Bir buçuk yıl boyunca 54 yaşındaki bir erkekle birlikteydim, bana “sen benim ailemsin” derdi. Üç hafta hastanede kaldım — bir kez bile ziyarete gelmedi

Bir buçuk yıl boyunca bir adamla (54 yaşında) birlikteydim. Sen benim ailemsin derdi. Üç hafta hastanede yattım bir kez bile ziyaretime gelmedi.

Ben kırk sekiz yaşındayım, onun adı ise Haluk, elli dört yaşında. Bir arkadaşlık sitesinde tanıştık. İlk buluşmamız küçük, samimi bir kafede olmuştu; daha üçüncü buluşmamıza, doğum günümde, bana özel olarak yaptırdığı pastayı getirdi. Pastanın üstünde şöyle yazıyordu: Sevgiye var olduğuna sevinen birinden. O zamanlar birbirimizi sadece üç haftadır tanıyorduk.

Haluk cömert biri izlenimi veriyordu, ama bunu asla gösteriş için yapmıyordu. Çiçekleri sebepsiz yere getirirdi. Hadi biraz değişiklik olsun, diye hafta sonu İstanbul dışındaki bir köye gitmeyi önerirdi. Bazen mutfak musluğumu tamir eder, sonra annemin evindeki tamirat masraflarını da karşılayıverirdi. Kendi teknik servisi vardı, yalnız yaşıyordu.

Sevgi, seni ailem gibi görüyorum, demişti ilişkimizin sekizinci ayında. Oğlum büyüdü, eski eşim yıllardır başka şehirde yaşıyor. Şimdi benim tek gerçek ailem sensin.

İnanmıştım. Hem güzel sözler söylüyor hem de pastalarla sürprizler yapıyor, huzur içinde musluk tamir ediyordu; nasıl inanmazdım ki?

Üç hafta boyunca sessizlik: Kırgınlığın sesi çıkmaz
Hastaneye yattığım ilk hafta, içimde kırgınlık yoktu. Onun yoğun çalıştığını biliyordum: atölyesi, işleri, sürekli siparişleri var. İkinci haftadan itibaren içimde bir huzursuzluk başladı. Üçüncü haftada ise artık çok net fark ettim: O gelmeyecek.

Aynı odada sabırlı, yaşını başını almış biri yatıyordu: Safiye Hanım yetmişli yaşlarda, güler yüzlü bir kadın. Her cumartesi eşi elinde bir demet çiçekle ziyaretine gelirdi. Bir gün bana sordu:

Sevgicim, senin Haluk ne zaman uğrayacak? Hiç görmedim burada onu.

Çok işi var Ablacım, dedim, toparlamaya çalıştım.

Gözlüğünün üstünden süzdü, hafifçe gülümsedi:

Herkesin işi var canım. Benim Sadık da emekli olmadı, hâlâ çalışıyor. Ama yine de üç otobüs değiştirip gelir, beli ağrısa da her cumartesi burada olur. Anlıyor musun? Gelmemeyi tercih etmiyor, gelmemesi mümkün değil. Bir erkek için birini ziyaret etmek istek değildir, mecburiyettir. Eğer gelemiyorsa, muhtemelen hayatında da gerçek anlamda kalamayacaktır

Bu sözler bende öyle derin iz bıraktı ki, yıllar da geçse unutamam.

Çarşamba günü taburcu oldum. O akşam Haluk aradı.

Sevgicim, çıktığını duydum. Cumartesi uğrayayım, baş başa sohbet ederiz.

Cumartesi Yani üç gün sonra. Ben ameliyattan yeni çıkıp eve gelmişken o, sanki birlikte filme gitmeyi önerir gibiydi.

Hayır Haluk, dedim. Bugün gelmeni istiyorum.

İki saat sonra geldi. Elinde çiçek, bir poşet meyve ve suçlu bir yüz ifadesi vardı. Mutfakta oturduk. Lafı hiç uzatmadan sordum:

Haluk, üç hafta boyunca neden bir kez bile gelmedin?

Sevgi, her gün aradım seni…

Evet, aradın. Ama gelmedin. Yirmi bir gün, Haluk. Ameliyat oldum, narkoz aldım, dikişlerim vardı, ateşim de çıktı, odada tek başıma yattım. Sen ise akşamları aradın, Nasılsın? dedin, hepsi bu.

Aslında gelmeyi çok düşündüm. Ama atölyem mahşer yeri gibiydi: iki büyük işsiparişi vardı, bir çalışan aniden ayrıldı, ben üç kişilik iş yapıyordum. Zamanım hiç olmadı.

Üç hafta boyunca hiç mi bir saat bulamadın? Hastane sekize kadar açıktı. Aramızda kırk dakika yol var. Yirmi bir günde bir saat bulmak bu kadar mı zor?

Sevgi, nasıl olduğumu bilemezsin. Gerçekten çok endişelendim, merak ettim Ama atölyeyi bırakamadım.

Bırakamadın mı yoksa istemedin mi?

Cevapsız kaldı. O kısacık sessizlikte, bir buçuk yıldır görmek istemediğim hakikat açıkça karşımdaydı: Haluk için endişelenmek ve yanında olmak bambaşka şeylerdi. O birincisiyle yetiniyordu.

Bak Sevgi, dedi sessizce. Hastane ortamı beni darmadağın ediyor. Annemi yıllar önce orada kaybettim, ondan beri kapıdan bile giremiyorum. Senin hastaneye yattığını duyduğumda hemen gelmek istedim fakat yol aldıkça içim daraldı, her seferinde yarın giderim dedim ve günler haftalara dönüştü.

O cümle işte: Yanında olmayı bilmiyorum. Ne istemiyorum, ne sevgim eksik, ne de zamanım yok. Sadece Yanında olmayı bilemiyorum…

Haluk, dedim usulca. Bir buçuk yıl yanımda oldun, ama iyi günümde. Kahkahalı, sağlıklı, sahil kasabalarına gittiğimiz günlerde. Musluk bozulunca, annemin evine tamirat gerektiğinde… Peki ya zor anımda? O gün gerçekten ihtiyacım varken, sen konuşmayı yeterli gördün. Oysaki aramak, yanında olmak değildir.

Haklısın, dedi. Suçluyum.

Suçlu değilsin Haluk. Sensin, olduğun kişisin, sadece. Suç düzeltilebilir, karakter ise zordur.

Başkasının eşiyle gelen çiçek ve hastane odasında alınan karar
O akşam Haluk gitti. Tek başıma mutfağa oturup çayımı yudumladım, Safiye Hanım’ın eşini düşündüm. Üç otobüs, hasta bir sırt ve her cumartesi bir demet çiçek. Ne Sen benim ailemsin gibi büyük laflar ediyordu, ne de özel pastalar yaptırıyordu. O gelmemenin mümkün olmadığını gösteriyordu.

Haluk için ise gelmemek mümkündü. Yirmi bir gün boyunca gelmemek mümkündü. O imkan kelimesi tüm ilişkimizi özetliyordu.

Bir hafta sonra Haluktan uzun bir mesaj geldi. Pişmanlıklar, değişeceğine dair sözler, sevgisini anlattığı cümleler ve korkusuna dair bir itiraf… Okudum ilk defa içim ısınmadı.

Çünkü sözler davranışlarla desteklenmedikçe, tıpkı duvarı olmayan desenli bir kağıt gibi, güzel görünseler de yaşanmazlar.

Cevap vermedim. Çünkü ne kırgınlık ne de intikam hissi vardı içimde. Sadece gerçeği anlamıştım artık: Bana telefon eden değil, zor zamanda yanıma koşan adam lazımdı. Her zamanki gibi akşam sekizde aramayı bir görev gibi yapandan değil; elinde bir poşet mandalina, çekinmeden kapıdan içeri girenden. Yani endişelenen değil, koşan adamdan.

Dikişlerim iyileşmeye başladı. Annem Ameliyattan önceki halinden bile daha iyi görünüyorsun, diyor. Belki de sadece midemde değil, ruhumda da fazlalık gitmiştir.

Yine de sormak istiyorum bir soru ki, eminim çoğu insanın içinde yankı buluyor.

Kadınlar: Sizin de böyle uzaktan endişelenen, mesaj atan, arayan fakat hayatınızın en zorlu günlerinde yanınıza gelmeyen bir erkek oldu mu? Affettiniz mi, yoksa bu ilişkiyi bıraktınız mı?

Erkekler: Dürüstçe cevap verin; Sizce de gerçekten yanına gitmeden edemeyenlerden misiniz, yoksa aramakla yetinenlerden mi?

Yanında olmayı bilmiyorum bu bir mazeret mi, yoksa ilişkiler için kesin bir çizgi mi?

Hayatta, en zor zamanlarda yanında olmayan biri, iyi günlerin dostudur; gerçek sevgiyi ise, zor günlerde kapını çalanlar yaşatır.

Rate article
Lifequest
Bir buçuk yıl boyunca 54 yaşındaki bir erkekle birlikteydim, bana “sen benim ailemsin” derdi. Üç hafta hastanede kaldım — bir kez bile ziyarete gelmedi