O, Yanılmadı

Yanılmadı

Günlüğümden bir gün daha… Bugün sabah evde temizlik yaparken kapı zili çaldı. Hızlıca ellerimi yıkadım ve açmaya gittim. Kapıda kayınvalidem, Nermin Hanım vardı. Yüzünde bildiğim o alaycı gülümseme, ama yine de “Merhaba” yerine kafasını hafifçe sallayarak içeri geçti.

“Hayırdır, ne güzel sürpriz,” dedim biraz şaşkınlıkla.

“Öyle geldim işte, canım sıkıldı,” dedi, resmi bir selam bile vermedi.

“Nermin Hanım, ben şimdi ev işiyle meşgulüm. Keşke önceden bir haber verseydiniz, böyle ansızın gelmek adet oldu mu?” diye sitem ettim.

Nermin Hanım yine o gülüşüyle cevap verdi:

“Ben kendi evime gelmek için senden izin mi alacağım şimdi?”

Yine yüzüm kızardı. Bir kez daha hatırlattı ki, bu ev onun. Hem ben hem Elif bu evde adeta kiracı gibi yaşıyoruz. Borçların içinde yüzdüğümüz için, ne çıkıp başka ev tutmaya ne de başımızı başka yere sokmaya imkanımız var. Nermin Hanım’ın iki evi var; birinde kendi oturuyor, diğerini kiraya veriyordu. Bize de bu borçlar bitene kadar, sadece aidatları ve faturaları ödemek kaydıyla ücretsiz oturma imkanı tanıdı.

Mutfakta kupasını kendi raftan aldı, “Ne var ne yok bakalım?” diye sordu.

“İdare ediyoruz,” dedi Elif, temizlik biter bitmez salona geçti.

Kayınvalidem öyle bir baktı ki Elife, sanki başka bir hata arar gibi. Aslında Elifi hiçbir zaman sevmedi, bunu da saklamazdı, ama oğlunun tercihine mecburen saygı gösterirdi. İçinden de sürekli dalga geçerdi.

“İyi misin sen? Yüzün sapsarı. Bir halin var,” dedi.

“İyiyim, yorgunluk işte,” karşılık verdi Elif. O an gerçekten de pek iyi hissetmiyordu ama asla bunu kayınvalidesine itiraf etmeyecekti.

“Bugün ne yapacaksın?” diye sormaya devam etti Nermin Hanım.

“Bir iki alışverişim var, markete gitmem lazım. Sonra çalışacağım.”

İşlerinin yoğunluğunu, bilgisayar başında muhasebecilik yaptığını bilirdi kayınvalidem. Bir süre sessiz kalınca sıkıldı.

“İstersen markete beraber gidelim? Arabam var. Hem sen taşımak zorunda kalmazsın,” dedi.

İçimden Elifin itiraz edeceğini düşünüyordum ama ağır poşetleri eve taşımak işini düşününce kabul etti.

“Olur, iyi olur hatta,” dedi Elif.

“Haydi hazırlan. Bekletme beni,” şaka yaptı Nermin Hanım.

Elif hızlıca giyinirken yine laf atmadan duramadı Nermin Hanım: “Sen hazırlanırken ben iki şekerleme yaptım vallahi.”

Elif aldırış etmedi. Sabah beri hafif bir bulantısı vardı, kavga gürültü istemiyordu.

“Kimi markete gidiyoruz?” diye sordu.

Elif bir iki marketin adını söyledi, Nermin Hanım direksiyona geçti. Aslında pek ihtiyacı yoktu alışverişe ama o da yalnız eve dönmek istemiyordu. Kocası yıllar önce vefat etmiş, oğlu ve gelini ise hayatının en büyük tesellisi olmuştu. Kimseye belli etmeden içindeki yalnızlığını böyle bastırıyordu.

“Ne diye bu kadar ucuz şeyler alıyorsun Elif?” dedi kayınvalidem, kasadaki indirimli ürünlere bakarak.

“Şu an pek maddi gücümüz yok, borçları ödemeye çalışıyoruz. Siz zaten biliyorsunuz,” dedi Elif, olabildiğince sakin.

Nermin Hanım omuz silkti. Açıkçası umurunda değildi Elifin sıkıntısı.

“Belki bir kafede otururuz, ben ısmarlıyorum,” dedi. Daha lafını bitirmişti ki Elifin birden rengi attı, yere yığılacak gibi oldu. Neyse ki arabaya binmek üzereydiler, hemen kolundan tuttu, arabanın koltuğuna oturttu.

“Ne oldu kızım, iyi misin, Elif kendine gel Allahım”

Biraz su serpti yüzüne, Elif kendini toparladı.

“Ne oldu?” diye tekrar sordu kayınvalidem.

“Bir şey yok, biraz yorgunum, belki sinirden,” diye geçiştirdi Elif.

Nermin Hanım belli ki bir şeylerin farkına varmıştı ama belli etmedi.

“Eve dönelim en iyisi!”

“Bir markete daha uğramam lazım,” diye itiraz etti Elif ama Nermin Hanım dinlemedi. Hızla eve döndüler. Poşetleri taşımakla uğraşmadı Elif, Nermin Hanım el koydu hepsine.

“Sen beni yavaşlatma,” dedi.

Eve döndüklerinde Elif daha iyi hissediyordu. Hemen alışveriş poşetlerini yerleştirdi, yemeği hazırlamaya girişti.

“Elif, bu sık sık oluyor mu sana?” diye sordu kayınvalidem.

“Ne? Ha, marketteki mi? Arada olur, önemi yok.”

Nermin Hanım anlamlı bir şekilde güldü, masaya oturdu:

“Bana da olmuştu. Oğluma hamile olduğumda. Sabahları midem bulanır, bazen bayılırdım bile.”

“Yok artık, ben hamile değilim!” diye kızardı Elif. “Hem tam zamanı mı? Borç var, daha çalışmak lazım. Çocuk, masraf.”

Nermin Hanımın yüzü bir anda ciddileşti:

“Çocuk masraf değil, Allahın hediyesi,” dedi.

“Biz hediyesiz de idare ederiz,” diye mırıldandı Elif.

“Olacağı varsa olur,” dedi Nermin Hanım, konuyu kapatmayıp.

Elif keskin bir nefes aldı, artık sabrı kalmamıştı:

“Nermin Hanım, hamile falan değilim! Lütfen bu saçmalıkla uğraşmayın!”

“Sesini yükseltme bana! Rahatsızsan test yap, ama bana bağırma,” dedi kayınvalidesi.

“Zaten neden geldiniz ki? Kafamı karıştırmak için mi?”

“Bak Elif, seni markete götürdüm, ayakta bayıldın, yardım ettim! Bana bağıracağına oturup eşinle konuşun, ne yapacaksanız yapın.”

“Çalışmaktan başka yapacak şey yok,” diye geçiştirdi Elif.

Nermin Hanım bu cevaplara bozulmuştu. Galiba Elifin aşılamayan gerginliği ona farklı ipuçları veriyordu ve içinden “Kesin hamile,” diye geçiriyordu. Bir şey demedi, yüzünde hafif bir gülümsemeyle hayal alemine daldı.

“Neden öyle garip garip gülümsüyorsunuz?”

“Sen olsan erkek çocuğa ne isim koyardın? Kıza ne dersin, bir düşün bakalım.”

Elif dondu kaldı, ardından kızdı:

“Yeter artık! Hamile falan değilim! Lütfen saçma sorular sormayın. İşiniz yoksa evinize gidin!”

“Tamam, ben giderim” diye gülerek ayağa kalktı kayınvalidesi, ekledi: “Ama bil ki, torunun olursa yardım ederim.”

Elif cevap vermedi, burnunu çeke çeke içeri gitti.

Kayınvalidesi gider gitmez Elif ilk iş ecza dolabına gitti. Doğrusu bu hamilelik ihtimalini kabullenmek istemiyordu. İnsanın en büyük korkuları kendi içinde yaşanır ya, Elif de korkuyordu; doğumdan, acıdan, sorumluluktan Anne olmaktan.

Aylar öncesinden aldığı ve kullanmaya cesaret edemediği test geldi aklına, çekmeceden çıkardı. Beklenen dakikalar geçmek bilmedi. Sonunda testin üzerine göz gezdirdi: Net iki çizgi Elifin aklı işten güçten uzaklaştı, artık yalnızca içinde büyüyen hayatı düşündü.

Akşam, kafası bin bir soruyla dolu, eşine testin sonucunu gösterdi.

“Bu ne?” dedi Emre şaşkınlıkla bakarak.

“Sanırım Ben hamileyim,” dedi Elif kısık sesle.

Birbirlerine hazır değillerdi ama Emre gülümsedi:

“Gerçekten mi? Bir çocuğumuz mu olacak bizim?”

“Evet!” dedi Elif, sesi titreyerek. “Ne yapacağız şimdi?”

Emre düşünceli bir an geçirdi, sonra ellerini Elifin karnına koydu:

“Bebek için isim bulmaya başlasak?”

“Ya iş, borçlar?”

“Bir yolunu buluruz Elif! Annem de yardım edecektir, çocuklara bayılır!”

Emre, Elifi usulca koltuğa oturttu. Elif endişesini saklayamayarak ağlamaklı fısıldadı:

“Emre, çok korkuyorum. Herkes doğumun acı olduğunu söylüyor Ya bebeği yanlış tutarsam, ya düşürürsem?”

“Sakin ol,” dedi Emre, sarılarak. “Birlikte üstesinden geleceğiz, ben hep yanında olacağım.”

Elif eşinin kollarında yavaş yavaş sakinleşti. Bir süre sonra telefonu alıp kayınvalidesini aradı, sevinçli haberi paylaşmak için. İçten içe Nermin Hanımın çok sevineceğine emindi. Ve gerçekten de yanılmadı.

Bugün şunu anladım ki; bazen hayat plansız bir hediye sunar. Önce korkarsın, kaçmak istersin, ama sevdiklerin yanındaysa, her sorun paylaşınca hafifliyor. Sanırım aile olmak da işte tam bu…

Rate article
Lifequest
O, Yanılmadı