Onu Kıyafeti Yüzünden Reddetti, Ama Bir Dakika Sonra Buna Çok Pişman Oldu!

Onu sadece giyimi yüzünden reddetti, ama bir dakika sonra pişmanlığı tarifsizdi!

Hepimizin kulaklarında çınlayan bir atasözü vardır: İnsanlar dış görünüşe aldanır, aslına bakmalı. Ancak dış parıltının peşinde koşarken insanlık ve gerçek duygular kaybolup giderse, bakalım sonuç ne olur? Bu hikaye, İstanbul’un göbeğinde yaşanmış ve kanlı canlı bir şekilde anında karmanın nasıl işlediğini gösteriyor.

Harika bir tablo ve gerçeklerin tokadı

Hava mis gibi, tam Cuma akşamı. Lüks bir butiğin vitrin ışıkları, Nişantaşı caddesini tatlı tatlı aydınlatıyor. Kapının önünde bir çift duruyor. Melisin güzelliği yine dillere destan: kırmızı elbisesiyle, özenle yapılmış saçı ve makyajıyla, neredeyse Vogue kapağından fırlamış gibi.

Yanında ise Can var. Üzerinde sıradan, azıcık eskimiş bir mont ve kot pantolon Derken Can birdenbire diz çöküp cebinden kadife bir kutu çıkarıyor, gözlerinde heyecan ve umut parıldıyor:

Melis, seni dünyadaki her şeyden çok seviyorum. Benimle evlenir misin? sesi titriyor ama samimiyeti tartışmaya açık değil.

Fakat Melisin yüzünde bir gülümsemeye rastlamak ne mümkün! Dudaklarını büküp yüzük kutusuna bir, Canın yıpranmış montuna iki bakıyor, sonra iğneleyici bir bakışla;

Ciddi misin, Can? deyip omuzlarını silkerek yüksek sesle cevaplıyor. Bana bak, sonra kendine bak! Sence ben burada, bu hâlimle, senin gibi muhtemelen işine otobüsle giden birini mi seçeceğim? O mont ne Allah aşkına? Şaka mı bu? Ben daha iyisini hak ediyorum. Hesapta beş kuruş olmayan bir adamla mı evleneceğim yani?

Can hâlâ diz çöküp sessizce bakıyor, içinde kırgınlığın izi belli. Melis ise zerre aldırmadan, topuklularını yere vura vura arkasını dönmek üzereyken, olayların rüzgarı bir anda tersine esiyor.

Sürprizlere hazır mıyız?

Tam o anda kaldırımın kenarında, tekerler haykırarak lüks, simsiyah, camları karartılmış bir SUV aniden duruveriyor. Arka kapı hızlıca açılıyor, jilet gibi takım elbiseli bir adam elinde tabletle fırlıyor.

Adam kararlılıkla Cana doğru ilerliyor, Melisi ise kafaya takmıyor bile. Yaklaştığı anda hafifçe başını eğip;

Affedersiniz beyefendi, yönetim kurulu toplandı, şirketin birleşmesini sizin imzanız bekliyor. Hemen gitmemiz gerek, diyor net ve saygılı bir tonla.

Melisin gözleri fal taşı gibi açılmış, şoktan dona kalmış şekilde lüks araca, takım elbiseye ve Canın yamalı montuna sırayla bakıyor.

Can, ağır ağır dizinden doğruluyor. Yüzüğü öyle bir şıkırdatıp kapatıyor ki, sanki aralarındaki son bağ da o anda kopuyor. Bağırmıyor, sinirlenmiyor; sadece uzun, derin ve etkileyici bir sessizlikle Melise bakıyor.

Faturası ne? Yüzeysellik

Can Melisin sesi çatallanıyor, havadaki o ukalalık balon gibi sönüyor. Ne oluyor? Hangi birleşme?

Can yüzük kutusunu cebine koyarken gayet sakin;

Melis, her zaman güzel bir kalbin güzel bir yüzün ardında saklı olmasını umdum. Bu montu özellikle giymeyi, banka hesaplarımdan bahsetmemeyi tercih ettim. Çünkü birinin benim “kendime” aşık olup olmayacağını görmek istedim arabalarıma ya da paramın miktarına değil.

Melis’in rengi bembeyaz; hatasının büyüklüğü yüzüne yazıyor. Hemen Can’ın kolunu yakalamak istiyor:

Ama Can, bekle! Demek istemedim aslında, heyecanlandım, birden teklif geldi, hazırlıksızdım

Can, hafif ama kesin bir hareketle kolunu kendinden uzaklaştırıyor.

Teşekkür ederim Melis. Bana gerçek yüzünü, bugünden, düğün sonrası acı yerine şimdi gösterdiğin için sağ ol. Haklısın, biz gerçekten başka dünyaların insanlarıyız. Ve sen de aradığın o kişiyi bulursun elbet etiketin değerini, ruhunun zenginliğinden daha önemli gören birini. Hoşçakal.

Arkasını dönüp, siyah ciple caddenin kalabalığına karışıyor. Yardımcısı nazikçe kapıyı kapatıyor, araba bir dakika içinde gözden kayboluyor.

Melis soğuk kaldırımlarda, tek başına, kalakalıyor. Kırmızı elbisesinin ışıltısı birden sönüp gitmiş sanki. Ve o an, hem hayallerindeki erkeği, hem de onu tüm kalbiyle seven tek gerçek kişiyi elleriyle ittiğini anlıyor.

Hikayeden çıkarılacak dersler:

* **Gerçek değer etiketle ölçülmez:** Para ve statü bir gün gider, ama sevgi, sadakat ve iyilik kalıcıdır.
* **Dış görünüş kandırır:** İnsanları giydiklerine, arabalarına bakarak yargılamayın. En zengin ruhlular (ve zaman zaman gerçekten zengin olanlar!) çoğunlukla gösterişten uzak yaşar.
* **Çıkarcılık mutluluğu bozar:** Birini sadece cüzdanı ya da cebi için seçerseniz, elinizdekini kaybedip mutluluğunuzu elinizle itmiş olursunuz.

*Peki siz Canın yerinde olsanız ne yapardınız? Böyle testler yapmayı doğru buluyor musunuz? Yorumlarınızı paylaşmayı unutmayın!*O akşam Melis, şehir ışıklarının arasında küçük bir gölge gibi kaybolurken içinden geçen fırtınayı susturamıyor. O an şunu fark ediyor ki, asıl değer; başkalarının gözünde parıldamak değil, yanında olduğu kişinin kalbinde iz bırakmakmış. O kırmızı elbisenin, havalı topuklunun gölgesindeki yalnızlığında hiçbir kelime yeni bir şans, hiçbir lüks mağaza o iltimaçlı sevgiyi geri getirmeye yetmiyor. Akıp giden arabalara bakarken, bir an için, hayatında gerçekten işleyen tek lüksün şefkat ve samimiyet olduğunu anlıyor.

Belki de bazı pişmanlıklar sessizce büyür, sonra bir ömür boyu eşlik eder insanın yolculuğuna. Ve en çok da aniden veda eden gözlerde saklı kalır geleceğin özlemi.

Gecenin serinliği caddede gezinirken, Melis bu dersi unutmayacak; bir daha kimin elini tutarsa önce kalbine bakacak. Kim bilir, belki de bir başka köşe başında, nazikçe gülümseyen, sade ama içi sevgi dolu bir yabancının değerini zamanında görebilecek biri olur.

Ve hayat, her zaman olduğu gibi, yoluna devam edecekama artık Melis, şunu çok iyi biliyor: Gerçek hazinenin dışarıda değil, insanın içinde saklı olduğunu.

Rate article
Lifequest
Onu Kıyafeti Yüzünden Reddetti, Ama Bir Dakika Sonra Buna Çok Pişman Oldu!