Adım Ayşe Yılmaz, ve Sapanca’da, Sakarya’nın huzurlu köşesinde, göl kenarında yaşıyorum. Size yazıyorum çünkü içimde biriken kaygı beni rahat bırakmıyor. Bu derdimi en yakın arkadaşımla paylaştım, fakat destek beklerken yalnızca kocaman açılmış gözler ve sert bir uyarı aldım: “Kafayı mı yedin sen? Başkalarının acılarına kendini kaptırma!” Sözleri beni düşündürdü ama bir çözüm getirmedi — bir çıkış yolu bulmam gerekiyor, yoksa bu yükten boğulacağım.
Mesele oğlum, Can’la ilgili. 25 yaşında ve kız arkadaşı Elif’le birlikte evimizde yaşıyor. Şikayet edebileceğim bir durum yok: kendi odalarında kalıyorlar, ikisi de çalışıyor, bize yük değiller. Elif gerçekten altın gibi bir kız: terbiyeli, nazik, yüce gönüllü. Ama ben oğlumu herkesten iyi tanırım ve o gülüşün ardındaki gerçeği görebiliyorum: Can onu sevmiyor. Ona karşı nazik, dikkatli, her an yardıma hazır — adeta bir masal kahramanı gibi taleplerini yerine getiriyor: özel günlerinde çiçekler ve hediyeler alıyor, gece vakti olsa bile işten alıyor. Tatil günlerinde ise ya arkadaşlarına ya da Uludağ’a kayak yapmaya gidiyorlar.
Geçenlerde Elif kayak yaparken düştü — öyle bir düşüş ki sanki kendini tamamen kırdı. Can onu kucağında otel odasına taşıdı, akşam ise İstanbul’daki hastaneye götürdü. Ayakları alçıdayken, Can ona bir çocuk gibi baktı: yedirip içirdi, sakinleştirdi, bir an bile yanından ayrılmadı. Dışarıdan bakıldığında, sanki deliler gibi aşık bir adam. Ama ben biliyorum ki bu sadece bir maske. Onun kalbi sessiz ve bu beni parçalıyor.
Elif’ten önce, Can’ın hayatında başka biri vardı — Zeynep. Onların aşkı fırtına gibiydi: keskin köşeler, kavgalar, gözyaşları, ayrılıklar ve barışmalar. Birbirlerine bağıra çağıra kavga eder, öyle barışırlardı ki duvarlar titrerdi. Zeynep, Can’ın ilk gerçek aşkıydı — içini tamamen ateşe veren türden. Karakterlerini birbirine uydururlar diye beklerken, Zeynep aniden Almanya’ya gitti, Can’ı yapayalnız bıraktı. Can, yarım yıl boyunca kaybolmuş gibiydi: yürüyordu ama ne yiyor ne de uyuyordu. Onun peşinden koşuyor, bir şey yemesi için ikna etmeye çalışıyordum. Sonra Elif çıktı ortaya — Zeynep’in tam zıttı. Sakin bir göl gibi, dinleyebiliyor, teselli edebiliyor, asla sesini yükseltmiyor. O, bizim evimizin aydınlığı, ama biliyorum ki Can için bu aşk değil, bir sorumluluk ya da minnettarlık, ama asla gerçek bir duygu değil.
Şimdi ise beni kemiren soru şu: Elif’e gerçeği söylemeli miyim? Beni deli olarak adlandırabilirsiniz ama bu bilgiyle yaşayamam. Bu gerçek er ya da geç açığa çıkacak ve her şeyi yakıp yıkacak. Elif’i bekleyen üzüntüyü tahayyül edebiliyorum — tatlı, temiz kalpli bir kız, böyle bir acıyı hak etmiyor. Hayal kırıklığı onu ezecek, bir çiçeği ayaklar altında çiğner gibi. Bunu hak edecek hiçbir şey yapmadı, ama ben durup onun uçuruma doğru yürüyüşünü izliyorum, sonucun ne olacağını bilmeden.
Arkadaşım haklı — kendimi yakacağım bir alana giriyorum. Ama nasıl susabilirim? Anneliğim bağırıyor: Onu koru, uyar, kırılmasına izin verme! Elif, Can’a öyle bir güvenle, öyle bir sevgiyle bakıyor ki, kalbim sıkışıyor. Can ise bir rol oynuyor, ustaca ama ben onun gözlerini biliyorum — Zeynep’le olduğu gibi bir ateş yok. Ona nazik davranıyor ama bu aşk değil, ve ben bunu görmezden gelebileceğim biri değilim.
Bazen kendi kendime şüpheye düşüyorum: Belki de yanılıyorum? Belki de onlar sevgili olmadığı için korkularımdan ötürü Can’ın onu sevmediğine inanıyorum? Ama hayır — bunu her zerremde hissediyorum. Can, onunla yaşıyor çünkü rahat, çünkü Elif iyi biri, ama onunla nefes almadan duramadığı için değil. Bu düşünce beni gece gündüz yiyor. Elif’e bu gerçeği söylemeli miyim? Hayatlarını mahvedip Elif’in mutluluğunu altüst mü etmeliyim? Yoksa, Can’ın bu adımı atmasını beklemeli ve sessiz mi kalmalıyım? Sessiz kalırsam, onun çektiği acıyı paylaşan bir ortak olurum diye korkuyorum. Söyle dersem, her şeyi kendim mahvederim, Elif beni nefretle anımsar, oğlum beni lanetler.
Ne olur bu konuda bana yol gösterin! Delirmiş değilim, sadece daha fazlasını görebilen bir anneyim. Hem Elif için üzülüyorum — kalbini geri vermeyecek birine veriyor — hem de Can için — bu yalanla yaşadığı için. İçimi yakan bu gerçeği ne yapmalıyım? Onu koruyup, oğlumu kaybetmeden nasıl hareket etmeliyim? Adeta bir yol ayrımındayım ve her seçim kalbime bıçak gibi saplanıyor. Rica ederim, bu zihin cenderesinde nasıl huzur bulabilirim, yardım edin!




