Geçmişten Gelen Bir Hikaye: Torunlarını Büyüten Bir Nine

Bu hikaye çok eski zamanlarda geçer. Bana anlatan kahramanımız artık bir nine olmuş, iki sevimli torun yetiştiriyor. O şimdi ciddi bir yetişkin ama yemin ediyor ki anlattıkları tamamen gerçek…

Kız kıyıdaki dik yamaçtan karanlık parkın içinden koşarak geçti, önünde pırıl pırıl parlayan Küçükçekmece Gölü ve tepedeki dolunay vardı. Gözlerini sıkıca kapayıp suya atladı. Ilık su onu yumuşacık sarmaladı. Güçlü kollar aniden onu sudan çekip sarsarak havaya kaldırdı: “Necisin sen, civciv? Aklını mı kaçırdın? Annen baban nerede?”

Elif suyu tükürerek gözlerini açmaya çalıştı ama ıslak saçları görüşünü engelliyordu. “Lütfen beni sarsmayın,” dedi titrek bir sesle. Birisi onu çimlere oturttu, omuzlarına yün şal attı ve saçlarını nazikçe düzeltti. Gözlerini açınca, sakalında nilüferler ve sazlar dolanmış tıknaz bir dede gördü. “Siz kimsiniz?”

“Buraların Derya Babasıyım. Şaşırdın mı? Zamanın çocukları artık mucizelere inanmıyor. Nedir bu halin, böyle çılgınlık yapmak niye?” Kız yeniden hıçkırmaya başladı. “Annem beni sevmiyor. Babam gidince her şey değişti. Hep bağırıyor. Bugün tokat attı.”

Derya Baba kızın saçlarını okşayıp derin bir nefes aldı: “Beni de kimse sevmiyor. Apartmandaki Arda saçımdan çekiyor. Kapıcı Ayşe Teyze süpürgesiyle kovalıyor.” Yaşlı varlık buruk bir gülümsemeyle cebinden sedefli bir deniz kabuğu çıkardı: “Zavallı yavrum. Al bunu, Eskişehir’de bulunmaz böylesi. Canın sıkılınca kulağına dayarsın.” Kabuk içinden ışık saçıyordu.

“Sadece bir şartla: En çok ihtiyacı olana vereceksin. Hadi evine koş şimdi!” Derya Baba onu kaldırır kaldırmız kayboldu. Elif eve vardığında annesi yine bağırmaya başladı, tam elini kaldıracakken kız kabuğu kulağına tuttu. Annemin sesini duydu: “Ne yapıyorum ben? O benim ciğerparem. Ah o alçak yüzünden…” Elif annesine sarıldı: “Anneciğim, seni çok seviyorum. Baba geri dönecek. Artık içme, üzme beni.” İşte böyle sarılıp ağlaştılar.

Ertesi gün Elif neşeyle sokağa çıktı. Kapıcı Ayşe Teyze süpürgesini kaldırırken kız gülümsedi, kabuğu kulağına götürdü: “Kedim Tekir nerede kaldı? Keşke sağ salim dönse…” Elif kahkaha attı: “Tekir’i dün komşu sokakta gördüm, kız kedisiyle geziyordu!” Yaşlı kadın şaşkınlıkla kızın arkasından dua etti.

Oyun parkında Arda çıkageldi: “Ağlak Elif! Salıncağa mı bindin?” Kabuk yine konuştu: “O kadar güzel ki… Nasıl söylesem?” Elif yaklaştı: “Benim adım Elif. Salıncağı beraber sallayalım mı?”

Okulun ilk gününde Elif’in çantasını komşu çocuğu Murat taşıyordu. Tenefüste ağlayan bir çocuk gördü. “Adım Elif. Neren acıyor?” Çocuk: “Annem yok, babam Almanya’da. Dedemler hep kavga ediyor. Kimse beni sevmiyor.” Elif gülümseyerek deniz kabuğunu çıkardı…

Bazen insanların yüreğini dinlemek, onlara inancın ve sevginin küçük bir kıvılcımını vermek yeter.

Rate article
Lifequest
Geçmişten Gelen Bir Hikaye: Torunlarını Büyüten Bir Nine