Sen Bizi Partiye Çağırmayı Unuttun
Zeynep kocasını çok severdi. Onunla çok şanslı olduğunu düşünüyordu. Emre, sevgili eşi için elinden geleni yapan düşünceli ve sevgi dolu bir adamdı.
Ancak Zeynep’in kocasının akrabalarıyla ilişkisi pek iyi değildi. Derler ya, her ailenin bir huysuz üyesi vardır diye, onlarınkinde bu tam tersiydi sanki. Tıpkı Emre dışında, diğer herkesin tuhaf olduğu hissine kapılırdı.
Mesela, kayınpederi Mehmet Bey her seferinde Zeynep’i gördüğünde onun kilo aldığını ima eden şakalar yapardı. Halbuki Zeynep formunu gayet iyi koruyor ve kilo almıyordu. Ancak Mehmet Bey bu yorumlarından vazgeçmezdi ve Zeynep ne kadar zayıflasa da bu değişmezdi.
Ayrıca, Mehmet Bey’in yaptığı altında belden götüren esprilere herkesten önce kendisi güler, bu da Zeynep’i epey rahatsız ederdi. Zeynep her seferinde onun yanında olmaktan son derece rahatsız olurdu. Üzerine bir de Mehmet Bey’in evde çıplak torsuyla dolaşması da cabasıydı.
Kayınvalidesi Gül Hanım ise herkesin işine karışmayı pek severdi. Hangi konudan olursa olsun, yeter ki fikrini beyan etsin. Zeynep’e nasıl giyinmesi gerektiğini, saçını nasıl kestirmesi gerektiğini söylerdi. Bir de Zeynep ve Emre kendi evlerine taşındıklarında Gül Hanım daha da ileri gitti. Her köşeye burnunu sokarak, nasıl dekore edeceklerini söyledi.
Emre’nin küçük kız kardeşi Ayşe de iki çocuk annesi, umursamaz bir kadındı. Çocukları farklı babalardan ve Ayşe’nin hiçbiriyle ciddi bir ilişkisi olmamıştı. Ayşe çocuklarıyla her yerde dolaşır ve çevresindeki herkesin ona bir şeyler borçlu olduğunu düşünürdü. Ulaşımda yer vermeli, sırada öne geçmeli ve herkesten önce hizmet almalıydı.
Çocukların babalarından nafaka almasına, sosyal yardımlardan faydalanmasına rağmen, Ayşe sürekli bedava olan şeylerin peşindeydi. İhtiyacı olsun ya da olmasın her şeyi alırdı. Hediye edilen eşyaları, oyuncakları toplar, sonra onları satardı. Ayşe bütün bunları “iş kuruyorum” diye tanımlardı.
Çocuklar ise terbiyesiz ve yüzsüz büyüyordu. Zira böyle bir anneden başka nasıl olsunlar ki? Misafirliğe gittiklerinde hemen yiyecek bir şeyler arar, izinsiz eşyaları alırlardı. Ayşe ise onları hiç uyarmadan onaylar gibi izlerdi.
Zeynep, Ayşe’nin çocuklarıyla birlikte evlerine yeni taşındıkları gün gelip bu olanları düşündüğünde hâlâ ürperirdi. Ayşe, bedava aldığını düşündürdüğü bir çay takımı hediye etmişti; ama onlar gittikten sonra evde ne bir tatlı kalmış, ne de vazolar sağlam kalmıştı. Perdelere yayılan çikolata lekesinin gerçekten çikolata olduğuna ise Zeynep kendini inandırmak zorunda kalmıştı.
Bu nedenle, Zeynep’in doğum günü yaklaştığında, eşinin akrabalarını çağırmamaya karar vermişti. Aksi halde kutlaması mahvolacaktı. Kayınpeder uygunsuz şakalar yapacak, kayınvalide akıl verecek ve Ayşe de çocukları için gereksiz şeyler isteyecekti. Çocuklar ise evi dağıtacaktı.
Bu kararı kocasına açıklarken biraz huzursuzdu ama Emre’nin kendisini anlayacağını umuyordu.
– Emre, doğum günümü evde kutlamak istiyorum. Sadece ailemi ve birkaç dostumu çağıracağım.
– Tamam, ben de varım. Sonuçta evi böyle güzel dekore etmedik mi? – diye gülümsedi eşi.
– Evet, tam da öyle. Sanki bir fotoğraf çekim stüdyosu gibi oldu burası. Sadece…
– Neydi problem? – diye şüpheyle sordu Emre.
– Lütfen darılma ama akrabalarını çağırmak istemiyorum.
Emre derin bir nefes alıp başını salladı.
– Özür dilerim, ama onlarla çok zor. Doğum günümde rahatlamak istiyorum, sürekli tetikte olmak istemiyorum, – diye mahcup bir şekilde açıkladı Zeynep.
– Anlıyorum her şeyi, açıklamana gerek yok. Onlarla gerçekten zor.
– Kızgın mısın?
– Hayır, asla. Bu senin günün ve nasıl istersen öyle olmalı.
Zeynep, kocasının dünyadaki en iyi erkek olduğuna bir kez daha ikna oldu. Yine şaşırmadan edemedi. Belki de evlatlıktır diye düşünmeden edemedi.
Zeynep, kocasının ailesine doğum gününü kutlayacağını söylemedi. Emre’den de bunu onlara anlatmamasını istedi.
Ancak, ne yazık ki bir şekilde öğrendiler. Kayınvalidesi, Zeynep’in annesini arayıp meslekle ilgili bir şey sormuştu ve o da ağzından kaçırdı.
– İşte eşin bizi nasıl dışladı! – diye bağırdı Gül Hanım. – Yerimize hâlâ alışamadık mı, ne!
– Anne, – Emre sakinleştirmeye çalıştı onun, – Zeynep yalnızca anne ve babasıyla, bir de birkaç yakın dostuyla kutlamak istedi. Bu onun doğum günü, karar da onun. Eğer büyük bir kutlama olsaydı, elbette siz de davet edilirdiniz.
– Anladım. Eşine söyle, ölümüne alındık!
Telefonu kapattı ve Emre başını salladı. Karısını çok iyi anlıyordu. Belki de bunu söylemek doğru değildi ama hayatı boyunca ailesinden utanmıştı. Ve Zeynep’in de onlar için utanmasını istemiyordu.
Bu yüzden Zeynep’e hiçbir şey söylemedi, kutlamayı bozmak istemedi. Annesinin söylediklerini doğum gününden sonra anlatmaya karar verdi.
Sabah, Zeynep yirmi altı yaşına bastığında, Emre ona bir buket çiçek ve SPA için bir hediye çeki verdi. Bu yılın Zeynep için ne kadar yorucu geçtiğini biliyordu. Düğünleri, ardından tadilat ve taşınma derken işte de yoğun bir dönemdi. Zeynep’in biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı.
Gün içinde konuklar gelmeye başladı. Zeynep elinden geleni yaptı: lezzetli bir yemek hazırladı, giyindi, saçını yaptı. Ne kadar mutlu olduğu ve bu kutlamadan büyük keyif beklediği belliydi.
Fakat Zeynep, kendisini ne tür sürprizlerin beklediğini tahmin edemezdi.
Herkes oturduğunda kapı zili çaldı.
– Herhalde pastacıdır, – dedi Zeynep hızla, – tamamen unutmuşum, son anda sipariş vermek zorunda kaldım.
Kapıyı gülümseyerek açtı ama gülümsemesi çabucak soldu. Kapının arkasında istenmeyen misafirler vardı. Hepsi birden.
– Doğum günün kutlu olsun Zeynep! – diye dudaklarını büzerek söyledi Gül Hanım. Ve bir adet gül uzattı. – Bizi içeri alacak mısın?
Zeynep, yapacak başka bir şey olmadığını anlayarak geri çekildi.
Bir anda ortalık karıştı. Ayşe’nin çocukları ayakkabılarını çıkarıp masaya doğru koştular. Kayınpeder hemen Zeynep’in elbisesinin üzerine olduğunu düşündüğünü söyleyiverdi.
– Bir beden büyük olsa iyiymiş, – diye güldü.
– Sanırım bizi çağırmayı unuttun, – diye devam etti kayınvalide, – Bakıyorum, burada misafirlerin var. Ama listede biz yokmuşuz. Allah’ım, Zeynep! İnsanları davet etmişsin ama yerleri nasıl temizlemeyi unutmuşsun?
Zeynep, bunun torunlarının çizdiklerinden kaynaklandığını söylemek istedi ama susmayı tercih etti.
Morali bozuldu. Çocuklar hemen yüksek sesle konuşmaya başladılar, elleriyle yemekleri tuttu, dolaplarda çikolata aradılar. Ardından pasta bulamayan küçük çocuk ağlamaya başladı.
– Bir pasta alsaydın, bak Serge üzülmüş! – dedi hemen Ayşe. – Bu parfüm sana mı hediye? Bir deneyeyim. Eski olanları bana verirsin.
Zeynep bu süre boyunca tek kelime etmedi. Emre de sessiz kaldı, ailesini izliyordu. Nasıl masaya yerleştiklerini, tabak talep ettiklerini, annesinin yemekleri eleştirdiğini, babasının tuhaf şakalar yaptığını.
Ancak Emre’nin sabrı tükendiğinde, Ayşe’nin kimse görmediğini sanarak masanın yanındaki zarftan parayı çaldığını fark etti. O zarfda ise tüm hediyeler vardı.
– Yerine koy! – diye bağırdı Emre.
– Neden bahsediyorsun? – diye gözlerini kocaman açtı Ayşe.
– Her şeyi gördüm!
– Sadece oraya para koymak istedim aslında, zarf bulamamıştım, – diye kıvırmaya başladı kardeşi.
– Emre, Ayşe’ye takılma, geceyi zehir etme, – diye annesi onu durdurdu. – Eşine, akrabaların davet edilmemesinin kaba olduğunu hatırlat.
– Ona elbisenin bedenini de söyle, – diye güldü kayınpeder, – Zeynep, o elbiseyle tüm kıvrımların belli oluyor.
– Yeter artık! – Emre masaya elini sertçe vurdu, çocuklar bile sustu. – Anne, baba, Ayşe, artık gitme zamanınız.
– Ne?! – diye hayretle sordu annesi. – Nasıl cüret edersin?
– Davetsiz kapınıza dayanmak ne zamandan beri doğru? Eşime nasıl hakaret edersiniz? Senin çocukların, Ayşe, nasıl bu kadar yüzsüz olabilirler? Adabı öğrenene kadar bu evde yeriniz yok.
Tabii ki büyük bir tartışma çıktı. Zeynep, davetsiz misafirler gittiklerinde rahat bir nefes alabildi.
Doğal olarak doğum günü mahvolmuştu. Dostları ve ailesi Zeynep’i ne kadar neşelendirmeye çalışsa da, o eski havayı geri getirmek zordu artık.
Ama bir artı vardı: Zeynep bir kez daha doğru hayat arkadaşını seçtiğine ikna oldu. Kendisini savunabilecek, ailesine bile karşı durabilecek bir adam. Bu belki de hayatındaki en güzel hediyeydi.




