Nefretten Aşka: Rekabetimiz Nasıl Daha Fazlasına Dönüştü?

Nefretten Aşka: Rekabetimizin Daha Fazlasına Dönüşme Hikayesi

Benim adım Ali ve anlatacağım şey, hala bir film ya da roman hikayesi gibi geliyor. Ama bu benim gerçek hayatım. Başından sonuna kadar yaşamasaydım inanmayacağım bir hikaye bu.

Ben sadece 14 yaşındaydım, o hayatıma girdiğinde – düşmanım olan o kişi. Onun adı Zeliha’ydı. İstanbul’da aynı okuldaydık, neredeyse yan yana oturuyorduk ve aramızda her gün yeni bir anlaşmazlık çıkıyordu. Sanki sadece ikimiz için yaratılmış bir nefret evreninde yaşıyorduk.

Çocukça savaşlarımız gülünç ama şiddetliydi: Ben onun sandalyesine tebeşir bırakırdım, o ise kalem kutumu saklardı ya da resim dersindeki boyalarımın içine yapıştırıcı dökerdi. Bir kere, beden eğitimi dersindeyken Zeliha ayakkabılarımı sakladı ve ben eve kızlara ait terliklerle gitmek zorunda kaldım. Bütün okul güldü. Elbette, bende karşılık verdim ve elimden geleni yaptım. Kimimiz daha fazla sinirlendirecek diye yarışıyorduk adeta. Ne ben ne de o, işlerin nasıl başladığını hatırlayabiliyorduk. Her şey başka bir şeye dönüşmüş ve yıllarca bu şekilde devam etmişti.

Her şey ani bir şekilde, neredeyse beklenmedik bir şekilde değişti, lisenin son yılında. O yıl ikimiz de 18 yaşına basmıştık. Bir gün Zeliha derslerden sonra yanıma geldi. Yüzünde alışılmış alay, sesi ise kızgınlık yoktu. “Yeter. Sadece konuşalım. Bu işten sıkıldım.” dedi. Ve yıllar sonra ilk defa sesinde gerçek bir yorgunluk hissettim.

Okulun arka bahçesinde bir bankta oturduk ve neredeyse bir saat konuştuk. Suçlama yoktu, alay yoktu. Sadece yetişkin bir konuşmaydı. İçtenlikle birbirimizin gözlerine baktığımızda yeni bir şey başladı. Sanki üzerimizden bir lanet kalktı ve karşımda bir düşman değil, çok canlı, ilginç, ince ve gerçek bir insan oturuyordu. Birden gözlerinin ne kadar güzel parladığını, ne kadar akıllıca tartıştığını ve içindeki enerjiyi fark ettim.

O günden sonra her şey değişti. Daha sık konuşmaya başladık. İlk başta arkadaş olarak. Aynı kitapları sevdiğimizi, ikimizin de programlamayla ilgilendiğini ve eski Türk filmlerine bayıldığımızı fark ettik. Her şey hakkında konuşuyorduk – okul dedikodularından hayatın anlamına kadar. Ardından, fark etmeden akşamları birlikte yürümeye, olimpiyatlara birlikte katılmaya, artık birbirimizle değil, birlikte gülmeye başladık.

Aşık olduğumu fark ettim. Hemen değil ama derinden. Bir zamanlar yan yana oturmak istemediğim Zeliha’ya. Bir gün cesaretimi topladım ve ona birlikte olmayı teklif ettim. Şaşırdı tabi – tüm hayatını birisiyle kedi köpek gibi geçirmişsen nasıl şaşırmazsın? Ama kabul etti. Sadece – “Deneyelim” dedi. Ve denedik.

O zamandan beri beş yıl geçti. İstanbul Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdik, ve şimdi birlikte yaşıyoruz, kariyerimize odaklanıyoruz ve düğün hazırlıklarına başlıyoruz. Ciddi planlarımız var ama içimizde hala o gençleriz – sadece birbirimizi duymayı öğrendik ve anlaşmazlıklarımızı düşmanlığa dönüştürmüyoruz.

Sıklıkla okul günlerimizi hatırlıyoruz – hem gülerek hem de hafif bir utançla. Bazen aptalca küslükler yüzünden neredeyse birbirimizi kaybetmek üzere olduğumuza gülüyoruz. Ama belki de bu yol bize gerçek sevgiyi öğretti. Görüntüye ya da senaryoya göre değil, anlayış, affetme ve saygıdan doğan bir sevgi.

Şimdi kesin olarak biliyorum: Nefret her zaman son değildir. Bazen yanlış yorumlanmış bir duygu, yanlış yaşanmış bir hissiyattır. Bazen saldırganlığın arkasında daha derin bir şey saklı olabilir.

Biri bana o zaman, 14 yaşımdayken, bu asi, inatçı kızın hayatımın anlamı olacağını söyleseydi, deli olduğunu düşünürdüm. Ama şimdi? Şimdi kaderime minnettarım, o sırada yanımda oturup bir gün yanımda durup “Yeter” dediği için.

Hayatta her türlü şey olabilir. Noktayı koyarken aceleci davranmayın. Bazen nefretin ardında aşk gizlidir. Eğer riske girerseniz – bizimki gibi bir mucize gerçekleşebilir.

Rate article
Lifequest
Nefretten Aşka: Rekabetimiz Nasıl Daha Fazlasına Dönüştü?