Mutluluk Olmayınca: O Beni Aşağılıyordu, Ben Çocuklar İçin Katlanıyordum

Üzerine kilit vurulmuş bir hayat

Uzun yıllardır içimde sakladığım bir acı bu. Hikayemin o kadar da önemli olmadığını düşünüyordum, çünkü daha kötü durumda olan insanlar vardı. Ama bugün nihayet itiraf etmek istiyorum – mutsuzum. Hayatım boyunca mutsuz oldum.

Otuz yıl önce Vedat’la evlendim. Aşktan değil, doğru olan buydu. Ailem, onun güvenilir bir insan olduğunu, onunla asla zor durumda kalmayacağımı söylüyordu. Ben de onları dinledim.

O zamanlar aşkın en önemli şey olmadığını düşündüm. Önemli olan istikrardı.

Ne kadar yanılmışım.

Alışkanlık haline gelen küçümsemeler

Gençlik yıllarında bile Vedat, başkalarının önünde beni küçümsemekten çekinmezdi.

– Yumurtayı bile haşlayamaz! – diye arkadaşlarına anlatırdı ve onlar kahkahalarla gülerdi.

– Yatakta odun gibidir, – diye şaka yapardı, benim tam yanımda utançla gözlerimi yere diktiğimi hiç umursamadan.

Sessiz kaldım. Katlandım.

Ona sevgiye layık olduğumu kanıtlamaya çalışıyordum. Yemekler yapıyor, nazik ve özenli olmaya çalışıyordum. Ama her defasında karşılığında sadece soğukluk ve küçümseme alıyordum.

Sonra çocuklar doğdu.

Ve kendi kendime dedim ki: onlar için her şeye katlanırım.

Aynı çatı altında, farklı dünyalarda yaşam

Oğullarımız büyüyüp evden ayrıldıklarında, Vedat artık bana ihtiyacı olmadığını saklama gereği bile duymadı.

Eve ayrı bir oda yaptı ve orada tek başına yaşamaya başladı. Komşular ve tanıdıklar dışarıdan bir şey değişmediği için ideal bir aile olduğumuzu düşünüyorlardı. Aynı evde yaşayıp aynı mutfakta yemek yiyorduk.

Ama kimse, dolabımızın dahi ayrı olduğunu bilmiyordu.

Kendi kaplarına büyük harflerle “V.Y.” yazıyor, benim yanlışlıkla bile olsa onun yiyeceklerine dokunmamamı sağlıyordu.

Ben ise bulabildiğim şeyleri yiyordum – basit bir pilav, patates, bazen kuru fasulye.

Mutfakta sadece o yokken bulunabiliyordum. Bu onun ‘krallığı’, onun alanıydı. Sabah ve öğlen kendi odamda yemek zorundaydım, eğer tesadüfen yanında bulunursam sinirli bakışlarıyla karşılaşıyordum.

Masaya oturur, önüne pahalı salamlar, peynir ve rakı koyar, gösterişli bir şekilde akşam yemeğini yerdi, bana bir lokma bile teklif etmeden.

Kendimi bu evde bir hayalet gibi hissediyordum.

Nefretle yoğrulmuş kayıtsızlık

Bazen birlikte alışverişe çıkardık. Herkes sadece kendine ne lazımsa onu alırdı.

Su, elektrik, telefon faturalarını – kuruşu kuruşuna bölüşürdük.

Ama dışardan bakanlar hala “çift” olduğumuzu sanıyordu. Artık seyrek ziyaret eden çocuklarımız bile kötü gidişatımızı fark etmiyordu.

Ve ben hep katlanıyordum.

Ona ağır gelen bakışlarına, küçümsemelerine, soğuk sessizliklerine.

Ama en kötü olanı hafta sonlarıydı.

Bu günlerde ev savaş alanına dönerdi.

“Sen hiçsin, bir şey değilsin”

Evde dolaşır, sanki burası sadece ona aitmiş gibi her köşeye sahip çıkardı. Eğer yanlışlıkla masanın onun tarafında bir şey bırakmışsam kavga çıkardı.

Bütün gün homurdanabilir, sonra bir anda bir önemsizlik yüzünden patlardı.

– İneksin! – diye yüzüme haykırırdı.

– Yolda duran bir taş kadar basit ve aptalsın!

Uzun süre katlandım. Yıllarca yumruklarımı sıkıp sessiz kaldım.

Ama bir gün bir şeyler kırıldı içimde.

Yine kavga etmeye başladı. Neden olduğunu artık hatırlamıyorum.

Onun karşısında oturuyordum, nasıl bağırdığını, yüzünün nasıl öfkeyle dolduğunu izliyordum.

O an vazo alıp kafasına fırlatmak istedim. O yılların hissettirdiği acıyı bir anlığına da olsa yaşamasını istedim.

Ama bunu yapmadım.

Sadece kalkıp kendi odama geçtim.

Karşılık vermedim. Ağlamadım.

Çünkü biliyordum: Bu insan artık hayatımda kimse değil.

Korkuyorum ama böyle yaşamaktan daha çok korkuyorum

Hala buradayım. Aynı çatı altında bu insanla.

Gücü bulup bir gün gitmeye cesaretim olur mu bilmiyorum.

Korkuyorum.

Ama daha çok bu evde ölmekten, gerçek mutluluğun ne olduğunu bilmeden gitmekten korkuyorum.

Tek bir şey için dua ediyorum – oğullarım asla benim kaderimi yaşamasınlar. Onlar kendilerini seven, değer veren ve saygı duyan insanlarla yaşasın.

Ben ise…

Ben ise sadece var olmaya devam ediyorum.

Rate article
Lifequest
Mutluluk Olmayınca: O Beni Aşağılıyordu, Ben Çocuklar İçin Katlanıyordum