Hayatım boyunca hep, insanların değeriyle ilgili terazilerin, sayısız beğeni ve sosyal onay üzerinden kurulduğu bir toplumda yaşadım. Oysa gerçek özel olmanın, kalabalıklarla bir ilgisi yok. Bu günlüğümde anlatacağım hikaye, manipülasyonun sağlam karaktere çarpıp paramparça olduğu bir andan ibaret.
**Birinci Sahne: Güç İllüzyonu**
İstanbul’un işlek caddelerinden birindeyim. Lüks mağazalar, gösterişli kafeler, etrafta pahalı parfüm kokuları Hızlı adımlarla arabama doğru ilerliyordum. Siyah, tertemiz takım elbisem üzerimde, özgüvenim yerinde. Tam kapıyı açacakken bir el bileğimi tutuyor, sert ama belirgin bir şekilde. Gözlerinde öfke ve sarsılmaz bir özgüven var.
Gerçekten böylece mi gidiyorsun? sesi oldukça kibirliydi. Benim peşimde kuyruğa giren erkeklerin haddi hesabı yok! Senin yerini almak için sırada bekliyorlar!
**İkinci Sahne: Buz Gibi Sessizlik**
Durakladım. Yavaşça başımı çevirdim, önce pahalı ceketimin kolunu sıkan parmaklara, sonra doğrudan gözlerine baktım. Ne kızgınlık ne de kırgınlık Hissiz, sadece soğukkanlı bir anlayış.
Beklesinler, dedim sakin ve kararlı bir sesle. Ucuz panayırlar her zaman en kalabalık yerlere dönüşür.
**Üçüncü Sahne: Manipülasyonun Sonu**
Bir an donakaldı, sanki tokat yemiş gibi oldu. Usulca parmaklarını birer birer çekip kolumdan ayırdım; sanki görünmez bir tozu silkeliyormuş gibi.
Ben, indirim reyonunda sıraya girmem, diye son bir cümle fırlattım.
**Sonuç**
Ardımda hiçbir bakış bırakmadan, kararlı adımlarla yürüyüp oradan uzaklaştım. Kendinden emin maskesi paramparça olan o kız, Ortaköyün kalabalığı içinde yapayalnız kaldı. Dudakları titriyordu, gözleri doldu. Onun övündüğü o sıra, bir anda kıymetsizleşti, değersiz bir manzara haline geldi.
Neden bu sahne birçok insanın diline dolandı?
Çünkü bu an, bana ve izleyenlere önemli gerçekleri tekrar hatırlattı:
1. **Popüler olmak, kaliteli olmak değildir.** Bir ürünün başında kuyruk olması, o şeyin gerçekten değerli olduğunu göstermez. Çoğu zaman, fazla bulunan her şey sıradanlaşır.
2. **Rekabetle manipülasyon, sağlam karakterde işe yaramaz.** Bir adamı, başkalarının arasında savaşmaya zorlamak, ancak kendini bilen birini tamamen kaybetmene neden olur.
3. **Onur, sahip olmaktan değerlidir.** Bir kalabalığın parçası olmaktansa, hiçliğe yürüyerek saygınlığımı korumayı seçtim.
Bu hikayeden aldığım ders açık: Kendi değerini, başkalarının onayına yaslamak koskoca bir illüzyondan ibaret. İnsan ancak; onu sevenin değil, değer verip saygı duyanın yanında rahat nefes alır. Onurunu kaybetmektense, her zaman kalabalıktan dışarıda olmayı tercih ederim. Gerçek gücün, neye sahip olduğunda değil, nelerden vazgeçebildiğinde saklı olduğunu bir kez daha anladım.




