35 yıllık evliliğin ardından kocam başka bir kadınla gitti ve ben sonunda kendimi hiç düşünmediğimi fark ettim.
Kocam Mehmet, 35 yıllık birlikte hayatımızdan sonra beni başka biri için terk ettiğinde, hissettiğim sadece acı değil, aynı zamanda her şeyi yutan bir boşluktu. Yıllar boyunca birlikte büyüdük, iki evlat yetiştirdik, bir ev inşa ettik ve zor zamanlarda birbirimize destek olduk. Şimdi ise yalnız kalmış, kalbi kırık bir kadın olarak, hayatımın alt üst olduğunu hissediyordum.
O valizini toplayıp sessizce kapıdan çıktığı gün, camın önünde hareket edemez bir halde duruyordum. Hayatımı dışarıdan izliyor gibiydim: ailesine adanmış bir kadın artık gereksiz hale gelmişti. Çocuklar çoktan kendi yollarına gitmişti, ev bomboştu ve uzun zaman sonra ilk defa kendimle baş başa kalmıştım.
Bunun nasıl olduğunu anlamakta zorlanıyordum. Yanlış bir şey mi yapmıştım? Her zaman iyi bir eş olmaya çalıştım — ilgili, anlayışlı ve sadık. Mehmet’i, çocukları, evi düşündüm ama asla kendimi düşünmedim. İşte bu farkındalık beni en çok vurandı.
Onun gidişinden birkaç hafta sonra, asla kendim için yaşamadığımı fark ettim. Mutluluğum her zaman bir başkasına bağlıydı ve şimdi o “”biri”” gittiğinde her şeye yeniden başlamam gerekiyordu. O zaman uzun zamandır hayalini kurup da sürekli ertelediğim bir yere seyahate çıkmaya karar verdim.
İtalya’yı seçtim. Gençliğimde bu ülkeye hayrandım ama o zamanlar Mehmet böyle seyahatleri gereksiz para harcaması olarak görürdü. Artık istediğimi yapabilirdim. Seyahat, yeni hayatımın başlangıcı oldu. Floransa’nın dar sokaklarında dolaştım, Roma kafelerinde kahvenin tadını çıkardım ve uzun süre sonra ilk kez özgürlüğü ve hafifliği hissettim.
Orada, benden on yaş büyük olan Fransız bir kadın, Isabelle ile tanıştım. O da kendi boşanmasını yaşamış ve benim gibi hayatının büyük bir kısmını ailesine adamıştı. Küçük bir kafenin terasında oturup her şeyi konuştuk: kaçırdığımız fırsatları, korkuları ve bundan sonra ne yapacağımızı.
Isabelle dedi ki: “”Hayat, kendine başka bir açıdan bakmaya başladığında gerçekten başlar.”” Bu sözler benim için bir aydınlanma anıydı. Yıllardır ilk kez düşündüm: Bana ne keyif veriyor? Ne yapmak istiyorum?
Eve döndüğümde, resim kursuna kaydoldum. Gençliğimde resim yapmayı çok seviyordum ama sorumluluklar ve günlük yaşam bu tutkuyu bastırdı. Şimdi ise, boş bir tuvalin karşısında dururken, kendimi yeniden keşfettiğimi hissediyorum.
Altı ay geçti ve beni terk eden kadın değilim artık. Geceleri ağlamıyor veya kendimi suçlamıyorum. Basit şeylerden mutluluk duymayı öğrendim: sabah güneşi, uzun yürüyüşler, hayatımdaki yeni insanlar. Komşum Ayşe, birlikte küçük bir sanat stüdyosu açmamızı önerdi ve ben kabul ettim. Hayatın rutininde kaybolmuş ve kendini arayan diğer kadınlar gibi atölye çalışmaları düzenlemeye başladık.
Mehmet tabii ki ara sıra aradı. Başka bir kadınla yeni hayatın o kadar da harika olmadığını anladığında geri dönmek istedi. Ama artık başka biriydim. Aynaya baktım ve yıllardır ilk defa gözlerimde kendine güven ve neşe gördüm. Birlikte geçirdiğimiz yıllar için ona teşekkür ettim ama kararlı bir şekilde “”hayır”” dedim.
Artık biliyorum ki kendini sevmek bencillik değil, bir gereklilik. Başka birine bağlı olmadan da mutlu olmayı, kendi isteklerimi ve ihtiyaçlarımı dinlemeyi öğrendim.
Elliden sonra hayat sona ermez, aksine başlar. Ve yol her zaman kolay olmasa da, yeni bir şeye doğru götürür.




