzdolabının arkasına gizlenip görüntü çekiyor.

Kedi, oldukça dikkatli adımlarla içeri giriyor, doğrudan sucuk ve sosislerin olduğu bölüme yöneliyor. Burada hızlanıyor; bir kangal sucuk ya da sosis kapıp kaçıyor ama…

Açlık ona fazla uzaklara gitme imkanı vermiyor. Markete birkaç metre mesafede durup yiyeceğini kemirmeye başlıyor.

Market sahibi dışarı çıkıyor, yaklaşmadan yüksekten sesleniyor:

Lezzetli mi?

Kedi kafasını kaldırıp onaylayan bir miyav bırakıyor.

Afiyet olsun, yine bekleriz! diyor market sahibi.

Belki siz de şaşırıyorsunuz; Nasıl olur? Sucuklar tezgahta dışarıda, göz önünde değil; hem de ayrı ayrı kangallar, sosisler… Ama işin aslı çok basit:

Market sahibinin gönlü yufka. Kedinin karnını farklı şekilde doyurmak istiyor. Çünkü ilk geldiğinde kedi inanılmaz zayıf, tükenmiş bir haldeydi.

Ancak kesinlikle insanlara yaklaşmıyor, elden ikram edilen yemeği almıyordu. O yüzden böyle bir yöntem geliştiriyor.

Önce sosisleri hemen çıkışın kenarına, kolay erişilecek yere bırakıyor. Kedinin adı mı? Ozan koydu adını; çünkü hırsızlığı destanlık! Ozan böylece midesini dürüstçe çalmış gibi doyuruyordu.

Bu yöntem tuttu; market sahibi sosis ve sucukları yavaş yavaş içeriye, daha derine taşımaya başladı. Bir süre sonra, ürünlerin bulunduğu aşağı raflardan birine, yere çok yakın bir beslenme noktası oluşturdu.

Ozan artık isterse içeri girip istediğini alıp çıkabiliyor; fakat mesele sadece yemek değil…

Burada işin sırrı, çalıntı yiyeceğin her zaman çok daha lezzetli gelmesinde! Sonrasında marketin önüne su kabı, kocaman bir mama kabı, bir kutu kum ve hemen yanına sıcak polar battaniyeli küçük bir köpek kulübesi kurdu.

Ozan hâlâ dokunulmaya pek yanaşmıyor, ama sohbeti seviyor. Market sahibi her çaldığı sosisi ardından dışarı çıkıp konuşuyor; kedi de arada ağzı doluyken cevap veriyor.

Ama bir süredir market sahibi bir sorunun cevabını arıyor. Çünkü Ozan iyice kilo aldı, parlak tüyleriyle sokaktaki görünümünden eser kalmadı; çalacak sosis ihtiyacı da kalmadı ama…

Gün içinde iki kez marketten birkaç sosis çalıp kaçıyor ve bir yere götürüyor. Defalarca peşinden gitmeye çalıştı ama, kedi her zaman sıvışmayı başarıyor.

Böylece market sahibi, kontörlü iyi bir kamera aldı; tüm olan biteni marketteki bilgisayardan izliyor. Sonunda bir gün Ozanın sırrını keşfetmeyi başarıyor:

Köşedeki apartmanın bodrum penceresinden minik, turuncu bir kedi yavrusu çıkıveriyor. Sevinçten titreyerek Ozanın taşıdığı sosise saldırıyor.

Yarın, tamam mı? Yarın onları kesinlikle eve getireceksin!

diye ağlayarak bağırıyor market sahibinin eşi. Ama bu neredeyse imkânsız: Ozanı yakalamak artık kolay, zaten markette uyuyor ama yavrusuna ulaşmak olanaksız.

Günler geçiyor; kamera sayesinde sahibi görüyor ki minik turuncu yavru, Ozanın bıraktığı sudan içiyor, bazen köpek kulübesinde kestiriyor ama insanlar yaklaşmaya çalışınca yıldırım gibi kaçıyor.

Bir gün her şey değişiyor; market sahibi kapıdan değişik bir ses duyuyor. Tezgahın arkasından çıkıp sese doğru gidiyor.

Marketin eşiğinde minik turuncu yavru, bağıra bağıra ağlıyor.

Ne oldu sana, yavrum?

diye soruyor şaşkınlıkla.

Yavru hemen geliyor, gözlerinin içine bakıyor, sonra dışarı yöneliyor. Market sahibi peşine takılıyor. Binanın köşesinde Ozan yerde yatıyor, inliyor. Arka ayağını bir köpek ısırmış; kurtulmuş ama yara bayağı derin.

Minik turuncu yavru, kafa atıp bağırıyor.

Vay başıma gelenler!

diyor market sahibi.

Hemen montunu çıkarıp Ozanı dikkatlice sarıyor; direnen yavruyu ceketinin cebine alıyor.

Marketin kapılarını hızlıca kilitleyip arabasına atlıyor.

Veterinerde beş saat kalıyorlar; Ozanın yarası temizlenip dikiliyor.

O süre içinde, turuncu yavruya da Ateş adını koyuyor. Meğer çok oyunbaz ve konuşkanmış.

Akşam, marketi kapatıp, hala narkozdan çıkmamış Ozanı ve Ateşi evine götürüyor.

Eşi sevinçten uçuyor. Bir kadın daha ne yapar? Tabii ki hemen dostlarını arayıp, başlarına gelenleri ballandıra ballandıra anlatır.

Kısa süre sonra market sahibi, Ozan ve Ateş yatakta yan yana, gevşemiş şekilde uyuyorlar.

Güzel iş doğrusu, diye gülümsüyor eşi. Ben nereye yatacağım peki?

Ama Ateş hemen yanına kayıyor, kadına sokulup minik patileriyle yoğuruyor.

Böylece kendi yuvaları oluyor. Artık iki kocaman keyifli kedi, eski sokak günlerinden eser yok.

Bazen Ozan alışkanlıkla Ateşin kafasını yalar; o da hiç şikayetçi değil.

Karşı sokakta, ayakkabıcı önünde minik gri bir dişi kedi yaşıyor. Ayakkabı mağazası çalışanı kadın da sık sık onların marketinden mama alıp ona ikram ediyor.

Belki bir gün onu da eve götürürler? Belki bir gün hepsini bir ev alır?

Belki de kediler çok değerli olup, yalnızca sıraya giren, eğitimden geçenlere verilir mi?

Siz ne dersiniz, olur mu acaba?

Okan Biçer
Fotoğraf: internetten.

Rate article
Lifequest
Sucuk Hırsızı