Köpek, beni ihanet sonrası hayata döndüren
Elif ile mutluydum
Elif ile evlenmiştik, tüm engellere rağmen aşk ile. Ailem benimle evlenmesini istemedi; onun ailesi fakirdi, benimki de lüks içinde yaşamıyordu, ama aramızda güçlü bir aşk vardı. Bizi destekleyen tek kişiler dostlarımız oldu.
Başlangıçta işlerimiz pek yolunda gitmedi. Öğrenci olduğumuz için kiralık daire bulamadık; bir ay bir arkadaşımızda, bir ay başka bir arkadaşımızda kalıyorduk. Elimizden geldiğince çalıştık, her kuruşu biriktirdik.
Sonunda ilk maaşlarımızı aldığımızda, küçücük bir çatı katı kiraladık. Kışın orası soğuktu, çatıdan su sızıyordu ama bizim için burası gerçek bir saray gibiydi. Çünkü sevdiğim insan yanımdaydı ve başka bir şeye ihtiyacımız yoktu.
Zamanla ayaklandık, üniversiteyi bitirdik, iyi işler bulduk, geniş bir daire ve bir araba aldık. Kızımız doğdu. Ona en iyisini vermek için çabaladık ve kızımız büyüyünce yurt dışına eğitim almaya gönderdik. Yeni hayatına alışması uzun sürmedi, şimdi her şey yolunda.
Ben Elif ile her şeyin yolunda olduğunu düşünüyordum.
Yanıldım.
Beklemediğim ihanet
O, gideceğini söylediğinde buna inanamadım.
Kötü bir şaka yaptığını, aşkımı test etmek istediğini düşündüm.
Ama hayır.
Sessizce eşyalarını topladı, elbiselerini değiştirdi, çocukken Noel süslerini koyduğumuz valizi dolaptan çıkardı ve kapıya yöneldi.
– Özür dilerim, – dedi sadece.
Kapıdan çıkarken onu izlerken, arkamda kapıyı kapatırken hayatım darmadağın oldu.
İçimi yakan acı
Ertesi gün yataktan bile kalkamadım. İşe telefon açıp hasta olduğumu söyledim ve bir hafta boyunca yataktaydım.
Elif’in kokusunu hâlâ taşıyan yastığını kollarımda sıktım. Onun kokusunu içime çekerek, geçmişe sıkı sıkı sarılmanın onu kaybetmemi engelleyeceğini umdum.
Ama o kayboldu.
Artık yemek yemeyi bıraktım, etrafımda olup bitenleri fark etmez oldum.
Bir tek canlı varlık, benim için anlamlı olmaya devam ediyordu – köpeğim Max.
O, pes etmememi sağladı
Max evin içinde dolaşıyor, yüzüme bakarak, ayağını itiyordu. Beni kaldırmamı ve her zamanki gibi dışarı çıkmamızı bekliyordu.
Bir gün ilk defa eski bir eşofmanla, kirli yüzle, tamamen bir uyuşukluk içinde sokağa adım attım.
Eve döndüğümde, yine yatağa yattım.
Ve beklemediğim bir şey oldu.
Max yemek yemeyi bıraktı.
Onun önüne bir kap yemek koydum ama yanına uzanıp sessizce sıcak gözleriyle bana bakmayı tercih etti.
Hatta yürüyüşe bile çıkmayı reddetti.
O an anladım: sadece üzülmüyordu – bana kendimi toplamam gerektiğini gösteriyordu.
Sanki diyor gibiydi: “Sadece pes edemezsin.”
Kendimi banyoya gitmeye zorladım ve duş alıp çıktığımda Max, kapısının yanına gidip yemek yemeye başladı.
Önceki adımı atmamı bekliyordu.
Böylece hayata dönüşüm başladı.
Köpeğin yönlendirdiği kader
Çalışmaya devam ettim, aklımı meşgul etmek için işlerimi artırdım.
Ama akşamları, evde her şey çok sessizleştiğinde yalnızlık üstüme çöküyordu.
Max bunu hissediyordu. Yatak yanıma uzanıp başını koluma dayıyordu, sanki “Yalnız değilsin” demek istiyordu.
Aylar geçti. Bir gün parkta yürüyüş yaparken tasmasını gevşettim ve birden koşarak uzaklaştı.
Korktum, peşinden koştum.
Ve o anda, tanımadığım bir adamın önünde durdu, yaşıtım gibi görünen bir başkasıyla. Max yanına oturdu, o da gülümseyerek başını okşadı.
Durup derin nefes aldım.
– Harika bir köpek, – dedi tanımadığım kişi. – Onu burada daha önce görmüştüm. Ama sahibini ilk kez görüyorum.
İstemeden güldüm.
Böylece Oğuz ile tanıştım. Ya da daha doğrusu, Max bizi tanıştırmış oldu.
Önce sadece yürüyüşlerde karşılaşıyorduk.
Sonra kahve içmeye başladık.
Sonra kahve yerini şaraba bıraktı.
Ve sonra, yalnız kalmak istemediğimizi anladık.
Bir cumartesi günü, Elif’i hatırlatan her şeyi bir kutuya koyup çöpe attım.
Uzun bir aradan sonra gerçek anlamda nefes aldığımı hissettim.
Şimdi Oğuz ile birlikteyiz ama acele etmiyoruz – kendi ritmimizde yaşıyoruz, anın tadını çıkarıyoruz.
Ama bir şeyi biliyorum: Max olmasaydı, ihanet sonrası karanlık bir yerde kalırdım.
Benim dostum, sadık köpeğim, yaşamın devam ettiğini gösterdi bana.
Ve belki de önümde beni en iyi günler bekliyor.




