Sekiz yıl boyunca kocam bana, ailesinin Anadoludaki küçük kasabasındaki evini ziyaret etmeyi kesinlikle yasakladı.
Bir gün gizlice gitmeye karar verdim.
Kapıyı açtığımda
Yıllardır bana neden yalan söylediğini anladım.
Ve o an keşke oraya hiç gitmemiş olsaydım, dedim içimden.
Evleneli beri kocam Serkan, annesi Nuriye Hanımı köyde ziyaret etmeme izin vermedi.
Her seferinde aynı bahaneyi ileri sürüyordu: Ev hâlâ tadilatta, sürekli ustalar var, ortam çok tozlu, yorulma.
Başta inandım ona.
Hatta içten içe gururlanıyordum; annesini ne kadar düşündüğünü, ona yeni bir yuva hazırladığını sanıyordum.
Ama yıllar geçtikçe
Ne bir tadilat bitiyor, ne evi görebiliyorum.
Ben Nuriye Hanıma hediyeler alıyor, Serkan onları kendisi götürüp teslim ettiğini söylüyordu.
Ara sıra ben de kayınvalidemi arayıp halini hatırını sorardım.
Ama bir gün
Telefon bir anda sessizliğe büründü.
Hiçbir mesajıma, aramama cevap alamıyordum.
Kasabanın adını Safranbolu hecelesem gözlerinde bir gerginlik beliriyor, hemen konuyu değiştiriyordu.
Her zaman.
O gün hayatımda her şey değişti; bir avukat kapımızı çaldı. Nuriye Hanımın vefat ettiğini, bundan bir ay önce defnedildiğini söyledi.
Serkan koltukta çöküp ağlamaya başladı, elleriyle yüzünü kapadı.
Ben ise bir buz parçası yutmuş gibi oldum. göğsümde bir sancı.
Ve anladım; yine yalan söylüyordu.
Bu seferki yalan, diğer tüm yalanlardan ağırdı.
Birkaç gün sonra Serkan, acil bir iş gezisine gitmesi gerektiğini söyledi. Bir hafta olmayacakmış.
O anda içimi tarifsiz bir huzursuzluk sardı.
Serkanın arabası sokağın köşesinden dönüp kaybolunca köy evinin anahtarlarını çekmeceden aldım, arabaya atladım ve doğruca Safranboluya sürdüm.
Yol bitmek bilmedi.
Kalbim, motor sesine rağmen avaz avaz duyulacak kadar hızlı atıyordu.
Ne bulacağımı bilmiyordum,
Ama bütün gerçekleri öğrenmeye hazırdım.
Ne çıkarsa karşıma
Köy evine vardığımda her şey fazla sessizdi.
Avludaki yaşlı çınarlar fısıldıyordu hafiften.
Bahçe kapısını açıp birkaç basamakla verandaya tırmandım.
Anahtarı titreyen ellerimle kilide soktum;
Kapı kolayca açıldı
İlk adımı atınca tüylerim diken diken oldu.
Kıpırdayamıyordum bile.
Gözlerime inanamadım.
Evin içi bana gösterildiğinden bambaşkaydı.
Birkaç saniye öyle kapı eşinde kala kaldım.
Evde ışık vardı. Ama dışarının ışığı değil, elektrikli lambalar.
Bu bir tek şeye işaret ediyordu; evde biri yaşıyordu.
Koridora sessizce ilerledim. Ne bir tadilat izi, ne eşya dağınıklığı
Her şey pırıl pırıldı.
Masada hala buharı tüten bir bardak çay duruyordu.
Merhaba? dedim kısık sesle.
Yandaki odadan ayak sesleri geldi.
Donup kaldım.
Ayak sesleri yaklaştı.
Ve o anda, mutfak kapısında öylece durdu.
Nefesim kesildi.
Karşımda Nuriye Hanım.
Avukatın öldü dediği kayınvalidem, karşımda sapasağlam duruyordu.
Neredeyse eskisiyle aynıydı, sadece biraz daha bembeyaz saçları vardı.
Bana şaşkınlıkla bakıyordu.
Sen? dedi sessizce. Burada ne işin var?
Ağlamalı mı, bağırmalı mı, kaçmalı mı bilemedim.
Ama siz siz öldünüz sandım dedim titreyerek.
Nuriye Hanım bir süre öylece kaldı, sonra koltuğa oturup derin bir nefes aldı.
Serkan sana bunu mu söyledi?
Başımı hafifçe salladım, evet.
Mutfaktaki hava, kasvetli bir sessizliğe gömüldü.
Sonunda buraya geldin demek… dedi üzgün Merak ediyordum ne zaman olur diye.
Titreyerek sandalyeye oturdum.
Hiçbir şey anlamıyorum. Serkan neden öldüğünü söyledi, neden yıllarca beni buradan uzak tuttu?
Nuriye Hanım içini çekerek:
Çünkü Serkanın senden sakladığı bir şey var, dedi.
İçe çekildim.
Ne sakladı?
Bir süre susup gözümün içine baktı.
Serkan buraya sadece annesini ziyarete gelmiyor.
Bedenim ürperdi.
Peki niçin geliyordu?
Koridorun sonundaki odaya götürdü beni.
İçeride küçük bir oda, iki yatak.
Yerde oyuncaklar Duvarları renkli çocuk çizimleriyle dolu.
Yataklardan birinde altı yaşlarında bir erkek çocuğu arabasıyla oynuyor.
Pencere kenarında ondan biraz büyük bir kız çocuğu, boyama defterinin içine dalmış.
Nefesim kesildi.
Bunlar kim? dedim fısıltıyla.
Kız döndü bize.
Gözleri tıpatıp Serkana benziyordu.
Babaanne, bu kadın kim? diye sordu.
Dünya başıma yıkıldı.
Nuriye Hanım bana acı içinde baktı:
Serkanın çocukları onlar.
O sözüyle hayatım yerle bir oldu.
Ama asıl yıkıcı gerçeği, birkaç dakika sonra Nuriye Hanım anlattı
Tam o anda
Bir gıcırtıyla ana kapı açıldı
Ev sessizliğinde yankılanan tok, keskin bir kapanma sesi
Nuriye Hanım gözlerini kapadı.
Hayır dedi kısık bir sesle.
Çocuklar başlarını kaldırdı.
Sonra o sesi duydum:
Anne?
Serkan.
Ayaklarım beni taşımıyordu artık.
Koridorun sonunda ayak sesleri aceleyle yaklaştı ve bir anda odanın kapısında Serkan belirdi.
Yüzündeki tüm renk çekilmişti, sanki oracıkta kanı donmuştu.
Önce bana, sonra annesine, sonra çocuklara baktı
Ve anladı.
Artık gizli hiçbir şey kalmamıştı.
Kız çocuğu gülümsedi hafifçe ona:
Baba.
O anda içimde bir şey paramparça oldu.
Serkan ağzını açtı, ses çıkaramadı bir süre.
Nefesi hızlanmıştı,
En sonunda kekeleyerek:
Beni dinle dedi.
Geri çekildim bir adım.
Seni mi dinleyeyim?
Kendi sesimi tanıyamadım, boş Zorlukla çıkıyor ağzımdan.
Küçük çocuk yatağından atladı, Serkanın bacağına sarıldı hiç tereddütsüz.
Her zamanki gibi.
Bu bir gizli ziyaret değildi
Bu, baştan sona bambaşka bir hayattı.
Onların ailesiydi o hayat.
Ve ben hiç olmamıştım orda.
Serkan, çocuğu kaldırıp kucağına aldı.
En çok canımı acıtan buydu.
Çünkü, alışmıştı Çünkü onları seviyordu.
Çocukları gerçekten seviyordu.
Nuriye Hanım baktı bize:
Söyle gerçekleri, dedi kocasına, daha fazla insanı gömme kendi derinlerine.
Serkan gözlerini kapadı, sonra çocuğa:
Hadi mutfağa gidin canlarım, dedi.
Kız başta tereddüt etti.
Ama baba
Şimdi!
Kız, küçük kardeşinin elini tuttu ve ağır ağır odadan çıktılar.
Ayak sesleri kaybolunca, oda epey sessizleşti.
Yabancıya bakar gibi Serkana bakıyordum.
Belki de öyleydi artık; ben tanımadığım biriyle evliydim.
Bütün gücü tükenmişti, sırtını duvara dayadı.
Çocuklar benim dedi.
Cümlenin ağırlığı odada gezindi.
Bunu gördüm zaten.
Anneleri sekiz yıl önce öldü.
Sarsıldım.
Kim?
Serkan yutkundu.
Adı Zeynepti.
Seninle tanışmadan önce onunlaydım. Evli değildik, kızımıza hamile kaldı. Sonra oğlumuz doğdu
Başını eğdi.
Ama Zeynep hastalandı
Nuriye Hanım cam kenarında suskundu; belli ki bu hikâyeyi onlarca kez dinlemişti.
Zeynep, oğlu doğar doğmaz hastalığa yenildi dedi Serkan kısık bir sesle. Ben perişan oldum. İki küçük çocukla, nasıl toparlanacağımı bilmiyordum.
Gözlerimin içine baktı.
Peki sonra sekiz yıl boyunca bana yalan mı söyledin?
İtiraf etmek istedim.
Hayır Serkan! Bağırdım İstemek başka, karar vermek başka! Her gün sakladın, her gün buraya gelirken sadece annene uğradığını söyledin!
Dediğimde cevap vermedi Çünkü haklıydım.
Gözlerim yanıyordu artık.
Neden?
Bu kez sesim daha boğuktu; içimden bir parça dağılmıştı.
Serkan bana baktı; bu sefer gözlerinde ilk kez korku gördüm.
Çünkü seninle tanıştığımda iki çocuğum olduğunu bilseydin sonsuza dek beni terk edeceğinden korktum.
O an, odadaki zaman durdu.
Nuriye Hanım hüzünle içini çekti.
Acı acı güldüm.
Yani bana seçim değil, baştan yalanı uygun buldun.
Korktum.
Korkmak mı? diye fısıldadım Kendi anneni ölmüş gibi gösterdin
Serkan yüzünü elleriyle kapattı.
Avukat benim eski dostumdu. Ölüm haberiyle seni bir daha buradan tamamen uzak tutmak istedim.
İçimi ağır bir mide bulantısı sardı.
Ev, çarpılmış gibi başıma yıkılıyordu.
Çocukların oyuncağı, çizimi sekiz yıla karşı suskun tanık gibi her şey.
Nuriye Hanım tekrar konuştu:
Çocuklarını tanıştırmak, onları sahiplenmek istiyordu aslında.
Ona döndüm.
Serkan başını kaldırdı bir anda:
Anne
Yeter artık oğlum, dedi.
Bana döndü gözleri.
Bütün gerçek, sana da ait.
Kalbim yine hızla atmaya başladı.
Çünkü henüz eksik bir şey hala vardı.
Salona, eski sehpada duran büyükçe çerçeveyi işaret etti Nuriye Hanım.
Onu ilk girişte görmemiştim.
Yaklaştım, titreyerek.
Fotoğrafta Serkan,
Çocuklar,
Nuriye Hanım
Ve bir kadın, mutlu gülümsüyor onlarla yan yana.
O an nefesim kesildi.
Çünkü o yüzü çok iyi tanıyordum.
Tam karşıda
Elif.
En yakın arkadaşım.
Düğünümüzde gelin şahitliğimizi yapmış dostum.




