“Oğlumun onu hiç sevmediğini söylemeli miyim?
Benim adım Sevgi Akman, ve yaşadığım yer Gölköy, Bolu’nun sessizliğiyle göl kenarında nefes alıyor. Size yazıyorum çünkü içim huzursuzluktan parçalanıyor ve bir türlü rahat bulamıyorum. Derdimi en yakın arkadaşımla paylaştım fakat destek yerine, gözleri kocaman açılarak ve sert bir tavırla: ‘Sen delirdin mi? Başkasının acısının seni yutacağı yere sakın girme!’ dedi. Onun sözleri beni yaraladı ama yardımcı olmadı — bu yükten kurtulmam gerek yoksa boğulacağım.
Mesele oğlum, Ali. 25 yaşında ve kız arkadaşı Zeynep ile aynı evde yaşıyoruz. Şikayet edecek bir durum yok: kendi odasında kalıyorlar, ikisi de çalışıyor, bize yük değiller. Zeynep altın gibi: terbiyeli, sakin ve yufka yürekli bir kız. Ama Ali’yi herkesten iyi tanıyor ve onun gülümsemesinin ardında sakladığı gerçeği görüyordum: Zeynep’i sevmiyor. Ali ona karşı hep nazik ve yardımsever; bir şövalye gibi tüm dileklerini yerine getiriyor: her özel günde çiçek ve hediyeler alıyor, gece bile olsa onu işten alıp getiriyor. Hafta sonları tatile gitmek için beraber köydeki arkadaşlarını ziyaret ediyorlar, kayak yapmaya gidiyorlar ya da kaplıcalara…
Geçenlerde Zeynep kayak yaparken düştü ve neredeyse bacağını kırıyordu. Ali onu kollarında oteline kadar taşıdı ve sonra gece Bolu’daki hastaneye götürdü. Ayağı alçıdayken ona çocuk gibi baktı: yedirip içirdi, teselli etti ve yanından hiç ayrılmadı. Dışarıdan gören âşık bir adam sanır ama aslında bu bir maske. Onu sevmiyor. Kalbi sessiz ve bu da benim ruhumu parçalıyor.
Zeynep’ten önce Ali’nin Leyla adında biri vardı. Onların aşkı bir fırtına gibiydi: sert köşeler, bağrışmalar, gözyaşları, ayrılıklar ve barışmalar. Onlar ya birbirlerine bağırırlar ya da duvarları titretecek kadar tutkulu bir şekilde barışırlardı. Leyla onun ilk büyük aşkıydı — içteki her şeyi yakıp yıkan cinsinden. Birbirlerine alışıp düzenli bir şekilde sürdüreceklerini umuyordum ama Leyla aniden Almanya’ya gitti ve onu yalnız bıraktı. Ali altı ay boyunca bir gölge gibiydi: dolaşıyor, yemek yiyip uyumuyordu. Ardından Zeynep geldi — tam zıttı. O sakin bir göl gibi, dinlemeyi biliyor, teskin ediyor, asla sesini yükseltmiyor. O evimizde bir ışık ama biliyorum ki Ali’nin hissettiği sevgi değil, görev, minnet, her şey olabilir ama aşk değil.
Ve işte benim bitip tükenmeyen sorum: Gerçeği ona söylemeli miyim? Deli diyebilirsiniz ama bu bilgiyle yaşayamıyorum. Er ya da geç bu gerçek ortaya çıkacak ve her şeyi alt üst edecek. Zeynep’i bekleyen cehennemi gözlerimde canlandırabiliyorum — tatlı, saf ve böyle bir acıyı hak etmeyen bir genç kız. Hayal kırıklığı yıkıcı olacak, bir çiçek gibi ezilecek. Hiçbir şeyi hak etmemişken, ben durup izliyorum, onun uçuruma doğru yürüdüğünü bilmeden.
Arkadaşım haklı — yanabilecek olduğum bir yere atılıyorum. Ama nasıl sessiz kalabilirim? Annelik içgüdüm ‘Onu kurtar, uyar, düşmesine izin verme!’ diye bağırıyor. Ali’ye nasıl baktığını görüyorum — inançla, şefkatle, bu benim de kalbimi sıkıştırıyor. Peki ya Ali? Mükemmel bir oyuncu gibi rol yapıyor ama gözlerini biliyorum — orada bir alev yok, Leyla ile olduğundaki gibi. Ona karşı nazik, fakat bu sevgi değil ve hiç bir şey fark etmemiş gibi davranamam.
Bazen düşünüyorum: Belki yanılıyorum? Belki de oğlumun sevgisizliğini ben uydurdum, onun için duyduğum endişeden dolayı? Ama hayır — bunu hislerimle, her hücremle biliyorum. Ali onunla çünkü böyle daha kolay, çünkü Zeynep iyi bir insan ama onsuz nefes alamadığı için değil bu yüzden değil, ve bu düşünce beni gece gündüz kemiriyor. Zeynep’e söylemeli miyim? Onların mutlu olarak kabul ettikleri dünyayı yıkmalı mıyım? Yoksa sessiz kalmalı mıyım, Ali kendisi her şeyi bitirene kadar? Eğer susarsam, acısının suç ortağı olma ihtimalimden korkuyorum. Rasgele her şeyi yıkarsam bana kızar mı, oğlum benden nefret eder mi diye endişeleniyorum.
Lütfen, bana bir akıl verin! Delirmemişim ama oğlunu herkesten iyi gören bir anneyim sadece. Hem Zeynep’e üzülüyorum – kalbini bir türlü karşılık vermeyecek birine veriyor – hem de Ali’ye – bu yalanla yaşadığı için. İçimdeki bu gerçekle ne yapmalıyım? Onu korurken Ali’yi kaybetmemek için ne yapmalıyım? Ben bir yol ayrımındayım, ve her seçim göğsümde bir bıçak gibi. Yalvarıyorum, bu kendi düşüncelerimle yarattığım cehennemde nasıl huzur bulacağımı söyleyin.”




