Kendi Kurallarım
Hayır, Oğuz, iyi ki geldin! Nazmiye Hanım karşısına oturdu, başını minik yumruklarının üstüne dayadı, gülümsedi. Seni çok özledim. Hadi ye oğlum, ye. Bir köfte daha alır mısın?
Oğuz başını hafifçe sağa sola salladı.
Beğenmedin mi? diye sordu annesi telaşla, dizini doğrultarak. Yüzündeki o rahat kırışıklık aniden gerildi, kaşları havaya kalktı. Her zamanki gibi yaptım halbuki Babana da demiştim, sen artık domuz eti yemiyorsun dedim Demedim mi? Tadı değişik mi?
Nazmiye Hanım iyice endişelendi. Oğuzu dört gözle beklemiş, sanki bir tabur asker gelecekmiş gibi kaptan aşçı gibi çeşit çeşit yemek hazırlamıştı. Şimdi ise küçük bir aksilik yüzündenoğluna köftesini beğendirememişti
Yok anne, yine başlama! Çok güzel olmuş, vallahi güzel! Sadece artık yiyemiyorum.
Oğuz çatalı tabağın kenarına bıraktı, ellerine göre çok küçük ve narin görünen peçetesini düzeltti. Aslında minik Nazmiye Hanım’ın böylesine koca bir oğlunun olması hep şaşırtıcı gelirdi. Oğuz babasına benzemiş, Ali Rızao da kocaman, iri yapılı bir adamdı. Nazmiye yanlarında hep çocuk gibi dururdu.
Harikaydı yine, her zamanki gibi! oğul ayağa kalkarak annesinin yanına gitti ve omuzlarını sıvazladı. Hani sıcacık bir palto giydirilmiş gibi hissetti hemen Neydi konuşmak istediğin mesele? Hadi anlat, yoksa az sonra çıkmam gerekecek. Seherle alışverişe gidecektik, Kereme kıyafet almak lazım.
Seher, namı diğer Kahraman Oğuzun eşiydi; düzenli, terbiyeli ve çok da güzel bir kadın.
Oğuz, Seheri ilk gördüğünde, dalgın dalgın bakarken yol kenarındaki direğe çarpmıştı. Kaşı yarılmış, kan akmıştı. Seher ise sokağa yayılan o demir lambanın sesine döndüğünde gözleri kocaman açılmış, ağzı bir karış kalmıştı. Oğuz utana sıkıla direğe bakıyordu, sanki onu kırmaktan korkmuş gibi
Sonra birlikte hastaneye gittiler. Seher çok genç, saf, tatlı bir kızdı; başın döndü mü? diye sorup duruyordu. Oğuz bir şey diyebilir mi? Tabii ki başı dönüyordu, hem de nasıl! Çünkü yanında Seher vardı, güzelliği anlatılmaz!..
Evlenirler Şimdi de bir oğulları var, Kerem. Seher evden logopedlik yapıyorözel öğrencileri eve geliyor, başka yerlere koşturmasına gerek kalmıyor, ev işleri için de zamanı daha rahat oluyor. Oğuz ise her sabah işe, Keremi okula bırakmaya. Hem de öyle sıradan bir okula değil; Seher ona geleceğin biyologları için açılmış bir fen lisesinden torpil bulmuş. Kısacası, mutlu, huzurlu, sevgiyle dolu bir hayat sürüyorlar.
Seher neden gelmedi? masayı toplarken sordu Nazmiye Hanım. Aslında Seherin özel dersleri olduğunu, haftasonları bile işinin bitmediğini gayet iyi biliyordu. Ama konuyu uzatıyor, oğlundan bir şey rica etmeye çekiniyordu.
Anne, sana söyledim ya: İki öğrencisi olacak bugün. Kerem de ödevini yapıyor, dedim ya. Ne oldu?
Oğuz, annesinin elinden fincanları aldı, sanki nadide kristaller gibi narin şekilde suya bıraktı, annesini kendine döndürüp gözlerine baktı. Anne, korkutuyorsun beni. Babam bir şey mi yaptı? O neden odaya kapanıyor, hiç çıkmıyor? Kredi mi çektiniz, dolandırıldınız mı? Evi mi, böbreği mi ipotek ettiniz? Biri sizi mi tehdit ediyor? Yoksa doğar doğmaz çalınan kardeşim mi döndü?
Oğuz, şakalarıyla annesini güldürmeyi çok severdi. Evin havası hemen neşeyle doldu.
Annesinin işaretiyle yerine oturdu, patlamış göbeğini okşayarak gerindi. Elini mutfak tezgahına vurdu. Evet Bu ev biraz küçüktü. Seherle yaşadıkları ev gibi değildiüç geniş odası, ferah bir balkonu, rahat, büyük mutfağı vardı. Herkese yer yetiyordu. O evi Seherin ailesinden devralmışlardı. Seherin büyükleri yıllar önce bilim ödülünden dolayı o evi almış, sonra taşraya göçmüş, Sehere hem evi vermiş, hem de her sonbahar torbalarla patates, pancar ve koca koca beyaz kök kerevizle, bir de enfes mor astralarla dolu hediyeler yollar olmuşlardı. O çiçekler doyumsuzdu! Her kargo gelişinde eski ev sahibi İhsan Amca getirmiş olurdu. Oğuz neden böyle bir ilgi gördüklerini hiç anlayamazdı ama İhsan Amcaya çok saygı duyardı, arabasını bozulunca tamir eder, evde şortla dolaşıp hayatın tadını çıkarırdı.
Şu konuda konuşacaktım seninle Nazmiye Hanım derin bir nefes çekti, kısa bir duraksamadan sonra Oğuzun önüne tabakla kuru pastalar sürdü. Hatırlıyorsun değil mi, Şefika Hanımı?
Oğuzun kaşları hafif çatıldı.
Elbette anne, tabii ki! dedi sonunda. Bir yandan da mis kokulu kurabiyelere gözünü dikmişti: Bal, un ve şeker glazürü adeta iştahını kabartıyordu. Dayanamayıp bir tane aldı, çayını tazeledi.
İşte Şefika Hanıma sizin, yani il hastanesine sevk çıktı. Gözlerinden ameliyat olması gerekiyor Net teşhisi bilmiyorum, ama epey zor bir durum
Oğuz, hem çiğneyip hem dinledi. Şefika Teyzeyi hatırlıyor muydu? Tabii. Onlar apartmanda komşuydu, annesine çok yardım etmiş, küçük Oğuza göz kulak olmuştu. Şefika Hanım hep kocaman yuvarlak gözlük takardı, o yüzden gözü daha da iri, kirpikleri de adeta kelebeğin kanadı gibi hareket ederdi.
Ne olmuş yani? diye sordu, çünkü annesi sustu, ellerini ovuşturup masa örtüsünü silkeliyordu, belli ki gerilmişti.
Yani, tedavi sürecinde sizde kalabilir mi? Ev tutmak çok masraflı, otel de öyle. Gidip gelmesi de imkansız. Artık ona güç de yetmiyor Biliyorum, evinizde yabancı biriyle yaşamak zor, ama bu geçici Bir de vicdanım rahat etmiyor. O olmasa seni kim büyütürdü ki
Oğuz yutkunduktan sonra çayını yudumladı, ağzını peçeteyle sildi, omuz silkti.
Yani Yani diye mırıldandı. Şefika teyzeyle aynı evde yaşama fikri aklında yoktu. Şortları bir süreliğine kaldırmak gerekecekti Seher geceleri gecelikle mutfağa inemezdi; o da en sevdiği haliydi Ama gerekiyorsa gerekiyordur. Olur mu hiç anne! Tabii ki kalabilir! Ne demek! O bana baktı, şimdi sıra bende! dedi Oğuz içten bir gülümsemeyle. Kendini öyle asil, duyarlı, doğru, yürekli hissetti ki derin bir nefes aldı. Seher mutlaka gurur duyardı. Annesi de Şefika Hanım yıllarca bize baktı, artık ona da bakmak lazım! dedi, kendisiyle biraz daha iftihar ederek.
Dışarıda güneş parladı, sanki başının üstünde bir hale gibi ışıdı, mutlu annesinin gözlerinde parıltılar, duvarlarda ışık oyunları Evin hemen yanındaki cami minaresinden ezan sesi çınladı, Oğuzun da ruhu şenlendi.
Öyle mi, gerçekten mi, Oğuz? Çok sevindim! İşte bu karakter meselesi! Gerçek bir adam oldun, iyi yürekli, hassas bir çocuk
Yanına geldi, başını sevdi, tıpkı küçükken yaptığı gibi.
Seher şimdi burada olsaydı annesinin bu hallerini taklit eder, alayla gülerdi. Her zaman Oğuza olan bu tapınmasına hafifçe dalga geçerdi.
Ama yoktu. O yüzden Oğuz yine annesinin en sevgiyle baktığı çocuğu, minik bir oğlan gibi hissetti.
Oğuz bir an gevşedi, elini masaya bıraktı.
Ama belki önce Sehere sormalıyız dedi annesi korkuyla fısıldayarak. Oğuz bir şeyler mırıldandı, Seherin asla karşı çıkmayacağını söyledi, annesinin eline yaslanıp neredeyse uyuyacaktı ki bildiği huzur içinde Ben o zaman hemen Şefika Hanımı çağırayım, konuşun siz de
Nazmiye Hanım mutfaktan çıktı, salonda babası gazeteyle uğraşıyordu. Oğuz da telefonu çıkarıp Seheri aradı.
Seher aynanın önünde rimel sürerken dinledi.
Ne kadar kalacak? dedi sonunda.
Yani İki hafta kadar. Seher, yardım etmemiz lazım Bakacak durumu yok Oğuz bir şeyleri açıklamaya çalışır gibi olmuştu. Ameliyat olacak, başka kalacak yeri yok kadıncağızın.
Oğuz, ama hastanede yatacak zaten, sonra da diyecekti kadın, ama eşi lafını böldü.
Evet, ama sonraki kontroller olacak, sürekli gidip gelmesi zor Seherciğim, sen ne misafirperver ev hanımısındır, Şefika Hanım da çok titiz, sevecen biri. Anlaşırsınız, hem
Bilmiyorum, Oğuz Hiç içime sinmedi. Düğünde çok soğuk davranmıştı, yüksekten bakmıştı hep. Sevmiyor beni, senin bu teyzen.
O Motya değil, Şefika. Sever seni! Hem Keremle de ilgilenir
Oğuz, senin oğlun on altı yaşında. Ne yapacak Şefika Hanım ona? Seher sırıttı, dudaklarını balık gibi yaptı, sonra vazgeçti.
Her açıdan, Seher. Tecrübeli biri. Hayat görmüş. Sen karşı çıkmazsın, değil mi?
Seher tümden karşıydı ama bunu dile getiremedi, eşini kırmaktan korktu.
Peki. Ne zaman geliyor? diye kuru kuru sordu.
Karşıdan fısıldaşmalar geldi. Oğuz dedi ki, pazar günü.
Bu pazar mı? Yani yarın? Seher etrafındaki dağınıklığa bakakaldı. Gayet normal bir dağınıklık. Fakat hiç kimsenin, yabancı kimsenin görmesine alışık değildi!
Bunu Seherden başka kimse görmezdi. Derslere mutfakta girerdi, geniş masa, çok ışık, ferah olurdu. Başka odaya geçilmezdi. Misafir beklendiğinde ev süpürülür, pırıl pırıl edilir, Seher utangaç bir insandı, yerdeki kazak, banyodaki havlu en ufak bozuk durmasın diye uğraşırdı.
Bu kadın her yeri görecek! Ve kötü bir ev kadını olduğunuzu düşünecek!..
Yerde hiç toz kalmaz, ev temizse insanın kafası da rahattır! derdi Seherin annesi. Bir eve giren önce nereye bakar? Tertibe! Ama sen, Seher, tam bir dağınıksın! Neden kıyafeti düzgünce asmazsın ki? Sen kızsın!
Kendi kendine kızıp başını salladı Seher, sanki annesi hâlâ yanındaymış gibi Dağınıkkimden çekmiş böyle
Gelecek hafta, dedi Oğuz.
O zaman sorun yok diye uzattı kadın. Ben Kereme haber vereyim
Seherin toparlamak, silmek, ütülemek, yıkamak için vakti vardı
Kerem bir dedesinin emekli bakıcısı, insanı daha önce hiç görmemiş gibi karşıladı. Gelirse gelir, neden büyütürsün ki?
Rahat ol anne! Biz nasılsak öyle yaşıyoruz! odanın bir köşesinde süpürgeyle koşturan anasını izlerken filozofça böyledi Kerem. Burası bizim ekosistemimiz, biz burada filizlendik. O ise dışarıdan, adapte olur ya da olmaz. Doku uyuşursa yaşar. Uyum sağlasın bakalım
Biz filizlenmedik, Kerem; çürüdük biraz! Haftaya vaktim yok! Ne bakıyorsun! Al bir süpürge de sen yardım et. Babanın tanıdığının önünde rezil olmak istemem! Hakkımda neler der sonra!
Baban bunları, zaten biliyor. Hiç umursamıyor ki! dedi Kerem omuz silkip odasına döndü.
Seher yine iyice gerildi, ama yarım saat sonra kapı çaldı, ilk özel öğrencisi geldi: tıknaz, hafiften peltek çocuk Ali. Ali dilinin ucuyla çalışıp duruyor, kasılıyor, Seher onu övdükçe gülümsüyordu, ama Seherin aklı hep etrafta: Ne eksik, nerede leke var
Camlar! diye yıldırım gibi aklına düştü. Camları silmedim ki!
Camlar öyle silinmeli ki, cam var mı yok mu anlaşılmamalı! diye annesi tekrar kulağında. Temiz cam ev sahibini belli eder, Seher. Ama sen ancak leke yaparsın
Oğuz geldi, alışveriş için eşini toparladı, yolda Şefika Hanımın ne kadar iyi olduğunu, kendisini nasıl büyüttüğünü anlata anlata bitiremedi, Seher ise kafa sallamaktan başka bir cevap vermedi.
Baba, anladık, ikinci annen geliyor. Yeter, bu konuyu şimdilik kapatalım! dayanamayıp araya girdi Kerem.
Seher minnettar kaldı
Pazar hızla geldi, zaman resmen uçup gitti.
Cumartesi Oğuz gidip Şefika Hanımı aldı, Seher derslerini iptal ettihızla hazırlıklara başladı.
Kerem berbere gönderildi, köpek Duman yıkandı, Seher onu şımartıp gıcır gıcır yapınca havlamaya başladı, camlar da annesinin istediği gibi parlaktı.
Seherciğim, üçe ancak geliriz, dedi Oğuz. Telaş yapmayın, kendi işlerinize bakın. Şefika Teyze, düzeninizi bozmak istemiyor.
Tamam, anladım. Öğle yemeğine bekliyorum.
Seher tavuk, patates, salata yapmaya niyetliydi Kısacası, misafire yakışır şekilde ağırlayacaktı.
Sabah yedide kalktı, Keremi Dumanla gezmeye yolladı, kendisi duşa girip, Bir ihtimal daha varı mırıldandı. Sonra çıkıp dişini fırçalamaya koyuldu. O sırada kapıdan anahtar sesiyle eve giriş sesi oldu. Eşiyle birlikte bir kadınŞefika Hanım, ardında kocaman kırmızı bir bavulla içeri girdi. Kadın utangaç, mahcup bir halle evi övüyor, çok güzel olmuş diyor, ama Seher aklında: Üzerinde sadece sabahlık, başı dağınık, tavuk da fırında değil, Dumanın patileri de çamurlu, yer tekrar kirlendieyvah, Seher kötü bir ev hanımı. Şefika Hanım dudaklarını büzüyor, Dumanın su birikintilerini atlayarak geçiyor, Seher ise aceleyle, tabanlarını parlatırcasına banyoya koşuyor
İşte burası senin odan, dedi Oğuz. Dilediğin gibi yerleş. Ben de üstümü değiştirip bir şeyler hazırlarım.
Şefika Hanım teşekkür etti, kapısını kapadı.
Nasıl erken geldiniz böyle?! diye fısıldadı Seher aradan. Ben hazır değilim! Böyle yapılmaz ama, Oğuz, rezil ettin beni!
Oğuz yatağa oturmuş dolap kapağındaki eşinin siluetine hayran hayran bakıyordu
Ne dedin?
Neden böyle erken geldiniz yani? Seher elbisesini giyerken saçlarını taradı. Fermuarı kapatır mısın?
Şey Şefika Teyze’nin bugüne randevusu varmış, unuttum. O yüzden erken kalktık, dedi adam. Yanına yanaşıp onu öpmek istedi, ama Seher izin vermedi.
Neden bu kadar çok eşyası var, niye? diye sordu kadın.
Bilmem. Siz kadınlar böylesiniz. Hep yanınızda yığınla eşya taşır, hep çok fazla getirirsiniz işte.
Oğuz yine bir espri yaptı, kendinden hoşnuttu.
Hep birlikte kahvaltıya oturdular. Seher omlet yaptı, Kerem ise annesi çok yorulmuşken sandviç hazırladı.
Şefika Hanım mutfağa son girdi, odayı inceledi. Ona da Keremin yanındaki sandalye bırakılmıştı.
Afiyet olsun herkese. Ne hoş bir eviniz var. Seher, ben size düğünde bir porselen kahve seti hediye etmiştim Yoksa karıştırdım mı?
Seher omuz silkti. O set düğünden sonraki gün, Oğuz beşinci basamaktan tüm paketi düşürünce kırılıp gitmişti.
Oğuz hatırlamıyordu bile.
Galiba başkasına verdim, dedi Seher. Kahveyi herkese doldurmaya geçti.
Seherciğim burada oturunca cereyan yapıyor, birden nazlı nazlı şikayet etti Şefika Hanım. Senin yerinle değişsem olur mu?
Kerem başını kaldırıp annesine baktı. O da ne yapacağını bilemeyip omuz silkti.
Oğuz hemen araya girdi. Koruyucu, sahip çıkan, hemen çözüm üretecek
Seher, hadi yer değiştir. Kadıncağız ameliyat öncesi hasta olmasın! dedi, eşini hafifçe yerinden kaldırıp kendi yanına çekti, misafiri ise cereyan olmayan yere aldı.
Oğuzu küçükken ben büyüttüm, dedi Şefika Hanım. Her gün altını değiştirirdik, iştahsızdı. Ama sonra alıştı. Zor bir çocuktu.
Seher boğazına takıldı, Kerem güldü.
Evladım, sen de ödevlerine bak istersen. Oğuz derslerini hep sabah yapardı, aklında daha iyi kalırdı, dedi. Masadaki Keremin tabaklarını topladı, bakışlarını Sehere çevirdi. Seher söylemek isterdi ki, evin hanımı hala kendisi, ama diyemedi.
Kerem ayaktayken çayını da içip mızmızlanarak çıktı.
Kahvaltıdan sonra Şefika Hanım kendi odasına geçti, bir şeyler taşırken Oğuzdan televizyonun yerini değiştirmesini istedi.
Az kitap var sizde, dedi Keremi futbol antrenmanına uğurlarken. Kerem klasik eserler okumalı, mesela Orhan Pamuk. Ben birkaç kitap getirdim, akşam birlikte bakarız, bakalım eksikleri neler
Evet, Şefika teyze. Yoksa hep futbol, hiç kitap yok! dedi Oğuz göz kırparak oğluna, forma çantasını eline tutuşturdu.
Oğuz iyi bilirdi ya, Şefika Teyze o kitapları aslında hiç okumaz, ama yanında olması ona ciddi bir hava verirdi. Hastanede de yanında getirir, personelin ne kadar kültürlüymüş demesini isterdi.
Herkes işine gitti.
Ne zaman çıkacaksınız? diye sordu Seher, Şefika Hanıma.
Aa evet, saat birde çıkmam gerek. Keremin kız arkadaşı var mı? Oğuzun sınıfından kızlar ortaokuldan itibaren peşindeydi. Hatta bir de Rukiye vardı, her dediğini yapardı. Ama böyle yumuşak huylu kızlardan hoşlanmam ben. Siz de şu köpeği çekin şuradan, yerde yatmasın. Ayrıca ayakkabılık yerini değiştirin, çok daralmış. Ben şimdi çarparım bak İşte! Nitekim Şefika Hanım ayakkabılığa takılıp ayakkabıları düşürdü. Böyle yüksek topuk giymek de zararlı Neyse, ben gidiyorum. Teşekkür ederim kızım, evinizi açtınız.
Şefika Hanım omzuna dokundu, asansöre bindi.
Seher bir süre bakakaldı, sonra kapıyı kapattı.
Anne, niye bu kadar emir veriyor? Dumanı bile yataktan kaldırdı, halbuki izin veriyoruz! dedi Kerem antrenmandan dönüp köpeği okşarken. Hayvan yanına hafifçe mırıldanarak kıvrıldı.
O öyle. Hep idareci olmuştur. Ama geçici, oğlum. Dayan biraz
Seher hem oğluna hem Dumana karşı evinin hanımı olamamanın utancını yaşadı. Öylece kabullenmekten başka bir şey gelmedi elinden. Sonuçta o teyze, Oğuzun altını değiştirmiş kadın
Akşam mutfakta topluca dolma sardılar, Oğuz misafirine daha fazla ilgi gösteriyor, el üstünde tutuyordu.
Dahası var: Pazartesi sabahı Şefika Hanım herkesi erken kaldırtıp spor yaptırdı; telefonda zamanlayıcı ayarlamış, kırk saniye hareketon saniye dinlenme yöntemiyle adeta nefes nefese bıraktı. Kerem çoktan vazgeçip okula gitti, Oğuz ise özenle uyguladı, Sehere Devam et Seherciğim, az kaldı! diye gaz verdi.
Seher arada sordu: Ameliyat tam olarak ne zaman?
Yarın yatırıyorlar. Sonrası belli olur Oğuz, beni ziyaret etmeye gelecek misin? dedi Şefika Hanım mahzun bir sesle.
İki güncük sürecek zaten, işin hafifmiş! dedi şaşkın adam, sonra da başını salladı.
O gün Seherin dersleri bir bir iptal oldu, biri hastalandı, biri şehir dışına gitti, biri de evine çağırmak istemedi.
Telefon susmadı, dışarıda kargalar bağırdı, Şefika Hanım kendi odasında Zeki Müren dinledi. Odanın camından Seher baktı; kadın ellerini kollarını sallayarak şarkıya eşlik ediyordu.
Kadıncağız heyecanlı, dedi Oğuz. Heyecanlanınca Zeki Müren dinler, sonra sakinleşir.
Akşam Rukiye ile Kereme Orhan Pamuk okutmak istedi, ama çocuk ben o kitabı zaten geçen yıl okudum, misafirliğiniz de sıkıcı deyince kadın şoke oldu, o kapıyı çarpıp çıkınca Seheri çağırdı. Seher ise aceleyle telefonda, başka bir öğrencisinin gelmek istemediğini anlatıyordu. Şefika Hanım telefonunu alıp annesine sertçe konuştu: Hayır! Eğer oğlunuz disiplinli olsun, ileride size sahip çıksın istiyorsanız, hemen buraya getirin. Getirmezseniz programdan çıkartırım! Kimim ben? Seher Hanımın sekreteriyim. Yarım saatiniz var, gelmezseniz silindiniz! Hoşça kalın.
Telefonu tekrar Sehere verdi, pencereye döndü. Seher bir süre dertli dertli durdu, sonra patladı. Kerem de dayanamayıp gelip izledi.
Bakın Şefika Hanım! Lütfen yaşantımıza karışmayın! Ayrıca mutfağımızdan da elinizi çekin. Kocama ne kadar alt değiştirdiğinizi de biliyorum, ama Yeter! Yeter bu otorite! Kitabınızı okuyun, sporunuzu yapın, ama bu evde değil. Duman nerede yatacaksa, ben karar veririm. Sabahtan aldığım konserveyi de siz diyet diye kızsanız bile alacağım. Hayatim, evim, öğrencilerimhepsinde ipler bende! Umarım ameliyatınız iyi geçer, kısa sürede evinize dönersiniz. Gerçekten öyle isterim!
Kerem alkışladı, Duman başını Seherin dizine gömüp hafif inledi, Şefika Hanım arkasını dönüp gülümsedi.
Seher şaşırdı, az sonra
Olur canım, Seher. Asla eğilip bükülme. İnsan isterse hayır demeli, illa ki ölüm kalım meselesi değilse. Ben de sana hayran oldum, yüreği sağlam biriymişsin. Ne derlerse desinler, sen dik dur. Hayır dedin mi, bitti. Her şey sadeleşir, huzur gelir. Affet beni, fazla abarttım. Eskiden beri böyle dik kafalıyımdır. Oğuz bilir Korkuyorum ameliyattan, ondan böyle tuhaflaştım biraz. Duman da ne güzel hayvan, akıllı! diye köpeğin başını okşadı. Marmelat ister misiniz? Elmamdan getirmiştim. Kerem, sen ister misin?
Kerem göz devirdi. Kadınlar değişik, ama bu kadar da mı?
Kapı çaldı, tıknaz Aliyi getirdiler. Sonra marmelat verdiler. Alinin annesi Seheri kenara çekip özür diledi, sekreterle mi konuşsam? diye kibarca sordu.
Gerek yok. Oğlunuz çok yol kat etti.
Seher sekretere göz kırptı.
Akşam Oğuz ve Kerem PlayStationa geçti, Şefika Hanım eline kahvesini alıp Oğuzla eski anıları anlattı: Duvar kağıdını tırmalarken, buz tutan gölete atlayıp pul pul dökülürken, onu kurtardığı günü, senelerce içtiği ballı çayları
O Rukiye de benlik değil, dedi sonunda. Ne yumuşak huylu, ne esnek bir kızdı. Onları hiç sevmem. O mak desen, kırılmış ama hiç üzülmedim. Mutluluk için kırıldı, bak ne mutlu yaşıyorsunuz Oğuz beni çok sever, her şeyi affeder Sen de affet, Seher. Evini açtın, harika bir insansın
Marmelatlar tabakta erirken, dışarıda akşam karanlığı, doğuda turuncu bir şerit yanıyordu.
Vakit geldi fısıldadı Şefika Hanım. Sekizde orada olmam gerek
Oğuz arabaya bindirdi, boş sokaklarda götürdü. Seher de yanına oturdu, tedirgin şekilde kadını tuttu.
Akşam arayacağım, üşütmeyin! Sonra da yine bize gelirsiniz.
Kadın başını salladı. Gençlerle yaşamak iyi gelmişti. Özellikle Kerem çok ilgisini çekmiştihiç babasına benzemiyordu; çok asi, dik başlı. Ama kendisi de diyor: Benim iç dünyam farklı. Değişmez, ama keşfetmeye açığımAma ben böyle daha mutluyum, dedi, hafifçe gülümseyerek. Sonra ellerini Seherinkine bırakıp arabadan indibavulu, kitapları ve marmelat kavanozuyla hastanenin beyaz ışıklı kapısında gözden kayboldu.
Eve dönerken arabanın sessizliğinde üçü de derin derin nefes aldı, bir anlık gerginlik yerini garip bir huzura bıraktı. Oğuz, Seherin elini tuttu; ince parmakları önce tereddüt etti, sonra sımsıkı kavradı. Kerem radyoyu açtı, arabada eğlenceli bir şarkı çalmaya başladı. Duman, onları camdan izliyor, heyecanla kuyruğunu sallıyordu.
Eve girdiklerinde, Seher gülerek yere saldığı terliklere baktı, Dumanı yanına çağırdı, Kerem mutfağa uğradı, bir kaşık marmelat aldı ağzına. Oğuz ise balkona çıktı, şehrin ışıklarını izledi.
O an Seher, sabahki telaşlarının, mükemmel olma çabasının, başkasının gözlerinin ağırlığının ne kadar yersiz olduğunu fark etti. Evleri onlara aittidağınıklığıyla, kek kırıntılarıyla, köpeğin pati iziyle, çatallarıyla, bazen hizayı bozsa da hayatın küçük, sıcak düzensizliğiyle Ve en kıymetlisi de buydu.
Birkaç gün sonra Şefika Hanımdan bir mesaj geldi: Gözlerim açıldıher şey bambaşka. Sizin ev gibi parlak, içten ve huzurlu İçimde hep biraz kalacağım. Sevgiyle.
Seher gülümsedi, Oğuza telefonu uzattı.
Hayatı başkalarının kurallarına sığdırmaya çalışmak yorucuydu; oysa kendi kurallarıyla yaşamak, bazen hayır demek, bazen sadece gülümsemek ve yersiz bir telaşı bırakmakgerçek mutluluk buydu. Herkesin, her evin, her insanın kendi ekosistemi, kendi ritmi vardı. İçinde sevdiklerin, affın, mizahın, hatta arada kırılan porselenlerin Hepsinin bir yeri vardı.
Ve işte o akşam, mutfakta üç kişi ve bir köpek, domates doğramaya, ekmek kızartmaya, hayata yeniden başlamaya koyuldu. Kimse mükemmel değildi, belki buydu hayatta eksik olan huzurun reçetesi: Kendi kurallarınla filizlenmek, büyümek, birbirinin telaşına nazikçe omuz vermek.
Bazen asıl aydınlık, güneşin başının üstünde değil, evin içindeseher vaktinde, sıcak bir tebessümde ve gönül alıcı bir hoş geldin, hoşça kalda saklıydı.




