Bir gün sokakta yaşayan bir adama pizza ve kahve ısmarladım, o da bana her şeyi alt üst eden bir not verdi.
Adım Ali Yılmaz, İstanbul’da yaşıyorum, Boğaz’ın maviliğine nazır. Kendimi hiçbir zaman kutsal biri olarak görmedim. Evet, otobüste yer verebilirim, yaşlı bir kadına torbalarını taşımakta yardım edebilirim, yardım kuruluşuna birkaç lira bağış yapabilirim — ama o kadar. Hepimizin adım atmaya pek yanaşmadığı bir sınır var, iyi niyetimizin bittiği bir yer. Ama o akşam, içimde bir şey kırıldı ve adımımı öteye attım.
Yoğun bir iş gününden sonra evime dönüyordum. Soğuk iliğime kadar işliyor, ayakkabılarım kar suyu çekmişti. Tek düşünebildiğim şey bir an önce eve varıp sıcak bir çay demlemek ve battaniyeye sarılmaktı. Köşedeki büfede onu gördüm — evsiz bir adam. Karton bir parça üzerinde oturmuş, kirli ve yıpranmış bir pardösüye sarınmıştı. Önünde boş bir plastik bardak vardı — kimsesiz bir yardım çığlığı, kimse duymuyordu. İnsanlar yanından geçip gidiyor, sanki orada değilmiş gibi gözlerini kaçırıyordu. Ben de neredeyse öyle yapacaktım ama durdum. Neden? Belki de gözleriydi — yorgun, sönük ama kaderine derin bir teslimiyetle bakıyordu.
— Yemek ister misin? — diye sordum, kendime bile şaşırarak. Başını yavaşça kaldırdı, şüpheyle baktı, dalga mı geçiyorum diye düşündü belki, ama sonra usulca başını salladı: «Evet… zahmet olmazsa». Büfeye girdim, büyük bir peynirli pizza ve bir fincan sıcak kahve sipariş ettim. Beklerken camdan ona baktım — akşam karanlığında yalnız bir figür. Geri dönüp yemeği uzattım. Dudakları hafifçe titredi, bu zayıf bir tebessümle «Teşekkür ederim» dedi, titreyen, morarmış parmaklarıyla kutuyu alırken.
Ben tam arkamı dönüp gitmek üzereyken seslendi: «Dur!» — cebinde bir şeyler arandı ve dörde katlanmış buruşuk bir kağıt parçası çıkardı. «Al bunu», dedi, uzatarak. «Bu da ne?» dedim şaşkınlıkla. «Sadece… sonra oku». Notu cebime koydum ve eve doğru yola çıktım, neredeyse unuttuğum bu kağıt aklımdan silindi gitti. Ancak evde üzerimi değiştirirken aklıma geldi. Kağıdı açtım — harfler düzensiz ama netti: «Bunu okuyorsan, içinde iyilik var demektir. Bil ki, bu iyilik sana geri dönecek». Bu sözleri tekrar tekrar okudum. Basit, neredeyse sıradan ama ruhumu derinden etkiledi.
Ertesi gün aynı büfenin önünden geçerken onu gözlerimle aradım. Ama karton yoktu — o kaybolmuştu. Haftalar geçti, hikaye gri gündelik hayatın içinde yavaş yavaş hafızamdan silinmeye başladı. Sonra bir gün kapı çaldı. Kapıda düzgün giyimli ve tanıdık gözleri olan bir adam duruyordu. «Beni tanımadınız mı?» — dedi hafif bir gülümsemeyle. Şaşırdım, anılar arasında dolaşırken o ipucu verdi: «Kafede karşılaşmıştık… O akşam bana pizza almıştın». Ve o an anladım — bu oydu, başka biri değil, şimdi ise değişmiş, canlı biriydi.
«İş buldum», dedi, parlak bir ifadeyle. «Bir oda kiraladım. Ayrıca eski bir arkadaşımdan yardım istedim ve o beni bu bataktan çıkardı». Ona bakarken söz bulamıyordum: «Bu… inanılmaz». Başını salladı. «O gece dipteydim. Pes etmeyi, oradaki kartonun üstünde donup kalmayı düşünüyordum… Ama senin iyiliğin bana bir kıvılcım verdi. Hala mücadele edebileceğimi anladım». Sesindeki duygu titreşimleri içimi ısıttı, tuhaf ve yabancı bir sıcaklık. «Teşekkür ederim», dedi tekrar, elimi sıkıca sıkarak. Kapı kapandı, ben boşluğa bakarken fark ettim: Küçük bir jest, bir başkasının kurtuluşu olabilir.
Şimdi sık sık o geceyi düşünüyorum. Yağan karı, onun gözlerini, hala çekmecemde duran notu. Ben kahraman değilim, aziz değilim — sadece oradan geçip gitmeyen sıradan biriyim. Ama onun sözleri kehanet gibi çıktı. İyilik bana geri döndü — ne parayla, ne ünle, ama bu dünyada boşa yaşamadığım hissiyle. O, isimsiz adam bana kendimden fazlasını verdi — insanlara olan inancımı, kendime olan inancımı. Şu an nerede olduğunu bilmiyorum ama umarım her şey yolundadır. O pizza ve kahve, benim için bir sembol oldu — soğuk bir akşamda bile birinin ışığını yakmanın mümkün olduğunu hatırlatıyor. Belki de bu ışık bir gün senin yolunu da aydınlatacak.




