Sensiz Yaşayamam

Sensiz Yaşayamam

“Sevgi, affet, başka birini sevdim. Gidiyorum, ev sizde kalsın. Böyle sessizce ayrıldığım için özür dilerim, haber vermeden gittim. Gözyaşlarını göremeyecektim, bu yüzden not bırakmaya karar verdim. Bana da kolay değil inan… Oğlumu benim için öp…”

****

– Güneşim, uyan! Sevgi oğlunu, Ardayı uyandırdı, sonra da eşi Tufanın odasına geçti.

– Aşkım, işe geç kalacaksın! Haydi kalk! diyerek gülerek battaniyenin altından çıkan ayağına dokundu.

Tufan inleyerek uyanmaya başladı. Her zaman uyanmakta zorlanır, Sevgi’nin aksine sabahları hiç sevmezdi. Sevgi ise güneşin ilk ışıklarıyla ayağa kalkar, o kalkmadan önce kahvaltıyı hazırlar, saçını başını düzeltir, evde yapılacakları bitirirdi. Erken yatmasının en büyük sebebi de günün yorgunluğuydu zaten.

O mutfakta kahvaltı hazırlarken, Arda odasından esneyerek çıktı.

– Önce elini yüzünü yıka, sonra masaya otur, Sevgi ona banyoyu işaret etti.

Çocuk usulca dişlerini fırçalamaya gitti. Birkaç dakika sonra kahvaltıya oturdular ki, Tufan da yatak odasından göründü.

– Bugün galiba evde kalayım. Şimdi işe arayıp haber vereceğim…

Yüzü bembeyaz olmuştu, Sevgi endişeyle baktı.

– Ne oldu, hastalandın mı?

– Başım dönüyor… Midem bulanıyor… Tufan kapı pervazına yaslandı.

Sevgi hemen fırladı, elini alnına koydu, gözlerinin içine endişeyle baktı.

– Ateşin yok gibi… İstersen yanında kalayım?

– Yok Sevgi, işine git, Ardayı da okula bırak, ben biraz daha uyuyayım, belki geçer. Dinlenirim…

– Bir şey olursa ara, diye uyardı Sevgi.

– Tabii ki, Tufan gülümsemeye çalıştı. Akşam görüşürüz.

O gün Sevgi’nin aklı hep evde kaldı. Kocasının halinden içi rahat etmemişti. Ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu, böyle ansızın hastalanması garipti. İş yerinde gözü saatte, yüreği sıkıntıdoydu. Sanki başlarına kötü bir şey gelecekti.

Erken çıktı işten, oğlu Ardayı okuldan aldı, sonra eve yöneldiler. Arda, annesinin yüzündeki gerginliği fark edip telaşlandı.

– Anne, bir şey mi oldu? Normalde daha geç gelirdin, senin de yüzün bembeyaz. Siz ikiniz de mi hastasınız?

Sevgi on iki yaşındaki oğluna bir bakış attı. Büyüyordu, ama daha çocuğuydu. Korkutmak istemedi.

– Arda, yalnızca babanı merak ettim. Rahatsızdı ya, iyi mi diye eve hemen bir bakmak istedim.

Arda mırıldandı, ama susmayı tercih etti. Eve vardıklarında Sevgi telaşla kapıyı açtı. Evin içi ürkütücü bir şekilde sessizdi, Tufan yoktu. Bütün odalara bakıp tekrar salona döndü. Ardanın elinde bir kağıt vardı, okumuş, yüzü bembeyaz kesilmişti.

– Ne var elinde? Göster bana!

Sevginin sesi titriyordu, Arda da sessizce kağıdı uzattı.

“Sevgi, affet, başka birini sevdim. Gidiyorum, ev sizde kalsın. Böyle sessizce ayrıldığım için özür dilerim, haber vermeden gittim. Gözyaşlarını göremeyecektim, bu yüzden not bırakmaya karar verdim. Bana da kolay değil inan… Oğlumu benim için öp…”

– Alçak… dedi Arda sessizce.

– Öyle deme, o senin baban… Sevgi şaşkın ve acılı bakışlarla oğluna baktı.

– Bizi bırakıp gitti! Onu istemiyorum!

Arda odasına koşup kapıyı hızla kapattı. Babasının bu yaptığını anlamıyordu, neden böyle olmuştu? Oysa her şeyleri yerindeydi. Sevgi ise elindeki notu tekrar tekrar okudu.

“İki yıl önce Zeynepi tanıdım, sizden gidemedim bir türlü. Artık zorundayım. Belki bir gün beni affedersin. Lütfen Ardaya gösterme, kötü düşünmesini istemem.”

Acı bir tebessümle, oğlunun zaten her şeyi anladığını düşündü. Babasını nasıl göreceği bundan sonra ona kalmıştı.

Yavaşça odalara gezdi, yatak odasına girdi, gardıroptaki boşluk yeni farkına vardı. Olduğu yere çöktü ve ağlamaya başladı. Bir anda dünyası başına yıkılmış, geleceği kararmıştı.

Ne kadar ağladığını bile hatırlamıyor, sadece Tufanı durdurmak istemişti. Keşke sabah evden çıkmasaydı, belki önleyebilirdi, ama bir yerlerde biliyordu; kimseyi zorla yanında tutamazdı. Yine de, Tufan yüz yüze söylese daha dürüst olurdu. Bu şekilde kaçmak, en acımasızıydı.

Kendine gelip yüzünü yıkadı, oğlunun odasına gitti. Arda yatağında, gözleri tavana dikili, ağlamıştı belli ki.

– Anne, niye böyle yaptı?

– Bilmiyorum yavrum. Beni sevmemiş olabilir, ama seni hâlâ seviyordur. Sen onun oğlusun.

– Hayır anne, yazmış işte, mecburmuş gitmeye. Demek ki yeni kadını hamile. Ben küçük değilim artık Demek ki beni de sevmiyor. Belki ben hata yaptım? Birlikte maça gidecektik, cafeye gidecektik. Belki bana dayanamadı? Fazla mı şey istedim?

Sevgi oğlunun bu sözlerine dayanamadı. Aynı duyguları hissetse de, oğlunun babaya ihtiyacı olduğuna inanıyordu. Onu babasına karşı doldurmak istemedi. Nazikçe elini tutup:

– Arda, inan bana, sana kızmadı. Notu okumanı bile istememiş. Başka bir kadına âşık olmuş, ama sen onun kalbinde hep olacaksın. Bir gün görüşmek ister, senden vazgeçmez.

– O seni sattı, anne. dedi kederle Arda.

Sevgi de benzer acıları hissediyordu. Öfke, yas ve intikam duyguları onu yiyip bitiriyordu. İki sene boyunca onları kandırmıştı. Her gün gözlerinin içine bakıp, başka bir hayat yaşıyormuş meğer.

Birkaç hafta boyunca evde hüzün hakim oldu. Sevgi boşanma davası açtı, Arda ise babasını affetmeyeceğini yineledi. Büyümüş, her şeyin farkındaydı. Akşamları gözyaşlarını duymak Sevgi’nin yüreğini kanatıyordu.

Zamanla, bu kara bulut dağılmaya başladı. Tufan oğlunu aramaz, ilgilenmez oldu. Kendi yeni hayatı, yeni ailesiyle meşguldü. Arda üzülüyor, alınıyor, geceleri sessizce ağlıyordu. Bu buhran aylarca sürdü.

Bir akşam Sevgi eve dönerken apartmanda yüksek sesler duydu. Merdivenlerden koşarken kavga edenin Tufan ve Arda olduğunu anladı. Tufan kapının önünde, oğluna yalvarıyor, Arda ise saçları dağılmış, öfkeden titriyordu:

– Git buradan! Burada olamazsın! Senden nefret ediyorum! Annem de artık seni sevmiyor!

– Arda, oğlum, dinle…

– Git!

Sevgi hemen yanlarına yaklaştı. Onu gören Arda biraz yatıştı, Tufan ise umutla yaklaştı:

– Sevgi, size geri geldim. Arda almıyor, ama sen beni affedersin değil mi?

– Anne, lütfen! diye yalvardı Arda hem üzgün hem öfkeli.

Sevgi ise bir zamanlar dünyasını adadığı adamı süzdü. Onu çok sevmiş, sensiz yaşayamam sanmıştı. Ama ihanetten sonra farkına vardı ki; affedilse bile bir aile olamazlardı.

– Ne oldu şimdi? dedi Tufan kapıya yanaşıp gülümseyerek. Babanızı, kocanızı almayacak mısınız içeri?

– Altı ay önceydin babamız, Sevginin sesi buz gibiydi, artık bu eve girme hakkın yok. Ev için istersen dava açarsın. Ama biz artık bir aile değiliz.

– Ne? Beni mi kovuyorsun? Sevgi, ne olur affet! Ne yaptım ben! Sensiz yaşayamam!

– Affettim ama seninle bir daha asla yaşamam.

Sevgi kapıyı açtı, Ardayla birlikte içeri girdi ve kapıyı kapattı. Arda annesine gülümsedi, babasını kovmak ona da zor gelse de, affedememişti.

– Anne, üzülme artık. Biz birbirimize yeteriz. İkimiz beraberiz, değil mi?

Sevgi de gözlerinden süzülen yaşları silerek gülümsedi. Kapının gözünden bir süre Tufanın durduğunu, sonra çaresizce gittiğini izledi. İçinde büyük bir hafiflik hissetti, sonunda bir ihanetçiyi hayatından atabilmişti. Artık geçmişe üzülmemeliydi.

– Çok iyisin, Ardam, dedi oğluna göz kırparak.

– O zaman pizza mı söylesek, kutlama yapalım mı anne?

Ardanın yüzünde uzun zamandır görmediği bir mutluluk parladı. Kötü günler geride kalıyordu, Sevgi bunu kalbinin en derininde biliyordu. Bundan sonra her şey daha güzel olacaktı. Kolay olmayabilirdi, ama mutlaka olacaktı.

Rate article
Lifequest
Sensiz Yaşayamam