Son Çağrı

Son Çağrı

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Hülyayı tarifsiz bir huzursuzluk sarmıştı. İçinden bir ses, bugün kötü bir şey olacağını fısıldıyordu.

Kötü bir şey…

Hülya hemen annesiyle iletişime geçti. Nermin Hanım telefonda, her zamanki ağırbaşlılığıyla kızına huzur verdi:

Tansiyonum gayet iyi, başım ağrımıyor. Hayırdır, niye sordun kızım?

Öylesine anne, ne olur ne olmaz diye… Hem şimdi hazırlanıp işe çıkacağım. Bir şey olursa mutlaka bana haber ver, olur mu?

Tamam canım.

Telefonu kapatınca rahatlaması gerekirdi ama içini kemiren sıkıntı bir türlü dinmek bilmedi. Sebebini bir türlü kestiremiyordu. Gerçi, onun yaptığı işte her an her şey olabilirdi. Üstelik haftanın ilk günüydü, pazartesi, her daim en zoru.

Kahvesinin son yudumunu içip saate baktı: Altıyı yarı geçmişti. Aceleyle giyindi, yanına bir sandviç aldı ve evden çıktı.

*****

Sağlık Ocağının otoparkında Hülyayı bugün birlikte çalışacağı şoför, Cengiz karşıladı. Cengiz, elindeki sigarasını yaktı ve gülerek el salladı. Hülya ise başını ağır bir hareketle salladı.

Yüzünden düşen bin parça Hülya, hayırdır? dedi Cengiz, hafif bir tebessümle. Bi sıkıntı mı var?

Yok Cengiz. Şimdilik bir şey yok. Ama içimde fena bir his var, sanki her an bir şey olacak, dedi dalgın dalgın.

Hadi hayırlısı… Sabah sabah nereden böyle kötü düşünceler geliyor aklına? Yoksa uykunu mu alamadın?

Hülya cevap vermedi. Gökyüzüne baktı; kara bulutlar İstanbulu sarmıştı ve her an şiddetli bir sağanak başlayabilirdi.

Hülya küçükken de yağmuru hiç sevmezdi.

“Yoksa bu yüzden mi içim sıkkın? Belki de hava yüzünden moralim bozuk” diye düşündü bir an. Neredeyse gülümseyecekti ki, o içini kemiren huzursuzluk tekrar baş gösterdi.

Kolay gelsin! diyerek genç bir hemşire geçip gitti yanlarından.

Bunu duyan Cengiz, birden öksürdü, dumanı yutmuştu. Kendi kendine yumruğunu sıktı ve o genç hemşireyi korkuttu.

Ay, affedersiniz! Unuttum tabii… dedi hemşire mahcup bir sesle.

Genç kız geçen hafta sağlık ocağında işe başlamıştı ve yeni olduğu için bir ekibe “hayırlı nöbetler” dilemenin uğursuzluk sayıldığını öğrenememişti daha.

Şimdi başımıza bir şey gelmese bari, diye fısıldadı Hülya. Arkasından soğuk bir ürperti geçti.

Ağzına sakız yapışsın, diye homurdandı Cengiz, sigarasını metal kutuya atarak.

*****

Her çağrıda, dispeçer tablete yeni bir adres ve vakayı gönderiyor, ardından yüksek sesle hangi rahatsızlık için çağrıldıklarını açıklıyordu:

Erkek hasta, 35 yaşında, şiddetli baş ağrısı şikayeti. Konuşması bozuk, inme olabilir.

“Hadi bakalım, bu eksikti” diye içini çekti Hülya. Acil servis doktoru olmak kolay değildi, ama bazı vakalar Her defasında içine işlemişti çaresizlik duygusu; hele ölümlü vakalarda geceleri gözüne uyku girmezdi.

Hele ki bugün…

Neyse ki çağrıya gittikleri adamda inme yoktu. Adam sabaha kadar arkadaşının doğum gününü kutlamış, konuşması alkol şişmişliğindendi. Baş ağrısının sebebi de feci bir akşamdan kalmaydı. Hülya bir ağrı kesici verdi, bol su içmesini ve dinlenmesini önerdi.

Bir de bira içsem iyi gelir mi? diye umutla sordu adam, kafasını tutarak.

Sakın! Daha kötü olur. Eğer uzun ve sağlıklı yaşamak istiyorsanız, alkolü tamamen bırakmanız gerek.

Adamın evinden çıkınca derin bir nefes aldı, şükretti içinden. “Belki de Cengiz haklı Şu kötü his dediğim, birikmiş yorgunluk ve stresimden fazlası değil.” Tam sakinleşiyordu ki, dispeçer tekrar aradı ve mezarlığa yeni bir çağrı yolladı.

Nereye? diye şaşırdı Cengiz.

Mezarlığa, dedi Hülya üzgün bir sesle, tabletine sıkıca sarılarak.

Bugün İstanbul’da ünlü bir sanatçının cenazesi varmış (Hülya hayatında duymamıştı ismini). Onlarca insan, genç yaşlı, ellerinde karanfiller ya sessizce ağlıyor, ya da aralarında öleni hayırla anıyordu.

Her an bir şey olacak diye tedirgindi Hülya. Cengiz art arda sigara içiyordu. Neyse ki ambulanslık bir durum yaşanmadı.

Sonraki çağrılar tipikti, her günkü gibi.

Neredeyse on iki saat geçti, vardiya bitmek üzereydi. Bir on dakika daha, sonra sağlık ocağına döneceklerdi.

Annesini tekrar aradı, içi rahat edecek mi diye.

İyiyim kızım, dedi Nermin Hanım. Şimdi biraz yemek yiyip akşam haberlerine bakarım.

Annen nasılmış? sordu Cengiz, Hülya telefonu cebine koyunca.

İyiymiş.

Bak, gördün mü! dedi Cengiz, genişçe gülerek. Demedim mi bir şey olmayacak diye? O kadar kuruntu yaptın, bak hepsi boşa!

Ama hâlâ içimde o his var Cengiz Beni neyin bu kadar tedirgin ettiğini anlayamıyorum.

Şöyle bir köpek alsan bence, sinir stres kalmaz sende.

Ciddisin tabii! dedi Hülya.

Tabii ya. Benim evde bir kedim var, adı Fındık. Eve gelince hemen kucağıma atlıyor, mırıldanıyor İçim ferahlıyor hemen, kötü düşünce kalmıyor. Mis gibi uyuyorum.

Benim mesaimle hayvan bakmak mümkün mü? dedi Hülya. Günde yirmi dört saat nöbet var. Senin evinde eşin, çocukların var, ben ise yalnız yaşıyorum.

Tam bir şey daha söyleyecekti ki, tablet çaldı. Dispeçerin sesi duyuldu:

Hülya, özür dilerim, ama vardiyan tamamen bitmiş değil. Son bir çağrı daha var. Barbaros Caddesi, 47 numara. Daire… Bir saniye…

Yoksa kırk üç numara mı? dedi Hülya.

Evet… Ama sen nereden bildin? şaşırdı dispeçer.

Orada Halil Amca oturuyor. Sık sık çağırırdı bizi. Yine mi kalp şikâyeti?

Dispeçerin derin iç çekişini duydu. İçine bir korku düştü.

Vefat etmiş… Sabah saatlerinde sanırım. Polisler orda, siz de gelin. Sen daha önce işlemleri bilirsin…

Bilirim, dedi Hülya, sesi titreyerek.

Tableti öylece kucağına koydu. Cengiz zaten her şeyi duymuştu, sessiz kalmayı tercih etti.

Sonunda, Halil Amcayı tanıdığımdan beri bize hep iyi davranırdı, dedi Cengiz. Ama bak, senin suçun yok Hülya. O istemedi hastaneye gitmeyi. Suçun yok, tamam mı?

Hı…

Hülya arabaya yaslanıp gözlerini kapattı, bir süre sessiz kaldı.

*****

Halil Amcayı bir buçuk ay önce tanımıştı. Kendisi çağırmıştı ambulansı, göğüs ağrısı vardı.

Kapı açık, gelin içeriye, demişti o zaman dispeçer.

Eve girince minik bir köpek karşıladı Hülyayı. O kadar küçüktü ki, sanki avuç içi kadardı.

Önce eğlenceli bir şekilde Hülyaya havladı, sonra Halil Amcanın yanına koştu.

Onu sokaktan buldum, yanıma aldım. Şimdi beni koruduğunu sanıyor, dedi adam gülerek yerinden doğrulmaya çalışırken.

Kalkmayın siz, dedi Hülya, Köpeğiniz de çok tatlıymış, keşke benim de bakacak vaktim olsa…

Neden olmasın?

Sebepleri var, Halil Amca. Ama şimdi sağlığınızı konuşalım…

Halil Amca tüm soruları cevapladı. Meğer kalp sıkıntısı bir yıl önce, eşi vefat ettiğinde başlamış. Eskiden polikliniğe gidiyormuş ama fayda görememiş.

Sıra beklerken daha kötü oluyorum. Ağrıysa bazen gelip geçiyor. Coraspin alınca geçiyor işte.

O tür ilaçların tedaviyle ilgisi yok, dedi Hülya, hafifçe gülümseyerek. Gelin bir EKG çekelim.

Gerçekten de EKGde sorun görünce hastaneye yatmasını önerdi ama Halil Amca kesin bir biçimde reddetti.

Peki ya Ardaya kim bakacak? Bana bir iğne yapın, geçer.

Bu sadece geçici çözüm olur. Size hastane şart.

Daha önce gelenler de böyle yaptı. Bak, yaşıyorum. İstemem hastaneye gitmek. İsterseniz imzalarım, gitmeyeceğim diye.

Hülyayı ikna edemedi; her çağrıda o giderdi artık Halil Amcanın apartmanına. Adam her hafta mutlaka arardı.

Önceden böyle değildi. Ağrı geçerdi. Şimdi bırakmıyor…

Çünkü gün geçtikçe fenalaşıyorsunuz. Hiçbir tedavi yok, bak hastaneye gelelim mi?

Olmaz Hülya… dedi ve yavru köpeğini aldı, başını okşadı: Ona benden başka kim bakacak? Daha küçücük. Bak, eğer bana bir şey olursa, komşum Zeynep Hanıma söyledim, o ilgilenecek. Hatta ona nereye para koyduğumu da gösterdim.

Neden para?

E köpek almak kolay, bakmak zor. Komşum mamaya para bulamazsa diye…

Gerçekten, iyi bir insandı Halil Amca.

Şimdi Hülya tekrar oraya gidiyordu ama bir daha hiç içini dökemeyeceğini, onunla hasbihal edemeyeceğini biliyordu. Çok yazık…

Son çağrı, gerçek anlamda son oldu onun için.

Cengizin “senin suçun yok” demesine katılmıyordu. Suçu vardı; Halil Amcayı ikna etmeli, hastaneye götürmeliydi. Onun vazifesi buydu.

Hülya, geldik.

Ne? Cengizin elini omzunda hissedince kendine geldi.

Geldik, Hülya.

Zorlukla adımlarını sürükleyerek üçüncü kata çıktı, içerisi polis ve Halil Amcanın komşusu Zeynep Hanımla doluydu. O da onu çoğu acil çağrıda tanımıştı.

Bir defasında Halil Amca kapının önünde fenalaşıvermiş, köpeğini bırakmamış, Zeynep Hanım da sağlık ocağına haber vermişti. O zaman tanışmışlardı.

Merhaba Hülya.

Merhaba Zeynep Hanım, dedi alçak sesle. Polisi siz mi çağırdınız?

Evet kızım, başka kimse yok. Sabah köpeği hiç susmadan havlıyordu. Halil Amca neden köpeğiyle dışarıya çıkmadı diye şaşırdım ama, herhalde bir şeyi yoktur dedim. Sonra gittim geldim, köpek hâlâ havlıyor… Polise haber verdim. Polis ve apartman görevlisi kapıyı açtıklarında elini yatak odasına doğru salladı.

Anladım, teşekkür ederim.

Yatak odasında uzun uzun baktı Halil Amcaya, gözyaşlarını tutmakta zorlanıyordu. Sonra raporunu doldurdu. O anda…

Bir şey hatırlayıp, evin içinde köpeği aramaya başladı. Mutfakta, banyoda, balkonda bakındı.

Birini mi arıyorsunuz? dedi polis, ilgisiz olmayan bir ifadeyle.

Evde bir köpek olmalı. Hiçbir yerde göremiyorum. Siz gördünüz mü?

Siyah kahverengi, küçük olan mı? Evet, burada dolanıyordu, polislere havlayıp durdu, dedi gülümseyerek. Sonra komşu aldı galiba.

“Hamdetmek gibi oldu!” dedi içinden Hülya, derin bir nefes alarak.

O kadar korkmuştu ki köpeğin sokağa bırakıldığından… Halil Amca çok severdi, ölse bile onun başına kötü bir şey gelsin asla istemezdi.

Polise veda ettikten sonra Zeynep Hanımın kapısını çaldı.

Hülya? Zeynep Hanım şaşırdı. Bir şey mi oldu?

Bima (köpeği) sahiplendiğiniz için teşekkür etmek istedim. Nasıl, çok üzgün mü?

Kim üzgün?

Bima yani… Sizde değil mi?

Ha, küçük köpek… Onu aldım ama içeride çok havladı, dışarı çıkardım, sokakta daha iyi olur diye düşündüm. Adamcağız vefat etti, o da başkasına nasip olur.

Yani köpeği sokağa bıraktınız?

Kovmadım, sadece dışarı bıraktım, içeride ne gerek var artık?

Ama Halil Amca size para bırakmıştı, mamaya.

Bir an duraksadı, ardından kaşlarını çattı:

Anlamıyorum Hülya, Halil Amca bana böyle bir şey söylemedi. Hele para mevzusu hiç yok.

Ama bana öyle dedi…

Affedersin kızım, şimdi çok işim var. O köpek… yaşamak isterse birine denk gelir, insanlar iyidir. Allah yardımcısı olsun.

*****

Hülya hızla merdivenlerden inip dışarı çıktı. O sırada hava iyice kapamıştı; başında incecik bir yağmur başlamıştı.

Her damlasında içi daha da daralıyordu. Birden Cengiz seslendi:

Yağmurun altında kalacaksın, gel arabaya!

Hülya arabaya yanaştı, ilaç çantasını koltuğa bıraktı. Sonra…

…kapıyı kapattı.

Hülya, hayırdır? dedi Cengiz, arabadan inip yanına geldi.

Cengiz, sen istasyona dön istersen. Benim yapmam gereken bir şey var.

Neymiş o?

O köpeği bulmalıyım.

Ne köpeği? Ne diyorsun Hülya?

Kısa bir özetle ona olanları anlattı. Cengiz sigarasını yaktı, sustu bir süre.

O köpek buradan uzağa gitmez. Sen istasyona dön istersen, ben bulurum.

Cengiz sigarasını yere attı, ayağıyla söndürdü:

Yok, seni tek başına bırakmam. Hem hava kararıyor zaten. Beraber bakarız.

Ya arabayı bırakmak?

Kimseye söylemeyiz, üzülme!

Cengiz ve Hülya on dakika kadar apartmanın etrafında köpeği aradı. Sonra polis de yardıma katıldı.

Birden Cengiz bağırdı:

Buldum! ve Hülya sevinçle ona koştu.

Gerçekten, köpek apartmanın karşısındaki bankın altında saklanıyordu. Cengizi görünce hırladı. Hülya yanına giderken neredeyse gözyaşıyla konuştu:

Bima, güzelim! Yağmura karışan gözyaşlarıyla eğildi. Beni tanıdın mı, Bima?

Köpek de onu hemen tanıdı, minik adımlarla yaklaştı ve Hülya’nın ayaklarına sürtündü.

Biliyorum, canım… Halil Amca gitti. Artık yok…

Cengiz sessiz sessiz ağladı. Polis başını göğe kaldırdı.

Sana onun yerini tutamam ama… dedi Hülya. Benimle gelir misin?

Bima geldi.

Çünkü Hülyanın iyi bir insan olduğunu anlamıştı.

Ve çünkü, o da yağmuru hiç sevmedi…

*****

Başlarda çok tedirgindi Hülya. Ama ona annesi yardım etti.

Hülya gündüz nöbetteyken, Nermin Hanım eve gelir, Bimayı besler, dışarı çıkarırdı. Boş günlerdeyse, hep birlikte parka giderlerdi.

Zamanla Hülya yeni hayatının çok daha anlamlı olduğunu hissetti, Halil Amca’nın yalnızlığını daha iyi anladı. Biraz zaman geçtikten sonra hayatlarına birini daha dahil ettiler.

Bimayı ararken onlara yardım eden polis Mehmet… İlk başta şartlar uygun değildi ama zamanla aralarındaki sıcaklık ilerledi.

Bir gün Mehmet çiçeklerle gelince, kapıda Bima vardı. Önce uzun uzun kokladı, sonra sert bakışlarla sınava çekti… Sonra mutlu bir şekilde havladı, onu içeri almaya layık buldu.

Ve Hülyanın beklediği o huzurlu mutluluk, nihayet bir kapıyı daha araladı…

Rate article
Lifequest
Son Çağrı