Buluşma Gecesi

Buluşma Gecesi

Esra, sınıfın en silik kızıydı. En azından kendisi öyle düşünüyordu. Kısa boylu, incecik ve bir de kızıl saçlı… Esra, görünüşünden dolayı kompleks yapıyor, sarışın ve mavi gözlü sınıf arkadaşlarına imrenerek bakıyordu.

– Kızım, sen de bir gün gül gibi açacaksın, – diye teselli ediyordu annesi, – ben de geç yaşta genç kıza benzedim. Ancak on altı yaşımda. Acele etme, sen de erkeklerin kalbini fethedeceksin. Şu an daha on üç yaşındasın.

– Anne, acelem yok ki zaten, – diyordu Esra, ama yeşil gözleri başka şeyler anlatıyordu. Esra, üzgün bir şekilde kendisine aynada bakıyor ve iç çekiyordu.

Paralel sınıftaki bir çocuğu uzun süredir beğeniyordu – Oğuz. Sportif, uzun boylu, neşeli. Onun oyunlardaki cesareti ise gözü karalıktan ibaretti. Beden eğitimi dersinde çocukların basketbol maçlarını izlerken, Esra’nın gözleri hep Oğuz’u arıyordu. Onun tutkusu ve enerjisi tüm oyuncuları harekete geçiriyordu ve takımı mutlaka kazanıyordu.

Oğuz bu kadar yakışıklı olmasaydı bile Esra onu yine de severdi, ama onun dikkat çekici görünüşü, Esra’nın lider olan bu çocukla arkadaşlık şansını azaltıyordu.

Üstelik Oğuz’un etrafı her zaman arkadaşları, kızlarıyla doluydu – yanına yaklaşamazdınız. Asla yalnız olmazdı. Her zaman bir grup kız ve erkeklerle olurdu. Ama koridordaki nadir rastlaşmalar bile Esra için mutluluktu. İşte o anda da yine kendine olan güvensizliği onu bırakmıyordu. Oğuz’un yanından geçerken ona kısaca bakıp hemen gözlerini kaçırıyordu…

Esra, çocukça aşkını kimseye anlatmadı, ama ona sanki tüm dünya onu ve sırrını biliyor gibi geliyordu ve sınıf arkadaşlarının ya da daha kötüsü Oğuz’un kendisiyle dalga geçeceği düşüncesinden ötürü kıpkırmızı oluyordu.

Bu yüzden, artık o yakışıklıyı unutmaya karar verdi, dikkatini başka şeylere vermeye ve onu hiç düşünmemeye çalıştı. Başlangıçta bu konuda başarısız olsa da çaba gösterdi. Esra sakinleşti ve kendini daha iyi hissetmeye başladı. Buna içten içe gurur duyuyordu da.

– En önemli şey, onunla yakınlaşmamak, – diye kendi kendine fısıldıyordu kız. Okulda onu gördüğünde hemen başka tarafa yöneliyor ya da diğer çocukların arkasına sığınıp hızla geçip gidiyordu.

İki yıl geçti. Esra derslerinde başarılıydı, büyüdü ve kendinden utanmayı bıraktı çünkü annesinin kehanetleri doğru çıkmıştı: Esra yaz tatilinde narin, zarif bir genç kıza dönüşmüştü.

Ortaokuldan sonra Esra teknik liseye geçti. Oğuz ve diğer çocuklarla ilgili haberleri, eski sınıf öğretmeni Nadire Hanım’dan nadiren de olsa alıyordu. Nadire Hanım, Esra’nın oturduğu sokakta yaşıyordu.

Esra, okul buluşmalarına katılmazdı. Nedense onların sınıfı pek samimi değildi ve Esra’nın okuldan arkadaşı yoktu. Fakat Nadire Hanım’ın jübilesi için çocuklar bir araya geldiğinde, Esra da sevdiği öğretmenini tebrik etmek için katılmaya karar verdi.

Sınıflarından mezun olduktan otuz yıl geçmişti! Buluşma duygusaldı, çünkü birçokları okuldan mezun olduklarından beri birbirlerini görmemişlerdi. Paralel sınıftan arkadaşlar da gelmişti.

Esra, Oğuz’u görünce irkildi. Uzun boylu, karizmatik bir adam, saçında aklar, düzgün bir sakal. Eski yaramaz çocuğa pek benzemiyordu. Yalnızca gözleri aynıydı – Oğuz’un kıvılcımlı, neşeli gözleri.

Salon kalabalıktı. Nadire Hanım’a hitaben yapılan tebriklerin ardından, çocuklar gruplar halinde toplanıp sohbet ediyorlardı, birçoğu birbirine sarılıyordu.

Esra, Oğuz’un kendisine yaklaşarak gülümsediğine ve selam verdiğine şaşırdı:

– İşte benim gizli okul aşkım… Esra.

Oğuz hafifçe eğildi ve Esra’nın elini öptü. Sanki yıllar geçmemiş gibiydi – Esra kızardı.

– Aşk? Ben mi? – dedi kızararak, – bunu bu kadar geç mi duyuyorum?

İkisi de güldü. Tabii ki, çocukların hepsi kendi ailelerini kurmuş, çocuk sahibi olmuşlardı. Hem Oğuz’un hem de Esra’nın çocukları olmuştu.

Oğuz ve Esra kenara çekildiler. Oğuz, ona işinden, ailesinden ve oğlundan bahsediyordu.

– Benim de oğlum var, – dedi Esra hayranlıkla. Derin bir nefes alıp Oğuz’a bakarak aniden sordu:

– Ama söyle bana: neden? Neden hoşuna gittim? Oysa en sessiz, en sakin olan bendim… Hem de çirkin…

– İşte tam da bu yüzden. Herkes gibi benimle olmak istemiyordun. Her zaman başın dik geçerdin yanımdan… Yanına yaklaşabileceğimi bile düşünemezdim. Ama çok beğenirdim seni. Neyse ki artık bunlar tatlı bir gençlik anısı olarak kaldı.

– Sen de bana hiç az gelmezdin, anlatamam… – diye patladı Esra birden, – ama etrafındaki kalabalığı yarıp geçmek imkansızdı… İlk adımı atamazdım. Fakat tüm bunlar gerçekten sadece çocukça bir aşktı.

– Kim bilir… – dedi düşünceli bir şekilde Oğuz, – belki de hayatımızda farkında olmadan bir şeyler kaçırdık.

– Belki de, – dedi gülümseyerek Esra, – Belki bir dahaki sefere. Bir sonraki hayatımızda…

– Senin yeşil gözlerini arayacağım – diye fısıldadı Oğuz, üzgünce gülümsedi. Onun Esra’dan etkilendiği belliydi. O da gerçekten güzeldi. Geç açan bir çiçek – annesinin bir zamanlar söylediği gibi.

Birden Esra’nın ismi seslendi.

– Anne! Baba ve ben seni almaya geldik, dediğin gibi…

Esra ve Oğuz’a doğru kalabalığın arasından genç bir adam yaklaşıyordu.

– Tanış, bu benim oğlum… – dedi Esra. Gülümseyerek.

– Oğuz, – dedi Esra’nın oğlu elini uzatarak.

– Oğuz Bey, – geniş bir el uzattı Oğuz. Esra’ya baktı, gözlerinde şaşkınlık, incelik ve çaresizlik vardı.

Esra el salladı ve çıkışa doğru yol aldı. Okulun kapısının eşiğinde Oğuz onu yakaladı.

– Dinle Esra… – ona nemli gözlerle bakıyordu, – teşekkür ederim…

– Neden? – diye şaşırdı Esra.

– Oğlun için. Yeni bir küçük Oğuz yetişiyor. Hatırladığın için teşekkür…

Esra başını salladı. Arabaya doğru ilerleyip arka koltuğa oturdu.

Esra’nın eşi sordu:

– Nasıl geçti?

– İyi, – dedi Esra, – birçoğu gelmişti. Görmek güzeldi. Biraz hüzünlüydü tabii. Zaman bizi değiştiriyor… Nadire Hanım için sevindim. Kahraman bir öğretmen. Allah ona birçok nesil daha sağlık versin…

Rate article
Lifequest
Buluşma Gecesi