“Yazlık Hesabı”
Elif, hep komşuların ya da İzmir’de yaşayan hala Zeynep’in anlattığı kardeş kavgalarının kendi ailesinden uzak olduğunu sanırdı. Ne var ki gerçek, beklediğinden daha sıradan ve acımasızdı. Miras kavgası bile değildi mesele; anne babalarının eski yazlığı bile paylaşmaya gerek kalmadan, sırf birkaç günlük tatil masrafı yüzünden patlak veren bir krizdi bu.
Mayıs tatili yaklaşırken şehir dışına çıkmak neredeyse imkânsızdı. Tren biletleri satışa çıkar çıkmaz tükenmiş, otobüsler dolmuştu. Elif ise uzun araba yolculuklarından nefret ediyordu: yorucu, sıkıcı ve hiç de tatil gibi hissettirmeyen bir deneyim.
“Gel bizim yazlığa gidelim,” diye önerdi ablası Aylin. “Beş yıldızlı otel değil belki, ama çocuklar açık havada koşsun, biz de biraz dinleniriz. Hem Emre’nin yeni mangalını deneyelim!” diye ekledi şakayla karışık.
Elif, pek istekli olmasa da kabul etti. Şehirde kalıp kalabalık parklarda sıkışmaktansa, aile yazlığında birkaç gün geçirmek daha mantıklıydı. Üstelik Aylin’le ilişkileri her ne kadar mesafeli olsa da büyük bir kavga hatırlamıyordu. Aradaki yedi yaş, Elif ilkokuldayken Aylin’in üniversite için Ankara’ya gitmesine, orada evlenip kızı Zeynep’le dönmesine yetmişti zaten.
“Emre mangalda nefis şişler yapar, bir de ev yapımı limonataları var, tadına bayılacaksın!” diye heyecanla anlatıyordu Aylin telefonun diğer ucunda.
Elif, Emre’nin mutfak merakını pek bilmezdi ama ses çıkarmadı. Olumlu hava korunsun istiyordu.
“Pasta ve meyve getiririz biz de,” diye karşılık verdi. “Hava çok güzel olacakmış, nihayet güneşe çıkarız!”
Elif’in ikiz oğulları Deniz ile Efe, Aylin’in küçük oğlu Can’la hemen kaynaştı. Tatil, neşeli geçeceğe benziyordu.
Bayramın ilk günü, trafik felçti. Ama Elif’in keyfi yerindeydi; herkes şehirden kaçıyordu, tıpkı onlar gibi.
“Sonunda geldiniz!” diye karşıladı Aylin onları yazlığın bahçe kapısında. Masalar kurulmuş, mangal hazırdı.
“Pastayı hemen buzdolabına koyalım, yolda erimiş olabilir,” diye telaşlandı Elif. İçeri girip yerleştirdiler, çocuklar ise bahçede top peşinde koşmaya başlamıştı bile.
Akşam harikaydı. Aylin’in hazırladığı ziyafet sofrasında limonatalar yudumlandı, çocuklar közlenmiş sebzelerle karnını doyurdu. Pasta ertesi güne kalmıştı.
“Seninle böyle uzun uzun sohbet etmeyeli ne kadar oldu?” diye mırıldandı Aylin, sofrayı toplarken.
“Hep koşturmaca işte,” diye iç çekti Elif. “Keşke Burak’ın işi olmasa, tatili uzatsak…”
“Kalın o zaman! Burak sonra gelip sizi alır.”
Anlaştılar. Hava güzeldi, çocuklar açık havada oynarken bronzlaştı bile. Aylin her market alışverişinde Elif’i kenara itip hesabı üstleniyordu:
“Bırak ben halledeyim! Güvenmiyor musun?” diyordu gülerek.
Tatilin keyfi, dönüş günü bozuldu. Aylin, defterini masaya koyduğunda her şey anlaşıldı: faturalar, market fişleri, hatta su ve elektrik masrafları bile çocukların gün sayısına bölünmüştü.
“Nakit param yok, kartla ödesem?” diye sordu Burak, şaşkın.
“Karttaki dolandırıcılar yüzünden nakit isterim!” diye çıkıştı Aylin. “Sizce bir haftalık konaklama bedava mıydı?”
Elif’le Burak, ceplerindeki 10 bin lirayı verip gerisini bankamatikten çekeceğine söz verdiler.
Yolda Elif’in öfkesi patladı:
“O pahalı peynirleri, deniz ürünlerini biz mi istedik? Üstelik Deniz neredeyse hiç yemedi!”
Burak sakinleştirmeye çalıştı: “10 bin lira yeterli.”
Ama Aylin durmadı. Akşamüstü telefonlar yağmaya başladı:
“Sandalyeler kırıldı, onarım parasını da ekleyin!”
Üçüncü aramadan sonra telefonları kapatıp eve vardıklarında, bu kez anneleri arıyordu:
“Hemen 15 bin lirayı gönderin! Aylin’in hakkını yemeyin!”
Elif’in gözyaşları dinmedi. Burak, gece yarısı yazlığa gidip durumu çözmeyi düşündü ama bahçedeki kahkahaları duyunca vazgeçti. Aylin’in yeni misafirleri vardı; belki onlara da fatura hazırlıyordu?
Eve dönüş yolunda düşündü: “İnsanlar neden böyle?”
Aylin’le ilişki koptu. Üç ay boyunca kimse aramadı. Ta ki bir sabah Elif’in telefonuna mesaj gelene kadar:
“Eylül yaklaşıyor, Zeynep’in okul masrafları için 15 bin liraya ihtiyacım var. Lütfen geciktirme.”
Elif, mesajı sildi, numarayı engelledi. O hafta sonu ailece bir butik otele gittiler. Burak, yolda mırdıldandı:
“Yazlık almak istemiştim ama iyi ki vazgeçmişim!”




