Yine Sadece Annene Hediye Aldın, Beni Yine Unuttun mu?

— Yine sadece annen için mi hediye aldın, beni unuttun mu? — dedi Melike kırgın bir sesle.

Yılbaşı akşamı, daireyi mandalina ve tarçın kokularıyla dolduruyordu. Melike, yeni ipek şalını takmış, yılbaşı sofrasıyla ilgileniyordu. Lale Hanım, şık bir şalvar üstüne bağladığı yazmasıyla ona salatalarda yardımcı oluyordu.

Büyük kar taneleri, İstanbul sokaklarını beyaz bir örtüyle kaplıyordu. Yılbaşına sadece iki gün kalmıştı. Melike, on ikinci kattaki dairelerinin penceresinde kar yağışını dalgınca izliyordu. Uzaklarda yılbaşı ışıkları parlıyor, komşu dairelerin pencerelerinde süslenmiş çam ağaçları görünüyordu.

Sehpanın üzerinde altın renkli bir kurdeleyle bağlı küçük bir kutu duruyordu — kayınvalidesi için bir hediye. Melike onu bizzat seçmişti: Geleneksel motiflerle süslenmiş zarif bir ipek şal. Lale Hanım uzun süredir böyle bir şey istiyordu. “Burak beğenecek mi acaba?” diye düşündü Melike, paketin kurdelesini yüzüncü kez düzelterek.

Anahtarın kilitte döndüğünü duyunca irkildi. Burak içeri girdi, elinde pahalı bir mağazadan alınmış büyük bir çanta vardı.

— İnanır mısın, son anda yetiştim! — dedi heyecanla, paltosundaki karları silkelerken. — Son kalan üründü. Annem bayılacak!

Melike dondu kaldı. Kalbi bir anlığına durdu.

— İçinde ne var? — dedi sesi doğal çıkmaya çalışarak.

— Geçen ay “Bahariye”de beğendiği o kaşmir hırka. Hatırlıyor musun, bahsetmişti? — Burak çantanın içinden koyu çikolata rengi lüks bir giysi çıkardı.

Melike hatırlıyordu. Aynı şekilde, bu hırkanın neredeyse yarım maaşına denk geldiğini de… İki hafta önce beğendiği ipek şalı gösterdiği anı da hatırlıyordu… O zaman Burak dalgınca başını sallamış ve konuyu değiştirmişti.

— Yine sadece annen için hediye aldın, beni unuttun mu? — kelimeler, on beş yılı aşkın süredir içinde biriken kırgınlığın etkisiyle döküldü dudaklarından.

Burak elinde hırkayla donup kaldı. Yüzündeki şaşkınlık hafif bir kızgınlığa dönüştü.

— Melike, biliyorsun annem benim için çok önemli, — hırkayı dikkatle çantaya geri koydu. — O benim biricik annem. Ayrıca, bu yıl hediye almayacağız diye konuşmuştuk…

Melike pencereden uzaklaştı. Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu, içindeki boşluk kadar soğuktu.

— Hiçbir zaman konuşmayız ki, Burak. Her defasında… — dedi, cümlesini tamamlayamadan, sesi ihanet edercesine titrerken.

Koridorda tekrar anahtar sesleri duyuldu — Lale Hanım gelmişti. Bugün yılbaşı menüsünü konuşmak üzere sözleşmişlerdi. Melike hızlıca gözlerini sildi ve zoraki bir gülümseme takındı.

— Oh, ikinizin de evde olmasına sevindim! — dedi Lale Hanım, elinde mandalina dolu bir poşetle içeri girerken. — Düşündüm ki geçen seneki gibi “Russi” salatası yapsak nasıl olur?

Melike istem dışı başını salladı, kayınvalidesiyle göz göze gelmekten kaçındı. Boğazında bir yumru vardı ve sehpadaki hediyeyi toparlayan elleri hafifçe titriyordu.

— Anneciğim, ben yardım edeyim, — dedi Burak, mandalina dolu poşeti alarak ama Lale Hanım kapıda durup bir oğluna, bir gelinine dikkatle baktı.

— Bir şey mi oldu? — diye sordu alçakça. Oğlunun on beş yıllık evliliğinde, gençler arasındaki gerilimi hissetmeyi öğrenmişti.

— Hiçbir şey, — dedi Burak fazla hızlı bir şekilde. — Her şey yolunda.

— Evet, her şey harika, — dedi Melike acı bir ironiyle. — Her zamanki gibi. Burak annesine hediye aldı. “Bahariye”deki o hırkayı.

Lale Hanım, olanları kavradığında yüzü soldu.

— Burak, ama biz konuşmuştuk… — demeye başladı.

— Anne, lütfen başlama, — diye sözünü kesti oğlu. — Sana bir güzellik yapmak istedim. Bunun nesi kötü?

Melike aniden kocasına döndü:

— Kötü olan, senin burnunun ucunu görememen! On beş yıl, Burak. On beş yıldır ikinci planda hissediyorum. Her tatil, her hafta sonu — her şey annenin etrafında dönüyor. Onun istekleri, onun planları, onun hediyeleri…

— Melike, canım kızım… — dedi Lale Hanım, gelinine doğru bir adım atarak ama Melike geri çekildi.

— Hayır, bunda sizin suçunuz yok. Hep o, — dedi Melike eliyle kocasını işaret ederek. — “Annem benim için önemli”, “Annem bir tane”… Peki ya ben? Aile hayatına bir ek mi?

— Haksızlık ediyorsun! — diye çıkıştı Burak. — Sana az şey mi yapıyorum?

— Yapıyorsun? — dedi Melike acı bir gülümsemeyle. — İki hafta önce söylediğim şeyi bile hatırlamıyorsun. Beğendiğim şalı. Başını salladın ve unuttun. Ama annenin hırkasını gayet iyi hatırlıyorsun!

Odayı ağır bir sessizlik kapladı. Sadece duvardaki saat, gergin sessizliğin saniyelerini sayıyordu.

— Ben… sanırım gideyim, — dedi Lale Hanım sessizce. — Menüyü yarın konuşuruz.

— Anne, lütfen kal… — dedi Burak.

— Hayır, oğlum. Konuşmalısınız. Uzun zamandır konuşmanız gerekiyor.

Giriş kapısı arkasından sessizce kapandı. Melike pencerenin önünde donakaldı, kollarını sımsıkı sardı — özellikle dertli olduğunda ortaya çıkan eski bir alışkanlık.

Lale Hanım, eve gitmek yerine karla kaplı sokakta yürümeye başladı. Kar taneleri yüzüne düşüyor, gözyaşlarıyla birleşip eriyordu. “Tüm bu yıllar nasıl da körmüşüm…” diye geçti içinden.

Cep telefonunun cepteki titreşimi yankılandı. Burak arıyordu.

— Anne, neredesin? Yanına geleyim.

— Parktayım, bankın yanında, — dedi. — Biliyor musun, gerçekten konuşmamız lazım.

Beş dakika sonra Burak, evdeki kazağının üstüne aceleyle bir mont çekip yanına oturmuştu. Kar yağıyor, omuzlarına beyaz bir örtü seriyordu.

— Oğlum, — dedi Lale Hanım, elini onun eline koydu. — Çocukken puzzle yapmayı ne kadar sevdiğini hatırlıyor musun?

— Şimdi bunun ne ilgisi var? — diye şaşırdı Burak.

— Şöyle ki, her zaman en parlak parçayla başlardın. Sonra tüm resmi bir arada göremediğin için tamamlayamazdın.

Bir süre sessiz kaldı, düşüncelerini toparladı.

— Şu anda da sadece parlak bir parçayı — bana olan sevgin — görüyorsun. Ama aile bir bütündür, Burak. Ve Melike onun en önemli parçası.

— Anne, ama Melike’yi seviyorum! — diye itiraz etti.

— Seviyorsun. Ama ona bunu gösteriyor musun? — Lale Hanım iç çekti. — Bilir misin, bir kadın için en korkutucu şey nedir? Sevgi duyduğu kişi tarafından görünmez hissedilmek.

Burak sessizce karın yağışını izliyordu.

— Sen zannediyor musun ki, benim o hırkaya ihtiyacım var? — diye devam etti annesi. — Benim ihtiyacım olan, oğlumun mutlu olması. Bu da ancak eşin mutluysa mümkün. Onun ailemiz için nasıl çabaladığını görüyorum. Benim en sevdiğim yemekleri yapıyor, tüm önemli tarihleri hatırlıyor, bu şal bile…

— Hangi şal?

— Ben içeri girdiğimde sehpanın üzerindeydi, fark ettim. Tam hayal ettiğim türden bir şey.

Burak gözlerini kapattı:

— Tanrım, ne kadar aptalım…

— Aptal değilsin, oğlum. Sadece… bir parçada kaybolup bütünü hatırlamadın.

Burak eve dönerken kendisini Bahariye’nin vitrininde buldu. Vitrinler, taze düşen karın içinde parıldıyordu. O ipek şal oradaydı, sanki onu bekliyormuş gibi.

Dairede sessizlik hakimdi. Mutfak masasında soğumuş bir çay bardağı duruyordu — Melike bile onu içememişti.

— Melike? — diye seslendi, yatak odasına göz atarak.

Melike, duvara dönmüş, battaniyenin üzerinde uzanıyordu. Omuzları hafifçe titriyordu.

— Özür dilerim, — dedi sessizce, yatağın kenarına oturarak. — Kör bir aptaldım.

— On beş yıl boyunca kör mü? — diye cevap verdi içten bir sesle, arkasını dönmeden.

— Evet. Ve her yıl — aptallıktı, — dikkatle omzuna dokundu. — Bil ki, annem bugün bir şey söyledi… Puzzlelar hakkında. Hep en parlak parçaya takılıp kalıp, bütün resmi görememek hakkında.

Melike yavaşça döndü. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı.

— Kusursuz bir evlat olmayı düşündüğüm kadar, iyi bir eş olmayı da unuttum, — paketten bir şal çıkararak. — Tanıyabildin mi?

O, dirseğine dayanarak, parlayan ipeğe şaşkınca baktı.

— Burak, gerek yok. Sadece bu şaldan dolayı değil…

— Biliyorum, — elini tuttu. — Mesele hediyelerde değil. Mesele, senin bizim için nasıl çabaladığını göremememde. Bu seçtiğin şal… O harika, değil mi?

Yanağından bir yaş süzüldü.

— Sadece ben de senin için önemli olmak istiyorum. Sadece sözde değil…

— Gerçekte, — diye tamamladı. — Ve bunu kanıtlamaya çalışacağım. Sadece bugün değil. Her gün.

Yılbaşı akşamı, daireyi mandalina ve tarçın kokularıyla dolduruyordu. Melike, yeni ipek şalını takmış, yılbaşı sofrasıyla ilgileniyordu. Lale Hanım, şık bir yazma takarak ona salatalarda yardımcı oluyordu.

— Melikeciğim, senin “Rus Salatası” her zaman özel oluyor, — dedi kayınvalide gülümseyerek. — Sırrını bana da öğretir misin?

— Tabii ki, — dedi Melike, içtenlikle gülümseyerek cevap verirken. — Biraz elma sirkesi ekliyorum mayoneze. Anneannemin tarifi.

Burak, onları izlerken telefonunu çıkardı ve gizlice bir fotoğraf çekti: Hayatındaki en önemli iki kadın, yılbaşı sofrasında eğilmiş, ne kadar farklı olsalar da birbirine bu kadar yakın.

— Hanımlar, — boğazını temizledi, dikkat çekerek. — Saatler çalmaya başlamadan önce bir şey söylemek istiyorum.

İki zarf çıkardı.

— Anne, bu senin, — ilk zarfı uzattı. — Bahsettiğin kaplıcaya tatil, iki haftalık, baharda.

Lale Hanım elini göğsüne götürdü: — Burakcığım…

— Bu ise, — Melike’ye dönerek, — bizim için. Venedik’e seyahat, evlilik yıldönümümüz için. On beş yıl bu ciddi bir tarih.

Melike elindeki peçeteyle donakaldı: — Ama baharda çok işin olduğunu söylemiştin…

— İş bekler, — dedi onu kucaklayarak. — Ne kadar çok şey kaçırdığımı fark ettim, önemsiz şeylere değer vererek. Şimdi telafi etme zamanı.

Dışarıda ilk havai fişek patlaması duyuldu. Renkgarenk ışıklar, Melike’nin gözlerine yansıyarak onları parlak ıslak yaptı.

— Mutlu yıllar, sevdiklerim, — dedi Lale Hanım sessizce onlara bakarak. — Bu yıl, gerçek bir şeylerin başladığı yıl olsun.

Melike, kocasının omzuna yaslandı. Kaşmir hırka dolapta kalmıştı ama artık bunun önemi yoktu. Önemli olan, kalbinde yayılan sıcaklıktı — her şeyin nihayet yerine oturduğunu anlama sıcaklığı.

Rate article
Lifequest
Yine Sadece Annene Hediye Aldın, Beni Yine Unuttun mu?