Benim adım Ayşe Kaya, İstanbul’da yaşıyorum, Marmara Denizi’nin kıyısında tarih kokan sokaklarla dolu bir şehir. Ahmet’le tanışıklığımız çok eskiye dayanır. Hep güler yüzlü, kadınlara düşkün ve hayatı fazla ciddiye almayan biriydi. Ama kader ona bir oyun oynadı ve şimdi kendi kazdığı kuyuda dibe vurdu.
Eşi Emine, Almanya’da iki yıldır sırtını kambur etmiş çalışıyor. Ona iki çocuğunu — artık genç ve kendi ayaklarının üzerinde duran — bıraktı ve para kazanmak için gitti. Yılda bir kez, yazın, bir iki haftalığına dönebiliyor; izinler o kadar. Ama her ay düzenli olarak ortak hesaba para yatırıyor, Ahmet de oradan alabiliyor. Geçenlerde sokakta tesadüfen karşılaştık, beni kahve içmeye davet etti. Bir fincan kahve eşliğinde hikayesini anlattı bana — tıpkı ucuz bir kahve gibi acı ve o kadar tuhaftı ki, hala nasıl bu duruma geldiğini anlayabilmiş değilim.
Emine gittiğinde, Ahmet bir yıl yalnızlığa dayandı, eski kız arkadaşlarıyla kısa ilişkiler yaşadı ama sonra karar verdi: Yeter artık. Yatakta yanında olacak, ona sıcaklık ve tutku verecek birini istedi. “Bir kez yaşıyoruz!” dedi kendi kendine. Gözünü uzun zamandır ilgisini çeken genç bir kıza, Ayşe’ye dikti. Ayşe önce naz yaptı, zor birisi gibi davrandı ama sonunda teslim oldu — Ahmet’in sevgilisi oldu. Resimden fırlamış gibi güzel ama karakteri — Allah korusun. Kaprisler, krizler, sürekli istekler… Ve Ahmet, pamuk gibi yumuşak, onun elinin altında ne isterse yapıyordu.
Okuduğu: Böyle sevgililerden iyilik bekleme, özellikle de onun gülümsemesi için her şeyi yapabilecek kadar zayıf biriysen. Ayşe, onu kuruşuna kadar soydu. İlk başta kıyafetler ve faturalar için para aldı, sonrasında evinin ve yazlığının tadilatı, oğlunun mezuniyet töreni, yeni bir televizyon derken durum iyice çığırından çıktı. Ona ikinci el bir araba bile aldı. Kendi birikimi tükenince karısının hesabına dadandı — oradan binlerce lira çekti, kimse anlamaz sanıyordu. Ama sır her zaman açığa çıkar. Emine, ihaneti öğrendi — “hayırsever insanlar” durumu kıtalararası bildirdiler. Görüntülü aramada Ahmet’e bağırıp çağırdı, camlar zangır zangır titredi. Kızlarına söylemekle tehdit etti — babalarına hayrandılar ve onu bir kahraman olarak görüyorlardı ama bu ihaneti öğrenirlerse sonsuza dek yüz çevirirlerdi. Emine: “Geri dönerim ve boşanırım, eğer o kızı bırakmazsan” dedi.
Ama Ayşe, Ahmet’e kene gibi yapıştı. Cömert “babayı” bırakmaya niyeti yoktu. Önce hamilelik numarası yaptı — çocuk doğuracağına yemin etti, merhamet dilendirdi. Ahmet, paniğe kapılıp onu tatil beldesine götürdü, düşündürmek için. Ayşe, kürtaj yapmaya razı oldu ama 10 bin lira faturası kesti — Ahmet’in o kadar parası yoktu. Kredi çekmek, borçlara gömülmek zorunda kaldı. Tam bir oh çekti her şey bitti derken, Ayşe patronuyla ilişki yaşamaya başladı. Şimdi patronu, Ayşe’nin cazibesine kapılıp, iş yerinde Ahmet’le alay ediyor — onu küçük düşürüyor, işten atmakla tehdit ediyor. İşini kaybederse borçlarını nasıl ödeyecek? Ahmet sınırda: işi pamuk ipliğine bağlı, paraları eriyor, vicdanı aç bir köpek gibi kemiriyor.
Bana, Almanya’ya Emine’nin yanına kaçmayı düşündüğünü itiraf etti — her şeyi bırakıp, onun ayaklarına kapanıp affetmesini dilemek. Belki, hayatının kalanını böyle kurtarır? Sonunda acı bir gülümsemeyle: “Bedava peynirin sadece fare kapanında olduğunu bilirdim ama benim parçam fazla tuzlu çıktı” dedi. Başını öne eğip giderken, ben boş kahve fincanına bakarak kaldım. Ahmet, kendini bu cehenneme soktu — ucuz bir tutku için, onu tümden soyan, gururunu, ailesini, parasını alan bir kız uğruna. Emine, yabancı bir ülkede onların çocuklarının iyi yaşaması için çalışırken, o her şeyi kaprisli bir sülüğü için feda etti. Gerçeği öğrenirse kızları onu lanetleyecek — bu da ona müstahak.
Onun batışını izliyorum ama düşünmeden edemiyorum: sonra ne olacak? Ayşe, onu son damlasına kadar sömürecek ve bir kabuk gibi atacak. Patron da onu işten kovacak ve hiçbir şeysiz kalacak — ailesiz, evsiz, onu ömür boyu sıkacak bir borçla. Ahmet, gençliğin satın alınacağını sandı, sevginin güzel bir ambalajda bir oyuncak olduğunu düşündü. Şimdi ise bedelini ödüyor — acı bir şekilde, yalnız, boş ellerle. Belki Emine onu geri alır, ama affeder mi? Ben affetmezdim. Yalnızca Emine’yi değil, çocuklarını ve torunlarını da, onun yaşlılığını aydınlatacak olanları da ihanet etti. Bunun yerine — arkasından alay eden genç bir yılan. İşte o neşeli adam — şimdi yalnızca kendisinin bir gölgesi ve bu dersi hiç unutamayacak.




