Özgür Mutluluğun Peşinde

Özgür Mutluluk

Emre, dur bir! Bekle, ne olur

Emre adımlarını yavaşlatıp arkasına döndü.

Peşinden, iki katlı tuğladan yapılmış küçük eve açılan patikada hızla yürüyen Eylem geliyordu. On altısında, uzun çizmeler giymiş, pileli etekli, beyaz kısa montu ve başına bağladığı yün bir eşarpla, narin bir kızdı. Sert yünden başörtüsünün altından serbestçe çıkmış koyu kestane bukleleri hemen göze çarpıyordu. O renk, Eylemin zeytin kahvesiyeşil gözlerine çok yakışıyordu; gözleri öyle parlaktı ki, sanki birazdan ağlayacaktı. Bu Eyleme biraz kırılgan, narin bir hâl katıyor, insanın içinden onu korumak geliyordu.

Kız, sık sık kayan adımlarıyla aniden ürküyor ama hızını hiç kesmiyordu.

Eylem, koşma! Buz var, koşma bak! diye sertçe uyardı Emre. Hem niye acele ediyorsun? Ama hadi bakalım Koşmak sana yakışıyor. Yanakların kıpkırmızı! Çok güzelsin! Eskisi gibi görünüyorsun, iyileşiyorsun sanırım!

Eylem gülümsedi, yakınına gelip Emrenin uzattığı eli tuttu, Emreye göz kırptı.

Ne oldu peki? Emre sağa sola bakınıp sorarken bir anda eğilip kızın yanağına hızlıca bir öpücük kondurdu. Annemiz bize görüşmeyi yasakladı ya, beni dövecek sözde diye kızgın bir iç çekişle ekledi.

Eylem bir an için üzüldü, gözlerini yere indirdi, çantasının sapını mıncıkladı. Ama sonra yüzünde yeniden parlayan bir gülümseme belirdi.

Emre, onlar hep abartıyor! Hiçbir şey yapmazlar sana! Şey, bu akşam sinemaya gidelim mi? diye fısıldadı. Bilet de aldım ikimize! Bak!

Kız eldivenini çıkardı, avucunu açtı. İki bilet rulo gibi avucunda duruyordu.

Emre, Eylemin sıcak elini kendi kocaman elleriyle sardı, onun ince, uzun, tam bir piyanist eli gibi zarif parmaklarını okşadı.

Sinema mı? Şey Bilmiyorum Aslında bir işim vardı dedi birden ciddileşerek. Eylem elini kurtardı, tekrar eldivenine sakladı. Ama madem sen davet ettin, gidelim, dedi sonra ve biraz huysuz bir sesle sordu:

Hangi filmmiş bu? Yine aşk filmi mi?

Yok, savaşmış. Alper gitmiş, çok heyecanlıymış dedi! diye başını salladı Eylem heyecanla. Ben tek başıma gitmekten korkuyorum, öyle dedi. Arkadaşlar da gelmek istemedi.

Alper mi? O da hep abartır Onunla gitsene o zaman, ne de olsa seni dinliyorsun! Emre gururla başını dikleştirdi. Onu seviyorsun anlaşılan

Alper, Eylemin sınıf arkadaşıydı, çalışkan, zeki biriydi. Top oynamazdı, şaklabanlık da yapmazdı; ders çalışır, proje hazırlar, yarışmalarda yer alır ve Hep Eylemin etrafında dolaşırdı. Emreyi bu biraz rahatsız etse de Alper onda gerçek bir rakip olamazdı, aşırı naif ve yumuşaktı. Oysa Eylem, Emre gibi canlı, hareketli erkeklere ilgi duyardı.

Ama ne yazık ki Eylemin ailesi artık Emreyi istemiyordu, Alperi ise bağrına basıyorlardı. Annesi, Halime Hanım, Alpere hep güleryüz gösterir, her gelişinde evde bayram havası olurdu.

Ben kimseyi dinlemem! Eylem kaşlarını çattı. Madem seni çağırıyorum, başkasını istemiyorum. Gelmiyor musun yani?

Kızın yüzü kızardı, gözleri daldı.

Emrenin hoşuna gitti, başını salladı.

Tamam, gelirim. Korkmuşsun işte söylenerek mırıldandı. Ya ben? Her seferinde Emreyi korkutuyorsunuz! Sonra gece rüyamda bağırırım, babaannem duyar, telaşlanır!

Emre Eyleme göz kırptı, Eylem kahkaha attı, el salladı:

Saçmalama! Yüreğin kocaman senin, hiçbir şeyden korkmazsın! Hadi, sinemanın önünde altıda buluşalım. Şimdi gitmem gerek, annemle birlikte lahana doğrayacağız, mutfak baştan aşağı doldu leğenle. Kaçıyorum!

Eylem aceleyle döndü, hızlı adımlarla uzaklaştı.

Eylem, ailesiyle Emreye iki ev uzakta oturuyordu. Beraber büyümüşler, ihtiyar dut ağacına tırmanıp yasak olmasına rağmen üzümü ağızlarında evirip çevirip çekirdeğini tükürüp, kimin uzağa fırlattığına bakmışlardı. Okulu beraber paylaşmışlardı, Emre iki yaş büyük olmasına rağmen. Kızlar Eylemi kıskanırdı, böylesine yakışıklı bir oğlanın onu el üstünde tutmasına anlam veremezlerdi. Oysa Eylem bundan bir şey anlamaz, Emre zaten hayatında hep vardı, neden ona ilgi göstermesin ki?

Geçen kış kayak yaparken Eylem kendini iyi hissetmedi, gözlerinde siyahlıklar dolaştı ve talihsiz bir şekilde düştü, ayağını kırdı. Karlar üstünde kıvranırken nefes alamıyordu. Eylemin çocukluktan kalma büyük bir ağrı korkusu vardı; ufacık kıymığı çıkarmak bile annesine zor gelirdi. Oysa şimdi tüm bacak kırılmıştı

Yanında hemen Emre vardı. Onun bağırışı mahallenin öte ucundan duyulurdu. Emre hep yanında olurdu zaten.

Emre onu eve taşırken Eylemin ayağı şişip botuna sığmaz hale gelmişti, botu yarmak zorunda kaldılar. Eylem, Emrenin omzuna tırnaklarını saplamıştı, tırnak izleri kalmıştı. Ama Emre hiç şikâyet etmemişti.

Ambulans geldi, Eylem hastaneye götürüldü. Doktorlar, ayak önemsiz ama esas mesele zayıf kalp dedi ve raporunda bir dolu havai sözcüklerle hastalık yazıldı. Haftalarca yatakta geçirildi.

Karlar erimişti sokakta ama Eylem ancak yeni yeni ayağa kalkabiliyordu.

Yarası geç iyileşti, alçı altı kaşınıyor, sızlıyor, Eylem huysuzdu, ağlıyordu, annesiyle en ufak meselede tartışıyordu. Ama Emre gelince her şey değişirdi. Hep bir yeni oyun bulurdu: harita açar, birlikte gemicilik oynar, dünya turu yaparlardı. Sonra oyuncak araba ile Güneydoğulara gider, sonra Urallarda bir köy evinde çay içerlerdi; bazen lego getirir, odasında saatlerce birlikte oynarlardı.

Şu alçıyı çıkarınca ilk nereye gitmek istersin? diye sorardı Emre.

Eylem omuz silkerdi.

Dışarı çıkmak istiyorum. Annem bırakmıyor, dinlenmem gerektiğini söylüyor. Yürümeyi bile unutmuşumdur belki

Olur mu öyle şey, alışınca toparlanırsın! Benim dedem vardı, Fethiyede yaşar, savaştan sakat dönmüş, ayağı tutmazdı. Sonra bir profesör geldi, dede ile çalıştı, hareketler yaptırdı, dede ayağa kalktı. Yani bilim var, Eylem. Sen de iyileşirsin! Yeter ki moralini bozma. Hadi kıpırda biraz kabuğundan!

Emre onu gülerek kızdırır, yatakta yanındaki bebeğini kaçırırdı, Eylem bastonla koşup bebeğini isterdi.

Eylem, bu yaşta bebeklerle oynanır mı hiç? şakalaşırdı Emre. Dedikoducu teyze gibi dertleniyorsun burada! Biraz neşelen, daha genceciksin, ileride dans da ederiz biz seninle!..

Eylem! Yat hemen! Emre, ne yapıyorsun Allah aşkına?! Odadan fırtına gibi giren annesi Halime Hanım hemen Emreye yol verdi. Sinirleriyle oynamayın çocuğun! Hadi çık, git evine!

Teyze Halime, olur mu? Bu kadar kısıtlamak da yanlış! Yatırmakla düzelmez ki, hayat devam ediyor, yenilik lazım ona! Emre kadıncağızın tepkilerine kulak asmadan karşılık verdi.

Biz karar veririz! Hadi evine, Emre! Yakında Alper gelecek, ders çalışacaklar. Ne çok zaman kaybettik zaten dedi kadın endişeyle.

Alper mi? Onun yanında ben de oturabilirim belki? Emre şaka yapmaya çalıştı, ama tokadı hemen omzuna yedi.

Halime Hanım Emrenin yakasını sıkıca tuttu, kapının önünde bastırıp, soluğunu kesti.

Bak oğlum, bizim meselelerimize karışma! Eylemin hastalığı ciddi, hiçbir şey yapamaz. Çocuğu bile olamaz, doğumda ölür dedi doktorlar. Ben ise kızımın yaşamasını istiyorum, anladın mı?! Sakın Eyleme anlatma, kendisi çocuklardan, mutlu bir aileden hayal kuruyor Ama şimdi, şimdi Kadıncağız gözyaşlarına boğuldu, Emreyi itti.

Emre ancak eve yaklaşınca, Halime Hanımın ne anlatmak istediğini anladı. Eylem özürlüydü Gerçek bir yürek hastası.

Korkarım şimşek gibi çaktı kafasında. Ya bir gün aniden ölürse?!

Babaanne Şaziye, kapıda Emrenin montunu, gömleğini fırlatıp, fıçıdan aldığı buz gibi suyu sırtına döküşünü izliyordu.

Emre! Ne yapıyorsun sen?! Donacaksın! diye bağırdı kadıncağız.

Emre derin bir nefes aldı, kafasını salladı, düşünceleri biraz olsun duruldu.

Bu mümkün değil! Ona daha çok yaşamak düşüyor! Yaşayacak! Mutlu yaşayacak! Söz! Yumruğunu yere vurdu.

Babaanne Şaziye dinlemeye çalıştı ama Emrenin sert mırıldanışlarını anlayamadı

Emre, neden bu kadar harala gürelesin var? Geç oldu, yat hadi, oğlum, dinlen biraz! Kadıncağız başını salladı, yorgun bir şekilde kapattı gözlerini.

Tamam, üzme kendini. Çay koyup hemen yatacağım. Hadi iyi geceler, babaannem

Evde yalnızdılar. Emre, annesiyle babasını hiç tanımaz; Şaziye Hanım bazen bir şeyler anlatır ama çoğu zaman hiçbir şey söylemezdi. Kadıncağız, aslında Emrenin annesinin onu terk ettiğini de, babasını kimsenin bilmediğini anlatmak istemezdi. Yalnız kalmışlar, birbirlerine tutunmuşlardı.

***

Eylem, arada bir hastaneye götürülürdü. Halime Hanım, doktorlara kendi bahçesinden gelen yiyecekler ikram eder, kızını kurtarabilecek bir umut beklerdi. Ama hep aynı cevap:

“Şimdilik böyle şeylerin tedavisi yok. Belki ileride Ama şimdi tam bir sükûnet gerekiyor. Hiç heyecan olmasın.”

Evet Tabii başını sallar Halime Hanım. Alper, Eylemin arkadaşı, dikkatli çocuktur, kitap okutur hep, egzersizlerini kontrol eder.

Anne! kızgınca kızardı Eylem, annesinin söylediklerine utandı.

Ne var bunda? doktor gülümsedi. Düzgün bir genç adam yanınızda, kıymetini bilin, Eylem! O ileride iyi bir eş olur Şimdilik hoşça kalın. Üç ay sonra yine beklerim.

Doktor, onların çıkışını izledi, sonra eşini aradı, akşam krep istedi. Sıcacık, şekerli bir şeyler yemek istedi canı.

Artık Eylem, her adımını düşünerek atıyordu; annesi de peşinden ayrılmıyor, hasta olmasın, üşümesin, terlemesin, koşmasın diye kontrol ediyordu.

***

Sinemada hava boğucuydu, sigara kokusu her yere sinmişti. Eylem, Emrenin koluna sımsıkı yapışarak filmi izledi, sonra usulca ağlamaya başladı.

Eylem, ağlama, her şey güzel olacak! Canım! Emrenin fısıltısı başından öpüşüyle duyuldu.

Ama etraflarındaki herkes susmalarını işaret ediyordu.

Emre, fenalaştım. Dışarı çıkalım mı? diye fısıldadı Eylem.

Evet, hadi!

Karanlıkta iki siluet ekrandan ayrılıp dışarı çıktı, fuayenin parlak ışığında gözleri kamaştı.

Otur, sana su getireyim! dedi Emre.

Giședeki kadin başını salladı, endişeyle seslendi:

Yazık Hiç evli bile değiller Gençlik elden gidiyor vallahi!

Muhtemelen Eylemin hamile olduğunu zannediyordu.

Daha evlenmedik. Ama yakında evleneceğiz! diye atıldı Emre.

Ne? şaşkınlıkla sordu Eylem. İçinde bir şeyler titredi. Şaka yapıyorsun değil mi?

Kolunu kaptı, gözlerinin içine baktı.

Böyle şeylerden şaka olmaz! ciddiyetle konuştu Emre. Sonra konuşacaktım ama artık zamanı. Ben askere gideceğim. Döndüğümde evleneceğiz. Sana her yeri göstereceğim, söz vermiştim ya! Hani kutup penguenlerini bile görecektik. Söz verdim mi?

Kız başını salladı.

O zaman yerine getireceğim. Boşver başkalarını! Sen iyi olacaksın, birlikte doktorları bulacağız, en iyilerini. Sonra bizim de çocuğumuz olacak! Emrenin sesi alevlendi. Eylemi öpmek istedi, ama gişedeki kadın gözlerini üstlerine dikmişti böyle bir anda öpmek istemedi.

Suyu bitir, dışarıya çıkalım biraz! dedi Emre, Eylemi çekmek istedi, ama Eylem usulca elini bıraktı.

Gerçekten çocuk sahibi olamaz mıyım? gözlerinin ta içine bakarak sordu kız.

Emre şaşırdı. Halime Hanım hiçbir şey söylemesini istememişti

Şimdi konuşmanın zamanı değil Sonra bakarız, sen sadece dinlen yeter. Hadi, biraz dolaşalım!

Eylem sessizce başını salladı, Emrenin ona ceketini giydirmesine izin verdi, dışarıya çıktılar. O anda bir kenara çekildi, dudaklarını ısırdı. Tam insan olamadı, kadın bile olamayacaktı. Gerçek aileyi kuramayacaktı Ne yapmalıydı? Ya sonrası, ya geleceği?..

Sonra Emre, ağlamaklı Eylemi eğlendirmek için onu Mahirin yanına götürdü. Mahir, onları motosikletine bindirdi, Eylemi korumalı şekilde oturttu, Emre sıkı sıkı ona sarıldı.

Motosiklet yavaşça ilerledi, Eylem Emrenin kollarını, nefesini hissetti ve o an içinde tüm acıların silindiğini gördü. O an, sadece yol, Emre ve yolun gürültüsü vardı

***

Geceleyin eve doktor çağırıldı, bir iğne yapıldı.

Bu çocuğa hiç mi sahip çıkmıyorsunuz?! diye söylendi, çıktıktan sonra. Sınav zamanı zaten, sinirden böyle olmuş!

Eylem bir şeyler mırıldandı, ürkekçe film izlemekten kötü olduğunu anlatmaya çalıştı.

Yine Emrenin yanındaydın, değil mi?! annesi sordu doktordan sonra.

Evet Emre iyidir, bana hep dürüst davrandı! Her şeyi anlattı, çocuk meselesini bile

Eylem yeniden ağladı, inledi

Ona bu kadar yakın davranman yanlış! babası, Mehmet Bey, yumruklarını sıktı.

Yapma baba! Dokunma ona! O, sizinkiler gibi değil!

Yat artık! diye babası sertçe emretti, ışığı kapadı. Yarın askere gidecek, herkesin içi daha rahat edecek!..

Halime Hanım, Emreyi artık eve almamaya karar verdi, olanlardan hep onu sorumlu tutmaya başladı.

Ben yine de Eylemin yanında olacağım! İkimiz de mutlu yaşayacağız, onu iyileştireceğim! Niye bu kadar üzerindesin? Yasak, yok, olmaz! diye diye gençliğini soldurdun! Emre askere gitmeden son bir kez Eylemin evine uğradı, ama kapı açılmadı. Kavga edecek kadar ileri gitti, öyle özlemişti ki Eylemi. Açmazsanız, camdan girerim!

Kapıya Mehmet Bey çıktı, elinde tüfek.

Vuracak mısınız beni, amca? Olsun, vursa da olur Zaten kimseye lazım değilim, babaannemden başka Eyleme de gitti dersiniz, üzülmesin diye

Emre gözünün içine baktı, göğsünü dikleştirdi. Tüfeğin namlusu genzine dayandı. Halime Hanım kederle başını eğdi.

Mehmet Bey uzun uzun baktı, tüfeği indirdi.

Aptalsın oğlum, belki askerde akıllanırsın, git hadi. Eylem uyuyor, rahatsız etmem. Hadi, Şaziye Hanımı üzme.

Mehmet ve Halime Hanım, ne olduysa Emre yüzünden oldu diye içten içe kendi aralarında anlaştılar. Eylemi dışarıya Emre çıkardı, ona kayak öğretti, onun yüzünden O gitsin, bitsin!

Merak etme hanım, askere alışırsa belki döner mi hiç? Eylem de unutur nasılsa Mehmet Bey elini salladı, Git bir bak, Eylem duymadı mı?

Halime Hanım kızının odasına sessizce girdi, orası sessizdi. Görmedi ki Eylem ayakları çıplak, camdan Emrenin uzaklaşan gölgesine bakıyor, mırıldanıyordu: Bir kez olsun dön, bak bana

Ve Emre döndü, elini şapkasına götürüp, Eyleme belli etmeyecek kadar hafifçe bir el salladı. Eylem anladı

Emre tam dört yıl sonra döndü. Eylem hiç bilmiyordu, ailesi de anlatmıyordu: Emreyi Afganistana göndermişler, orada kaybolmuştu. Babaanne Şaziye hayata gözlerini yummuştu, ona yetişemedi. Eylemi cenazeye bile götürmediler, ders çalışmasını istediler.

Eylemin kışlaya gönderdiği tüm mektuplar kaybolmuştu bir şekilde.

Yanıt gelmedi mi? PTTde çalışan Ayşe teyze sorardı üzülerek. Çok iş vardır onda belki, kim bilir Bak, Alper geliyor, akademisyen olacak yakında! Seni sordu gene

Emre, sonbaharda döndü. Kapkara ve ışıkları sönük ev ona boğucu bir sessizlikle karşılık verdi. Tavan akmış, yağmurlar ikinci kata inmiş, sular duvarlarda çirkin kahverengi lekeler bırakmıştı. Şaziye babaannenin atkısı sopa üstünde duruyordu; eski, kararmış ikonalar köşede sakince bekliyordu.

Emre masaya oturdu, gözlerini kapattı, her şey aynı ama artık o başka biriydi, ya da her şey başkaydı

Bir gece dönüp kıvranırken, sabah giyindi, Eylemin evine yürüdü. Bahçede Halime Hanım çamaşır asıyordu.

Teyze Halime! sigarasını fırlatıp seslendi. Siz hâlâ aynısınız!

Emrenin çocukluğundan bu yana hiç değişmeyen bir yorgunlukla bakıyordu kadın.

Kim o? Gözlerini kıstı kadıncağız.

Benim, Emre. İçeri gelebilir miyim?

Cevabı beklemeden kapıyı açtı. Eylemin odasına baktı ama bütün perdeler sıkıca kapalıydı, saksılar kaybolmuştu.

Gitti o artık. Sen Yaşıyor muymuşsun? Halime Hanım başörtüsünü düzelterek, nedense biraz kinle, biraz da ilgisizce konuştu. Döndün yani? Şimdi ne hâller var Dünya değişti

Nereye gitti? Emre kaşlarını çatıp kadına şüpheyle baktı, sigarasını eline aldı, ama yakmadı.

Bursaya. Alper oradaki üniversiteyi kazandı, onlar da taşındı.

Alperle ne ilgisi var?

Olmaz mı? Kocası oldu. Eylem de senin ölümünü duymak istemedi burada, oturmadı. Alperin ailesi orada, mektup geldi yakın zamanda, yerleştiler, Eylem de üniversiteye girdi. Allah razı olsun, Alper destek oldu ona Babaannenin cenazesinden sonra çok kötü oldu, yine doktor çağırdık Ama Alper hep yanındaydı. Bak Emre Kadın ona dokunarak omzunu okşadı. Yüzü çökmüş, yaşlanmıştı. Bak evladım, onları arama. Mutlu olmalarına izin ver, olur mu?

Kadının sesi titredi, çaresizce omuz silkti.

Eylem, o inekle hiç mutlu olmayacak ki! diye Emre acı acı güldü.

Önceleri öyleydi. Ama sen göçüp gidince düşünmeye başladı, ona huzur verdi Alper. Ben senden rica ediyorum, onun hayatına girme.

Emre hiçbir şey söylemeden arkasına dönüp gitti. Halime Hanım derin bir iç çekişle eve girdi. Kocası mutfakta oturmuş kitap okuyordu, Alper ona da okuma alışkanlığı kazandırmıştı

Emre evde bir gün kalabildi. Küçük sırt çantasını topladı, pencereleri tahtayla çiviledi, bahçe kapısına kilit astı. Etrafına sert bir bakış attıktan sonra mezarlığa gitti. Şaziye babaannenin mezarında durdu, bir kuşun ötüşünü dinledi ve boynundaki kolyenin haçını mezara bırakıp fısıldadı:

Affet beni babaannem

Sonra gitti

Artık Emre değişmişti, gözü pek ve gözü karaydı; hayır kelimesini bilmiyordu, risk almak, savaşmak, mücadele etmek istiyordu. Bazen işlerinde gri bölgeler oldu, bazen şüpheli paralar döndü eline. Sürekli arıyordu.

Hayır, Eylemi bulmak beş dakika sürerdi. Bursa, üniversite, Alper asla kaybolmazlardı. Ama Emre, fırsat arıyordu. Yıllarca ticaretle uğraşıp tedarik, antikacılık, market işletmeleri derken zamanla medikal sektöre ulaştı; en iyi doktorları buldu.

Sende niye kalp hastalığı bu kadar ilgini çekiyor ki? diye sordu Prof. Dr. Osman, Pirogov Enstitüsünün kardiyologu. Kalp alanında iyiyiz, ama derdin ne?

Birinin yaşamasına yardım etmek istiyorum. Yalnızca yaşasın, iyi yaşasın diye Emre ciddiyetle anlatmaya çalıştı.

O zaman hasta dosyası lazım, tıbbi kayıt. Modern sonuçlar, EKGler gerekli. Anlatmakla çözülmez.

Emre kabul etti, evrakları toparlamaya koyuldu.

***

Nereye gidiyorsun? dedi İrem, koridorda; sabahın beşi, evi havalandırıp soğutan Emreye bakıyordu.

Özür dilerim, seni kaldırmak istememiştim. Birkaç günlüğüne işim var. Sıkılma, tamam mı? dedi usulca, onu kendine çekip dudaklarına sertçe yapıştı. Sakın başkalarını getirme eve, tamam mı?

İrem ellerini havaya kaldırdı, teslim olmuş gibi başını salladı.

Tamam canım. Kahvaltı ister misin?

Vaktim yok. Hoşça kal.

Emre arkasından kapıyı yavaşça kapadı. İrem, onun merdivenlerdeki adımlarını dinlerken, aralarındaki ilişkinin gerçek bir aşk olmadığını biliyordu. Ama yanında güçlü bir adam vardı ve yanında olmak güzeldi. Hayat karmaşıktı, fazlasını istemeye ne hacet?

***

Bir akşam, Emre Bursada, doktorlardan Eylemin kayıtlarını almak için, bir klinik yöneticisinin karşısında buldu kendini.

Sizden kayıt istemek ayrı mesele, ticaret başka dedi Ali Bey, zayıf eliyle masasının kenarını kavrayarak. Biraz riskli bu iş. Siz polis misiniz? Hayır, hayır, kesinlikle karışmak istemem

Emre gülümsedi, derin soluk aldı.

Yok, kardeşim, kimseden değilim. Sadece, Eylem eski bir dostum. O bir gölgede yaşamaya mahkûm edildi, kocası onu hapsetti, her hafta polikliniğe göndertiyor, ilaç üstüne ilaç Arada bir işe de gönderiyorlar ama, asıl hapishane evi! Hiç mutlu değil, sırf karısı hasta diye ayrıcalık sağladı, arabayı aldı, evi aldı. Kadıncağız hâlâ otobüsle işine gidiyor. Oğlu için de aynı, baskı baskı Oğlanı yaşlandırdı adeta, çocuk gibi değil. Ama Alper gayet şık, sağlıklı Herkes Eylemi kullanıyor. Sana bir teklifim var: Kayıtları göster, gerisi iyi olacak. Paranı da bolca alırsın. Hem ailene de yardım etmiş olursun.

Yönetici kararını çabuk verdi, evrakları teslim etti.

Teşekkürler. Belgelereni yönetime verdim, cihazlar haftaya gelir.

Emre idari işlemleri tamamladıktan sonra Eylemle buluşmanın yolunu aradı.

***

Eylem, akşamüstü Bursada dar bir sokaktan ağır ağır yürüyordu. Kafasında bin düşünce vardı. Yarın gene kontrolde olacak, Alper saatini kötü bir zamana almış, işten izin istemesi gerekecek. Gece oğullarının okul toplantısı var, Alper gelemez Hafta sonu kayınvalidesi gelecek, odalar hazırlanacak O kadar çok iş var ki! Ama şimdi yalnızca yürümek ve nefes almak iyi geliyor.

Bir motosiklet geçti hızla. Genç bir kız, bir delikanlıya sarılmış, kahkaha atıyordu Eylem içinden bir tebessümle geçmişi, Emre ile motosiklet maceralarını hatırladı.

Eylem! tanıdık bir sesle irkildi. Eylem, selam!

Döndü Emre

Seninle konuşmam lazım. Çok önemli! dedi ve onu bir parka çekti, bankta oturmalarını istedi.

Emre Emrecik! dedi Eylem, elini Emrenin omzuna, göğsüne, yüzüne uzattı. Babaannene hiç inanmamıştım

Eylemin gözyaşları döküldü, Emre onu sımsıkı sevgiyle sarıldı.

Nerede konuşabiliriz? Kafeye gidelim mi? dedi Emre.

Neden? Bize gel. Alper ve oğlumuz Arda evde. Tanışırsın. Mahcup bir edayla.

Evde konuşamam. Yalnız olmamız gerek. Emre ciddileşti.

Tamam Şurada bir lokanta var

Uzun süre konuşamadılar. Sonunda Emre söze girdi.

Eylem, seninle yurt dışına gitmeliyiz. Resmi işlemleri halletmemiz gerek.

Nereye? şaşırdı Eylem.

Kardiyolog arkadaşım tedavi buldu. Ameliyat uygun görülüyor, seni sağlığına kavuşturacak! Her şey hazır. Alper artık seni eve hapsetmek zorunda kalmayacak, canın istediği gibi yaşayacaksın!

O beni hapsetmiyor, sadece üzülmemi istemiyor, diyerek başını salladı Eylem.

Ben her şeyi biliyorum. Arabaya bindiği, yaptığı tüm şeyler Eylem, önemli olan sensin! İznin hazır, hemen gidelim! Her şeyi ayarladım.

Durdur, Emre, sen anlatsana nasıl oldun? Evli misin? Ne yapıyorsun? Eylem, değişmiş Emreyi anımsayamaz haldeydi. Tanıyamazdım seni artık

Nasıl biriyim? boğuk bir sesle sordu Emre.

Biraz korkutucu, ulaşılmaz biri olmuşsun. Ama yakışmış

Bandit miyim, diyorsun? gülümsedi Emre. Her yolu denedim, başta çamura battık, iş bölüştük Ama sonra düzlüğe çıktık, şimdi temiz iş yapıyorum

Oğlumuz Arda da İngilizce öğreniyor, Alper ona öğretmen tutuyor. Evimize hiç gittin mi? Ne hâlde şimdi?

Bilemiyorum. Konuşmamız gereken bunlar değil Eylem, izin al, hemen gidelim!

Emre telaşlanıyordu; sanki az sonra engel olacak bir şey hissediyordu.

Eylem? Arda bekliyor, yemek soğudu, sen de lokantadasın! Alper kapıda görünmüş, karısı ve Emreyi gördüğü an yüzü gerginleşti. Dışarıda rastladım sizi, bu Emreymiş meğer

Eylemin içi sıkılmıştı, kötü bir şey olacağını seziyordu.

Hadi, dışarı çıkalım, temiz hava alalım. Hapını da al! dedi Alper, telaşlanarak, Emre de peşlerinden ağır adımlarla yürüdü.

Evde mis gibi çorba kokusu vardı. Arda, Emreye dikkatle baktı.

Ben Emre dedi Emre, elini uzattı.

Arda, yukarıda yemek ye, biz de konuşacağız. dedi Alper.

Eylem oğluna yemeği götürdü, öptü ve mutfağa döndü.

***

Ne var, nasıl gidiyor? Alper evi yol geçen hanı gibi kullanıp bir süre mutfakta dolaştı, Emreye yüksekten bakıyordu. Eylem, ona bir köfte koysun, evli misin?

Hayır. Eylem için yurt dışında bir klinik buldum, ameliyat hazır. Nadiren yapılan bir ameliyat ama iyi doktorlar görevli. Eylem, tekrar eski neşeli hayatına dönecek, normal yaşayacak Gözleri umutla parladı Emrenin.

Eylem, Ardaya çay götür. dedi Alper.

Kadın çıktı, Alper sandalyesini öne çekti, Emreye bakarak hiddetle konuştu:

Ne diyeceğini anladım. Nereden çıktın, karımı yurtdışına götürmek istiyorsun, kim bilir ne parayla, ameliyata sokmak Sonra ne olacak? Ben ve Arda? Ya bir şeyi ters gider de Eylem orada kalırsa? Bizim hayatımızı kim düzeltecek? İyiyiz böyle. Git, kendine iyilik yap, bizi rahat bırak! dedi kararlı ve soğuk bir sesle. Bir de üstün varmış gibi davranma, bir zamanlar nerdeydin? Silahla iş yaptın belki, sen yokken ben uğraştım Eylemle. Oğlumuz büyütürken neredeydin? O benim, her şeyim. En iyi ben bilirim ona ne iyi gelir. Ben!..

Sen! Ben, ben! deyip durma! O senin eşyân değil, hakkı var yaşamaya! Şoförlüğü ona çok mu gördün, kendi oluyor, utanmaz! diye Emre birden ayağa kalktı. Ona yaşama şansı ver, çürütme! O ameliyattan sonra bambaşka bir kadın olacak

Emre, ben gitmeyeceğim. Korkuyorum. Öylece uyanamamaktan korkuyorum. Arda daha çok küçük, yalnız kalır Biz iyiyiz böyle. Eylem Emreye sarıldı, başını onun omzuna koydu.

Çay içelim, çocuklar Pastamız da var! diye gülümsedi. Sonra Emre, sen de eve gidersin, olur mu?

Emre hiçbir şey içmedi, montunu kaptığı gibi çıktı, vedalaşmadan yürümeye başladı.

Kaldırımdaki insanlara istemsiz çarparak yürüdü. En güzel hayatı reddetmeyi anlamakta zorlandı. Her şeyi onun için ayarlamıştı. Oysa Eylem kabul etmiyordu.

Sen sadece Alpere üstünlüğünü kanıtlamak istedin. Yanıldın, kaybettin! kafasından tekrar etti, içi acıyla doldu

***

Evde İrem onu bekliyordu, uyumamıştı.

Hoşgeldin, dedi sessizce, hâlâ yumuşak pijamasıyla. Çorba yaptım Tadı güzel olmuş mu, bakarsın

Kadın hızla yaklaşıp Emreyi kucakladı.

Ne oldu, İrem?

Gelmeyeceksin diye korktum. Orada kalırsın sandım

İrem gözlerini yummuştu, ona daha da sıkı sarılmıştı.

Saçmalama! Sen olmadan ne yaparım? Emrenin içi birden hafifledi; artık kimseye borcu yoktu, kendine bile. Artık sadece yaşayabilir, İremi sevebilir, onunla evlenip çocuk sahibi olabilirdi. Ve bu onların hayatıydı. Diğerleri de istedikleri gibi yaşayabilirdi.

Kendine mutlu olma hakkı tanımak ne kadar da basitti!

İrem bir köşede oturmuş, Emrenin iştahla yaptığı çorbayı izliyordu. O da gülümsüyordu Çünkü artık onların evinde de minik bir aile yaşamaya başlamıştı. İrem, buna gönülden inanıyordu.

Rate article
Lifequest
Özgür Mutluluğun Peşinde