Ama Bu Bildiğin Anne!

Ne demek, gecikmiş bir ödeme var? Yanlış aradınız galiba, bizim hiçbir kredimiz yok Evet, Yılmazlar, evet, doğru adres, fakat Ne kadar mı? Olamaz böyle bir şey. Kredi kimin üzerine alınmış? diye afalladı Sibel.

İlyas Yılmaz adına, diye cevap verdiler.

Evet, o benim eşim, ama nasıl, ne zaman aldı ki? Ve neden? diye daha da şaşırdı Sibel.

Üzgünüm, karşı tarafın sesi yumuşadı, Ama tüm müşteriler için kurallar aynı: son ödeme günü geçti, bugün hatırlatma yaptık, sonra başka işlemler başlar.

Sibel, oturup bilgisayarının başına geçtiğini, ne ara mutfağı geçtiğini bile hatırlamıyordu. O an gelen haberin etkisiyle sarsılmıştı. Hayır, önce bu borcun nereden çıktığını kendi başına öğrenmeliydi.

Eşinin kredi kartını hiç görmemişti, demek ki bu para aile için alınmamıştı. Ne oluyor böyle? O gün iş ile ilgili hiçbir şey düşünemez oldu. Aklı sürekli tuhaf telefon konuşmasındaydı. Sibel, İlyas’ın eve gelmesini zar zor bekledi:

Kim için aldın bu parayı? Kim istedi senden kredi çekmeni?

Yetişemedim, gördün işte telefon açtılar İlyas sinirli sinirli söylendi. Ağzından kaçırdığını fark edince de birden Sibele çıkıştı: Ne dikiliyorsun öyle? Anneme aldım be, annem! O istedi, tek başına yaşıyor

Ne yapacakmış ki öyle yüklü parayla? Biz bile daha azıyla geçiniyoruz, ikimiz de çalışıyoruz halbuki?

Tatile gidecek işte, daha açık ne diyeyim?

Hangi tatile? Neymiş, Antalyaya mı Bodruma mı gidecekmiş?

Annem beni tek başına büyüttü, hakkıdır. Senden de böyle bir tepki beklemezdim

Ve suratını asıp salonun köşesindeki koltuğa geçip duvara döndü. Ne zaman istediğine kavuşamayınca eski numarasına başvururdu, alındım çocuk oyununa yatar, konuşmazdı. Ama Sibel bu numarayı artık yemiyordu.

Sibel ise susmayı tercih etti. Kaynanası Saliha Hanımın onların evliliklerine karışmadığı tek bir an bile olmamıştı. Kadın emir verir, ilk tanışmadan beri gövde gösterisi yapardı. Sibelin kulağındaki altın küpeleri görür görmez gözleri parlayıp, mücevher mi, imitasyon mu, diye sormuştu.

Gerçek altın olduğunu öğrenince hemen mızmızlandı:

Boşuna harcayacağınıza eve bir tane düzgün beyaz eşya alsaydınız ya Yazık o paraya.

Olsa da annem artık takmasan şu küpeleri, demişti daha nişanlıyken İlyas sıkılarak, Kim bilir ne kadar içerlemiş, aynısından alamam diye dertlenip duruyor.

O zaman bile davranışı tuhaf gelmişti ama Sibel her şeye göz yumup aşkının peşinden gitmişti. Nikahı da, düğünü de Saliha Hanımın şatafatı gölgelemişti; ne kıyafet, ne hediye eksikti; meğer hepsini İlyas almış, yoksa annesi düğüne bile gelmeyecekmiş.

Sonrası mı? Saliha Hanım taleplerini ardı ardına sıraladı: önce yeni televizyon, bak komşuda var, bizde niye yok?, sonra saç kurutma makinesi şart, ablamda gördüm, arkasından kuaför parası, cilt bakımı Hepsi anında alınmalı, hemen ödenmeliydi. Yoksa? Kadıncağız anında gözyaşı döküp, fenalaşır gibi yapar, İlyas da yetişirdi:

O benim annem Nasıl yapamam!

Ama artık İlyasın bir ailesi vardı. Onun duası hep annesine, evin geliri ise hiçbir şeye yetmiyordu. Koca evde iki çalışan, ay sonunu getiremiyorlardı. Sibel sorduğunda ise İlyas sadece omuz silkmişti:

Sibelim, sen daha ev bütçesi yapmayı bilmiyorsun; annemden öğrenmen lazım aslında

Ama Sibel öğrenmek istemiyordu. Bu tip anneden uzak durmayı tercih ediyordu, tanıdığı karakterdi çünkü.

Ve bu son damla oldu: annesi oğlundan tatil parasını istedi. Alınan krediyle, bırak borcu, evin mobilyasını, beyaz eşyasını yenileyecek para çıkardı adam. Geri kalanı da şehirdeki en iyi restoranda kutlama yapacak kadardı.

İlyas annesinin istediğine razıydı yine de. Sibel, yine de annesi; sevgi saygı başka şey diye kendi kendini avutmaya çalıştı. Ama ona bile haber vermeden, gizli kapaklı kredi çekilmesi bardağı taşırdı. Ya bir şey olsaydı? Kredi, onun üstüne mi kalacaktı? Saliha Hanım yine işin içinden sıyrılırdı.

Artık ciddi bir konuşma zamanı gelmişti: Sibel, kocasının önceliğinin kim olduğunu bilmek istiyordu. En azından annesine şunu anlatabilmeliydi: isteklerinde birazcık insaf lazım. Ama İlyas sinirden deliye döndü, karısını bencillikle suçladı:

Borcu da ödeyeceğim, bütün parayı da yatıracağım, bu kadar sorun ne? Annem işte! Hakkı; sınıf atlatacak tatil ister, aslan gibi kadın! Hayatını bana vermiş, ben rahat bir tatil bile sunamayacak mıyım?

Bizim cebimize bakmayı da düşünüyor mu? Biraz da ona anlatmak gerekmez mi?

Sana şunu anlatayım: anne kutsaldır, tartışmaya kapalı!

Sibel anladı: İlyas, bu yaşam tarzını değiştirmeye hiç niyetli değil. Zaten annesinin oğlunu kıskandığını Sibel içten içe hissediyordu. Kadın her gün arayıp Yavrum gel, çok özledim, sensiz yapamıyorum diye yakarıyordu. İlyas her seferinde işinden çıkıp şehrin öbür ucuna koşuyordu; çünkü annesi çağırmıştı!

O kavga edilen akşamdan sonra evde sular durulmadı, ikisi de barışamadan işe gittiler. Sibel, öğlene doğru fenalaşıp yanında çalışan arkadaşların uyarısıyla doktora gitti. Beklenmedik şekilde hamile olduğunu öğrendi. Doğacak bebek, bütçe düzenine yeni, güzel bir sebep olur diye düşündü mutlu mutlu.

Ama sevinci yarım kaldı. İlyas, bu habere şok oldu; bebeği istemediğini, zamanlama olarak hiç uygun olmadığını söyledi, ısrarla aldırmasını istedi. Ardından kayınvalidesi aradı; oğlu gibi rica bile etmedi, doğrudan ültimatom verdi:

Ben torun falan istemiyorum! Ne yapıyorsun sen? Oğlumu kendine bağlayacaksın diye mi hamile kaldın? Boşuna uğraşma, İlyas ileride senden gider!

Nereye gidecekmiş, niye gitsin ki? Sibel şaşırmıştı.

Ben anneyim, oğlumu bilirim! O senden usanmış, bahane arıyor. Dinle beni, aldır yoksa yarın öbür gün nafaka da göremezsin.

Sibelin gözleri karardı, kendine hastanede geldi.

Nihayet ayıldın kızım, dedi tanıdık bir ses. Sibel doktoru, kayınvalidesinin komşusu Meryem Hanımı tanıdı:

Aa, Meryem Hanım, burada mı çalışıyordunuz

Keşke öğrenmeseydin, gülümsedi kadın, Korkuttun bizi. Ya anne, ya bebek diye seçim yapacaktık sandık.

Ne? Aman, her şey yolunda mı?

Sakin ol, sorun yok. Söyle bakayım, ne oldu, seni bu hale kim getirdi?

Sibel başından geçenleri anlatınca Meryem Hanım kaşlarını çattı, ona aklı başında bir tavsiye verdi:

Boşver o aileyi kızım, İlyas değişmez. Annesi hayatı boyunca hep talep eder, hep bir şey ister. Zaten rahmetli kocasını da öyle bitirdi. Oğlu da aynı huyda. Ona karşı gelemez. Nikahına da şaştım, kaç kız ilk görüşmede kaçtı. Hele şimdi Sen kararını ver, bak ben sana abla tavsiyesi: kendi yolunu çiz.

İlyasın babalık hakkındaki sözlerini duyan Meryem Hanım homurdanıp Sibeli yüreklendirdi. Belki de bu, Sibelin uyanması için bir sihirdi. Sibel kimseye minnet duymadan, her şeyi kendi başına halledebileceğine karar verdi.

İşe döner dönmez boşanma davası açtı. İlyas, ilişkinin kurtulmasında diretmedi. Çocuk meselesini de ona hiç söylemedi.

Aradan bir yıl geçti. Sibel kızıyla mahallede parka çıkmış, huzurla yürüyordu.

Ne güzel tesadüf, dedi arkasından çok tanıdık bir ses. Neden torunumu bana göstermiyorsun?

Çünkü, o sizin torununuz değil, dedi Sibel sakince. O çocuk Siz ve İlyasın dediği gibi, doğmadı. Bu ise sadece benim, tek başına benim kızım. Ve evet, onun bir büyükannesi zaten var.

Sen kim oluyorsun da

Tam da buranın sahibi oluyorum işte. Madem büyükanne olmak bu kadar önemli, oğlunuza başka uygun gelin bulun.

Sibel, kayınvalidesinin arkasından gelen hakaretleri umursamadan, hafif bir tebessümle yoluna devam etti. O bilirdi ki, annesinin gölgesinden kurtulmuş bir adam ve haddi aşmış bir kaynanayı geçmişinde bırakarak doğru olanı yapmıştı.

Rate article
Lifequest
Ama Bu Bildiğin Anne!