Fabrikada, Saveli’nin soyadı üzerine ustalar sık sık latifeler yapardı. Kadınlar da eksik kalmazdı; özellikle ilk kez duyduklarında hepsi gülmeden duramazdı.

Fabrikada soyadım yüzünden dalga geçmeyen yoktu. Hele ilk kez duyan kadınlar ve erkekler hemen bir espri patlatmadan duramazdı. İşte bir sabah, fabrikanın girişinde yeni bir güvenlik memuru vardı; kırkına yaklaşmış, gözleriyle konuşan bir Türk kadını. Kartımı okutunca adımı yüksek sesle okudu, ardından alaycı bir şekilde gülümsedi.

Ooo, Peribey! Gerçekten böyle soyadlar var mıymış?
Gördüğün gibi, var tabii, dedim hemen, yaşını hiç göstermediği için senli benli konuştum.
Peki, ailede böyle bir soyad nereden geliyor acaba, Peribey? diye sordu merakla.

Zaten bu sorulara hazırdım, kaç kere duymuştum aynı muhabbeti.
Anlatılanlara göre, bizim büyük büyükannemizin bir tanesi, Cinlerle biraz fazla samimiymiş. Ondan sonra da soyad çıkmış ortaya, diyorum hep.

Kadın bu şakaya gülmek yerine öyle bir yüz ifadesi yaptı ki, ben kendimi tutamayıp kahkahaya boğuldum.

Ciddi misin sen? diye fısıldadı korkuyla.
Hem de nasıl, dedim. O büyükanneden bu yana tüm Peribeyler biraz doğaüstü yeteneklere sahip söylenir. Aman diyeyim, bana bulaşma. Yoksa gece perili gibi kafana dikilirim, uyutmam seni dedim.

Kadın birden ciddileşti.
Bak, korkutma beni! Perilerle başım hoş, ona göre. Hadi geç, milletin yolunu tıkama, diyerek beni içeri aldı.

Akşam vardiyadan çıkarken yine o güvenlikçiye denk geldim. Beni görünce iyice asık suratlı oldu.
Hayırdır güzelim, bugün niye bu kadar sinirlisin? dedim gülerek.

Ben sana güzelim değilim; adım Şengül Hanım! Ve bana bakma, hadi geç!

Tamam, dedim içimden, Karşımda şaka kaldırmayan bir kadın var, belli ki kendime rakip buldum.

Ertesi sabah, girişte Şengül Hanım yoktu. Ama öğle yemeğinde, fabrika yemekhane salonunda yanıma geldi; ben daha patates püresiyle köfteyi ağzıma atarken, yan masaların duymayacağı bir sesle,
Hadi bakalım Peribey, dün geceki iş senin mi? dedi.

Neredeyse yiyeceğimi boğazıma kaçırıyordum.

Neyden bahsediyorsunuz, Şengül Hanım? Ne demek sizin işiniz?

Saklama! Sen kendin uyardın; Benimle uğraşmayın, gece perili gibi gelirim dedin mi, demedin mi?

O kadarını şaka olarak söyledim. Herkese anlatırım bu hikayeyi, gülüp geçerler, siz hariç!

Ha işte, şakanın sonu bu oldu! Dün gece deliksiz uykusuz geçirdim. Tam gözümü kapatınca bir tıkırtı, arkadan biri battaniyemi çekti, ponçik gibi ayağımdan tuttu! Akıl sağlığımı kaybediyordum!

Şengül Hanım, Allah aşkına, siz sanıyor musunuz ki ben pencerenizden girip de gece ayağınızdan mı çektim?

Kimseyi bilmiyorum! 5 senedir boşandım, evde kimse yok! Tabii ki sendin, perili soyadın boşuna mı?

Vallahi şakaydı, inanın Dedikodusu olan bir hikaye o; kimse ciddiye almaz.

Hayır, şöyle olmaz. Kendin başını açtın, kendin toplarsın bu işi!

Neyden toplarım?

Sordum, bekar mısın? Evet! O zaman bu gece benimle kalıyorsun! Sana hesap soran olmaz!

O an neye uğradığımı şaşırdım.

Benimle mi? Ne demek istiyorsunuz?

Gece gel, yanında otur. Ben uyuyacağım ama peribeylerden biri daha dadanırsa başımdasın. Ben uyuyamıyorum karanlıkta, ışıkta uykum gelmiyor. Anlaştık mı?

Pekâlâ, anladım Ne zaman geliyorum?

Mesai çıkışı birlikte eve gideceğiz. Karnını doyururum, sonra uyurum, sen de benim başımdasın. Sabah dokuzda uyandırırım.

Sonrası malum O geceden sonra, nedense, ben Şengül Hanımın evinden çıkamaz oldum. Kadın bir tuhaf; biraz sinirli, titiz ama merhametli ve aslında sevgi doluymuş meğer. Erkek dediğin için daha fazlası gerekmez; biraz ilgi, biraz anlayış. Hepsi bu kadarmış.

Bugün anladım ki; hayat bazen bir şakanın ciddi bir yuva kurmaya sebep olabileceğini gösterebilir. Bundan sonra dilimi tutmayı, insanlarla daha ince şaka yapmayı öğrenmem gerektiğini biliyorum. Sevgi ve anlayış, insanın en büyük serveti.

Rate article
Lifequest
Fabrikada, Saveli’nin soyadı üzerine ustalar sık sık latifeler yapardı. Kadınlar da eksik kalmazdı; özellikle ilk kez duyduklarında hepsi gülmeden duramazdı.