Kocam tam bir koltuk kralı, ama komşu tam bir kahraman. Neden hayat bu kadar adaletsiz?
Ben sadece yirmi sekiz yaşındayım. Kocam ise otuz yedi yaşında. İki harika çocuğumuzla genç bir aileyiz. 21. yüzyılda yaşıyoruz, ama bazen kendimi sanki eski Osmanlı zamanlarına geri dönmüş gibi hissediyorum. Çünkü benim Ali’m her şeyi eski kafaya göre yapar: Adam para kazanmalı, kadın da yemek yapıp evi çekip çevirmeli. Bu saçmalık değil de nedir?
Evlendiğimizde, hayatı, ev işlerini ve çocuk bakımını paylaşan birer ortak olacağımızı ummuştum. Kimse kimseye “bu erkek işi değil” ya da “sen kendin halledersin” demeyecekti. Ama maalesef, Ali temizlik yapmayı ya da en azından çamaşır makinesini çalıştırmayı kendine yakıştıramaz. Ayda bir kez nazikçe rica edilirse, toz alır. Ama çocuklara kahvaltı hazırlamak gerektiğinde, bu konuya tamamen kapalı. Teflon tavayı eline alsa, sanki onu ısıracak.
Bu durumda sizi gerçekten hayran bırakan birinden bahsetmemek mümkün değil. Komşumuz. Evet, bizim apartmanda yaşayan sıradan bir adam. Adı Kerem.
Kerem ve Ayşe; otuz yaşlarında genç bir çift, bizim bir üst katımızda oturuyorlar. Ayşe güçlü ve kendine güvenen bir kadın. Büyük bir uluslararası şirkette yüksek bir pozisyonda çalışıyor, lüks bir arabaya biniyor. Her zaman zarif ve işlerinde başarılı.
Kerem ise şu anda geçici olarak işsiz. Ne mi yapıyor? Mükemmel bir baba ve eş! Bebekleri doğduğunda alkolün ya da televizyonun arkasına saklanmadı. O doğum iznine çıktı! Evet, doğru duydunuz.
Kerem bebek arabasıyla sabah yürüyüşleri yapıyor, sonra çocuklarına yemek hazırlıyor, sonra çocukların çamaşırlarını yıkıyor, evin işlerini yapıyor, öğle yemeği hazırlıyor. Adeta evde bir süper kahraman! Ve çocukları gözlerinde parlayan mutluluk… Kerem başka bir yerde olmayı asla hayal etmiyor, sadece ailesi için yaşıyor.
Ayşe ise işten dönerken her zaman yüzündeki gülümsemeyle Kerem’e doğru yürüyor. Onlara baktığımda içimi hafif bir kıskançlık kaplıyor. Mutlu bir evlilik tablosu gibiler: Aşık, birbirlerine saygı gösteren, her şeyi – bebek bezi değiştirmekten tatil planlarına kadar – birlikte çözen bir çift.
Bir gün Kerem’in yerde şarkı söyleyerek temizlik yaparken bebeğine bakıcı bir gözle baktığını gördüm ve yüreğim sızladı. Kocam kötü olduğu için değil, o böyle olmak istemediği için. O, evle ilgilenmenin bir erkeğe yakışmadığını düşünüyor.
Ara sıra Ali’ye imalı söylerim: Bak, Kerem oğluyla geziyor ya da akşam yemeği hazırlıyor. Ama sadece kaşlarını çatar ve der ki: “Ne yaparsa yapsın, ona sıkıcı geliyorsa.” Ya da: “Ayşe yakında onu terk edecek – kadınlar böyle kılıbıklardan sıkılır.” diye ekler. Ve bağırmak istiyorum.
Hem komik hem üzücü: Bakım göstermek gerçekten zayıflık mıdır? Sevgiyi sadece faturaları ödemek mi gösterir?
Biliyor musunuz, Ali’nin gurme çorbalar yapması ya da yastık işleme yapmasını hayal etmiyorum. Sadece arada sırada “Ben hallederim, sen dinlen” dese. Veya haftada bir sabah kahvaltısını yatağa getirse. Ya da sadece küçük kızı kucağına alıp “Git biraz kestir” dese. Ama yok. O, bu işlerin kadın işi olduğuna inanıyor ve kendisi sadece para kazanma yükünü taşıyor.
Bu yüzden Kerem’i gördüğümde alkışlamak istiyorum. Kocamdan daha iyi olduğu için değil. Sadece farklı olduğu için. Sevgisini sözlerle değil, eylemleriyle gösterdiği için. Küçükken üzerine yüklenmeyen kalıplara uymayı korkusuzca reddettiği için. Sadece iyi bir insan olmayı becerebildiği için.
Belki bir gün Ali anlar, sevginin sadece para kazanmak olmadığını. Bir kadının mutluluğunun yalnızca 8 Mart’ta gelen çiçeklerde değil, her gün gösterilen dikkatle ve özenle olduğunu. Şimdilik, sadece çocuklarımın Kerem gibi bir babaya sahibi olmasını dileyerek dua ediyorum.
Çünkü gerçek erkeklik el becerisinde değil, kalbin gücündedir. Ve maalesef, herkese bu öğretilmemiş.




