Artık Umut Kalmadı

Umudun Kalmadığı Geceler

Paranı istemiyorum! içindeki öfkeyle haykırdı Gülben, buruşturduğu banknotları yere fırlatarak.

Aslında onlar senin paran, diye karşılık verdi ev sahibi kadın. Olanlarda benim suçum yok. Lütfen bağırıp çağırma, komşuları uyandıracaksın.

Gülben, kapının eşiğinde dikilen kadına öfkeyle baktı, arkasını döndü ve merdivenlere doğru yürüdü.

Apartmandan çıktığında, gözlerinin önünde siyah noktalar uçuştu, kendini zor atıp dar bir bankta oturdu.

Başını ellerinin arasına alıp sessizce ağladı. Yavaşça, kimseye duyurmadan. Yaptığına kahroluyordu.

Eğer sonunun böyle olacağını bilseydim, asla gitmezdim o düğüne! diye içinden fısıldadı.

*****

Gülben, evleniyorum! diye telefonun ucunda sevincini paylaştı arkadaşı Bilge. Düğün bir ay sonra. Sonra da nikah var. Gelirsin değil mi?

Tüm kalbimle kutluyorum Bilge, çok sevindim senin adına. Ama… Gülben derin bir iç çekti.

Söylesene artık!

Kusura bakma, galiba gelemeyeceğim. Gerçekten çok isterdim, ama

Nasıl yani gelemeyeceksin?! Bilgenin sesi şaşkınlıkla titredi. Biz ilkokuldan beri beraberiz, neler atlattık beraber Düğünüme gelmeyecek misin yani? Beni kırmak mı istiyorsun?

Asla öyle bir niyetim yok. Düğün ve nikah diyoruz, biri bir gün, biri ertesi gün

Evet, üç gün sürer zaten. İş yerinden rahatça izin alırsın.

Mesele iş değil. Benim bir kedim var. Onu bırakacak kimsem yok. Yanıma da alamam, sen de anlarsın O yüzden

Yok artık Gülben, bunları duymak bile istemiyorum! Düğünümde, nikahımda yanında olman gerek. Kediyi de birine bırak, bir sürü hayvan pansiyonu var İstanbulda. İstersem ben de yardımcı olurum.

Bilmiyorum Bilge…

Bak bir ayın var düşünmeye. Lütfen beni üzme. Hayatımın en önemli anında yanımda olmanı istiyorum.

Bilge telefonu kapatınca, Gülben öylece daldı. En iyi arkadaşını üzmek istemiyordu, ama Şanslıdan da ayrılamazdı.

Kedisini evde yalnız bırakmaya gönlü hiç elvermiyordu. Hele ondan ayrı kalmaya, kesinlikle katlanamazdı Şanslı. O, yalnızlık nedir bilmezdi, iki gün bile ona cehennem olurdu.

Gülben çok düşündü, neredeyse her gün. Sonra sonunda kararını verdi: Düğüne gidecekti. Şanslıyı ise, güvenebileceği birine teslim edecekti.

İnternette ilanlar arasında gezinirken, Gülsüm Hanım’ın ilanı dikkatini çekti. Yıllardır kedilere geçici yuva hizmeti veriyor, sahiplerine sapasağlam teslim edeceğine garanti veriyordu.

Her şey yazmak kolay toki tabii. Gülben, Gülsüm Hanım hakkında yazılmış yorumları özenle inceledi. Fena şeyler yazmamışlardı.

Bazı insanlar defalarca kedilerini bırakıyor, çok memnun kaldıklarını belirtiyordu. Ve esas can alıcı şey: Gülsüm Hanım, gençliğinde veteriner kliniklerinde çalışmıştı. Yani bir sorun olursa, işini bilen biriydi.

Tüm bu noktaları tartıp biçip, Gülben son kararını verdi. Aradı, randevulaştı.

Burası üç odalı bir apartman dairesiydi. En büyük odayı tamamen kedilere ayırmıştı ev sahibi kadın. Gülben, hem mekânı, hem de kadının tavırlarını çok sıcak buldu.

Hayvanlar için kurduğu ortam güzeldi, kadın da güvenilirdi.

Bir de, Şanslı orada yalnız kalmıyor olacaktı, başka kediler de var Sıkılmazdı.

Güzel oğlum Şanslı, bak ben sadece üç gün yokum. Ne olur dayan olur mu?

Genç kedi, sahibi Gülbenin bacağını sürttü, gözlerinin içine baktı. Gülben biliyordu: Bu bakış, Kucağına al beni! demekti. Ama vakti kalmamıştı.

Merak etmeyin kızım, kadın kocaman gülümsedi. O iyi olacak burada.

Umarım öyle olur Buyurun parası da burada. Gülben, Gülsüm Hanıma bin liralık iki banknot uzattı. Bir şey olsa hemen ara, tamam mı?

Tabii ki.

*****

Üç gün rüya gibi geçti.

Bilge, Gülbenin düğününe geldiği ve nikahta bulunduğu için çok mutluydu. Gülben de, arkadaşının hayatının yeni bir evreye girmesine sevinmişti. Kocası da gerçekten iyi bir adama benziyordu. Güvenilir.

Ama kedisini her gün hatırlıyor, her gün Gülsüm Hanımı arıyordu:

Merhaba, Şanslı nasıl? Sizi çok uğraştırmıyor inşallah?

İyi günler Gülben Hanım, diye cevap veriyordu kadın. Kediniz keyfi yerinde. İştahla yiyor, tuvalet eğitimi tam Siz de dediğiniz gibi üç güne döneceksiniz değil mi?

Evet. Neden sordunuz?

Yok bir şey ilave etmek istedim sadece. Bazen misafirlerim oluyor, ayrılış günü değişiyor filan. Son dakikada sürpriz olmasın diye soruyorum.

Valla değişmez. Zaten üç günden fazla da ayrı kalamazdım. Özlüyorum çok.

Gülben tam da söylediği gün kente döner dönmez, önceden de haber vererek Gülsüm Hanımın evine gitti.

Tamam, bekliyorum, diye kadın telefonda hüzünlüce iç geçirdi.

Gülbenin içinden huzursuzluk büyüyordu. O iç geçirme, bir yabancılık fısıldıyordu.

Kendimi niye bu kadar korkutuyorum ki? Kadın gayet iyi dedi, Şanslı sağlıkla duruyormuş diye kendini avutmaya çalıştı. Ama göğsündeki görük korku iyice büyüdü.

Kediniz kaçtı deyiverdi kadın dobraca.

Ne?! Nasıl?!

Komşular üst katta tadilat yapıyordu, büyük bir uğultu koptu, bütün kediler panikledi. Ben de artmasın diyerek kendim çıkıp söyleyeyim diye kapıyı açtım, tam o sırada Şanslı koşup apartmana fırladı. Engelleyemedim.

Neden hemen haber vermedin? diye bağırdı Gülben. Niye kandırdın beni?

Kaçan kedileri ben hep bulurdum. Tekrar getirirdim. Yine bulur, geri getiririm sandım. İlan da verdim internette, ama maalesef henüz bulamadım. Ama hâlâ ümitsizliğe kapılmayalım, bir ihtimal var.

Üzülmeyeyim mi yani? Allahım, nasıl olur! Söz vermemiş miydin bana?

İstersen paranı geri vereyim.

Paranı istemiyorum! diye Gülben öfkeyle tekrar sildi banknotları yere.

Zaten o sizin paranız, dedi kadın sakince. Olanlarda benim ne suçum var? Lütfen kavga etme, komşular uyanacak.

Kadına öyle bir bakış attı ki, kadın kapıda kaldı. Gülben hızla apartmandan çıktı.

Dışarı çıktığında, gözlerinde yine karanlık, adeta bir rüyanın içindeymiş gibi bankta oturdu. Olanlara inanamıyordu. Keşke gitmeseydim o düğüne. Niye bıraktım Şanslıyı?

Bir anlığına yıllar öncesine gitti, işten eve yürüyüş yaptığı bir Aralık akşamına. Takvim 30 Aralıkı gösteriyordu. Yarın tatil başlayacaktı, kendine vakit ayıracaktı.

İşte o akşam, sokağın köşesinden, ayaklarına sıcak bir şey sürttü. Minicik, turuncu bir yumak. Gülbenin pantolonuna tırmanıp avuçlarına yerleşmişti.

Vay canına! diye gülümsedi Gülben. Ne yapacağım şimdi?

Evine aldı. Başka bir şey gelmemişti aklına zaten.

Onunla yılbaşına girdi, tüm tatilini kendisine değil, minik kedisine verdi. Ne zaman alıştığını anlamadan ona kalbini kaptırmıştı.

Kızım, sen insan yerine bir kedi buldun, diye takılmıştı annesi, Gülbene mutluluğunu telefonda anlatınca.

İlk önce bir yavru kedi, sonra da biri olacaksa da o ikinci olur.

Gülben işe dönünce bu yeni hayatı arkadaşlarıyla paylaştı.

Kızlar, kediler bence sahiplerini kendi seçiyor, dedi. Yağmurlu, rüzgârlı, ya da buz gibi bir günde seni buluyor. Sonra…

Sonra? diye sordular merakla.

Hop diye önüne atlayıveriyor, bakıyor sana kocaman gözlerle. Çok üşüdüm, gel de gidelim mi? der gibi… Ve o an, hiçbir şey diyemiyorsun. Alıyorsun kucağına ve evine götürüyorsun.

Yazar olsan yakışırmış Gülben, diyerek güldüler.

Herkes mutlu oldu onun adına, ama gözlerinden, bu kadar yoğun bir kedi sevgisini anlamadıkları belliydi.

Ama gün gelir, mutlaka anlarlardı: Henüz sahiplenmemişlerdi, o kadar.

Şanslının gelişiyle Gülbenin evi tüy olmuştu, ev ise sıcak ve sevgi dolu. Her işten dönüşte Şanslı onu kapıda bekliyordu.

Miyav! diye sevinçle çığlık atıp, başını usulca Gülbenin koltuğuna sürtüyordu.

En çok Gülbenin kucağında, birlikte bir battaniye altında uyumayı seviyordu Şanslı. Ve o tuhaf, derin motor sesiyle mırıldanarak…

Şimdi ise, kapıyı karşılayan yoktu. Kucakta uğuldayan yoktu. Şanslı yoktu.

Gerçi, Gülben umuyordu ki, bir yerlerde hayattadır. Ama nerede? Hiçbir fikri yoktu.

Hayır! dedi kendi kendine kalkarken. Böyle oturup kabullenmeyeceğim. Onu bulmalıyım!

*****

Alo! Buldunuz mu?! diye haykırdı Gülben, bir gönüllü arayınca.

Belki… Bir kadın sokakta turuncu bir kedi bulmuş. Tarifinizle çok benziyor. Adresi SMSle yolluyorum. Bugün bekliyor sizi.

Çok sağ olun!

Gülben, yardıma koşan herkese minnettardı. Çünkü yalnız başına yapamazdı. Şanslının kaçışının üzerinden bir buçuk ay geçmişti.

En zor günlerdi bu geçen haftalar. Geceleri, iş çıkışı saatlerce kayıp kediler sayfasına bakıyor, ama Şanslının güncel fotoğrafı elinde olmadığı için umutları azalıyordu.

Gülben, aceleyle taksiden inip kapı şifresiyle içeri girdi.

Kim? dedi kadın içeriden.

Ben, Gülben. Turuncu kedi için geldim, gönüllüden adres aldım.

Buyurun.

On dakika sonra Gülben, apartmandan çıkıp dört bir yana bakındı, bir bank bulamayınca ayakta ağladı.

Kadının bulduğu turuncu kedi güzeldi, sevimliydi. Ama Şanslı değildi. O başka bir kediydi. Gülben bakar bakmaz anlamıştı.

O zaman ben onu sahipleneyim, dedi kadın, kedisini severken. Size de bol şans dilerim. İnşallah bulursunuz. Yeter ki umudunuzu kaybetmeyin.

Gülben ilk defa bir başkasını kıskanarak baktı. Daha fazla konuşmak istemeden oradan ayrıldı.

Sonraki aylarda birkaç defa daha telefonlar geldi, ama hepsi hüzünle sonuçlandı. Hiçbiri Şanslı değildi.

Belki de en büyük imtihan buydu; bir evde, bir kapı önünde şimdi benziyor! diyerek koşuyorsun, ama kapıdan girince yine umutların kırılıyor.

Kızım, anlıyorum. Çok sevdin onu, dedi annesi telefonda. Ama hayat devam ediyor. Bir başka turuncu kedi alsan? Şehirde bolca vardır eminim. Ya da buraya gel, komşunun kedisi yeni doğurdu, onda da turuncu yavru var.

Sağ ol anne. Ama ben başka bir kedi istemiyorum…

Altı ay geçtiği halde Şanslıdan hâlâ haber yoktu. Gülben, içinde bir ümidin söndüğünü anladı.

Tek bir şey için dua etmeye başladı; Allahım, ne olur hayatta olsun. Yanımda olmasa da fark etmez, başka iyi kalpli birinin yanında olsun, ya da başka sokak kedileriyle… Ama yaşasın yeter.

*****

Bundan sonrasında ne yapacağını bilmiyordu.

Kendini suçlu hissediyordu Şanslıya karşı. Hazin bir düğün için, gereksizce… Oysa kalsa, böyle olmayacaktı.

Şimdi ise…

Şimdi ne Şanslının nerede ne halde olduğunu biliyordu, ne de ne olacağını. O bilinmezlik, asıl dayanılmaz olan.

Gülben, hafta sonları evde durmamak için dışarı çıkıyordu. Şehri karış karış dolaşıyor, apartman aralarına, çöp kenarlarına bakıyordu.

Artık bulmaya dair umudu kalmamıştı, yine de yürüyordu.

Bir gün nasıl olduğunu anlamadan hayvan barınağının olduğu şehrin dışına gelmişti. Belki annem haklıdır, başka bir kedi alsam diye düşündü bir an.

Ama hemen reddetti bu fikri. Ya bir gün Şanslı bulunursa? Ne düşünür? Onu terk edip yenisini mi buldum sanır?

Tam uzaklaşacakken, barınak kapısında bir görevli çıktı karşısına.

Merhaba kızım, hayvan sahiplenmek ister misin? Gel, minik dostlarımızı göstereyim. Zorunda değilsin, ama belki biri göz göze gelirseniz…

Gülben reddetmek istese de nezaketen kabul etti.

Bak, şu Minnoş. Şu da Paşa. Ne kadar güzeller değil mi?

Gerçekten çok güzeller…

Garip bir huzur hissetti Gülben, ilk defa bu kadar rahatladı barınaktayken. Kedi ve köpeklerin gözlerindeki umut, onu usulca iyileştiriyordu sanki. Bir an hiç gitmemek istediğini bile fark etti.

Şu arka tarafta da mı var biri? dedi en uzak kafesi göstererek.

Orada bizim yalnız kedimiz var. Kimseden hoşlanmaz, uzaktan bile zar zor besliyoruz. Altı ay önce çok kötü halde geldi, iyileştirdik ama bize alışamadı.

Gülbenin kalbine bir sancı saplandı.

Görebilir miyim? dedi usulca.

Tabii, gel.

Ayak seslerini duyan turuncu kedi arkasını döndü, bakmadı. Koca barınağın ortasında yalnız bir gölge gibiydi.

Bak işte, bizim yalnız kedi. Hep arkasını döner bize.

Gülben kadını neredeyse hiç duymadı. Tüm dikkatini o turuncu kediye vermişti.

Şanslı? dedi titrek bir sesle. Şanslı, sen misin oğlum?

Kedi başını yavaşça çevirdi, şaşkınlıkla baktı Gülbene.

Yok, olamaz

Şanslı! daha coşkulu bağırdı Gülben. Allahım, yaşıyorsun! Oğlum koş bana, tanıdın mı beni? Şanslı, oğlum…

Şanslı önce uzun uzun baktı, düşündü… Sahibem mi?

Evet, sahibesi oydu. Sesi, kokusu, gözleri… Ama hemen gelmedi.

Kızdı mı acaba bana? Yoksa, neden geldi şimdi? Kedi içgüdüm bana ne diyor?

İçgüdüsüyle anladı, artık güvenebilirdi. Koştu Gülbenin kollarına.

Barınakçı kadın güçlükle kafesi açtı, Gülben ve kedisi hasretle birbirlerine sarıldı.

Onlara tüm barınak baktı. Gülen güneş, süzülen bulutlar da şahitlik etti. Çünkü böyle anlarda insan evrenle barışıveriyor.

O günden sonra Gülben ve Şanslı, barınağa yardım edeceklerine söz vererek ayrıldılar.

Çünkü onlar, onun kedisini kurtarmıştı.

*****

Eve dönerken Şanslı, motor gibi gürültülü mırlayarak anlatmaya başladı o uğursuz günü: Korkmuştum çok, her yer gürültüyle inliyordu. Sen yoktun ortada. Ben de seni aramaya çıktım. Ama bir araba çıktı karşıma, kaza atlattım… Ama şimdi buldun beni. Sonsuza kadar bırakmayacaksın değil mi?

Şanslı sustu, gözlerini Gülbene dikti.

Hayır Şanslı. Hiçbir zaman bırakmam.

Rate article
Lifequest
Artık Umut Kalmadı