Yaş ilerledikçe bir daha asla evlenmek istemediğimi anladım.
Yıllar geçtikçe, kendimin ideal bir anne olduğumu fark ettim. Şefkatli, nazik, kötü alışkanlıkları olmayan, çocuklarının her daim güvenebileceği bir anne. Üç çocuğum var: iki oğlum ve bir kızım. Onları sevgiyle ve özveriyle büyüttüm. En küçük çocuğum Ali’yi 37 yaşında doğurdum ve onunla büyük çocuklarım arasında büyük bir yaş farkı var. Her zaman onlara destek olan, adeta bir kaya gibi sağlam bir dayanak oldum. Ancak şimdi geriye dönüp baktığımda, kendime ne kadar az zaman ayırdığımı görüyorum.
Hayatım işlerle geçti. Yorulmadan çalıştım, aileyi ayakta tuttum ama kendime hep az şey ayırdım. Her şey çocuklar için, ev için ve onların rahatı içindi. Tatile gitmedim, dinlenmedim, kendimi şımartmadım ki içten içe bunu çok istiyordum! Evlenmeden önce başka biriydim: özgür, hafif, ruhumun dilediği yere denize, dağlara sık sık giderdim. Sonra Mehmet’le evlendim. O kötü bir insan değildi — içki içmez, sigara kullanmaz, elinden geldiğince evle ilgilenirdi. Ancak dağınıklığı beni deli ediyordu: her yerde eşyalar, hayatımızın bir parçası haline gelen kaos. 55 yaşına geldiğimde, çocuklar büyüyüp giderken, birden kendime baktım ve anladım ki: artık bu şekilde devam edemem.
Bursa’nın dışında geniş bir evde yaşıyorduk ama bu ev uzun süre önce benim olmaktan çıkmıştı. Mehmet’in pahalı bir hobisi vardı – avcılık. Üç safkan tazı, bir silah koleksiyonu ve av ekipmanlarıyla dolu depolar, bütün zamanını ve parasını buna harcıyordu. Bense bir kedi bile alamıyordum çünkü onları hiç sevmezdi. Sevdiğim birçok şey onun sadece ilgisizliğini çekiyordu. Hayallerim, küçük mutluluklarım onun kayıtsızlığında boğuluyordu.
Altı yıl önce, Eylül ayında emekli oldum ama çalışmaya devam ettim — her şeyi kontrol altında tutma alışkanlığımı bırakamıyordum. Emekli olduktan sonra karar verdim. Mehmet’e boşanma teklif ettim, bir koşulla: üç odalı evimizi, garajı, arabayı, tüm mobilyaları, köpeklerini ve tüfeklerini ona bırakıyorum; karşılığında sadece kendime iki odalı bir daire istiyorum. O da itiraz etmeden kabul etti — o zamana kadar bağımız bir ip kadar incelmişti. Çocuklar gitmişti, ev boşalmıştı ve ben onun için yaşamaktan, onun hayatında kaybolmaktan yorulmuştum, karşılığında hiçbir şey alamayarak.
İki yıl önce Kasım ayında, şehir merkezindeki yeni daireme taşındım. Elimde eski bir çanta, geçmişin izini taşımayan boş duvarlarla dolu bir yere… Ve biliyor musunuz, mutluydum — gözyaşlarına kadar, göğsümdeki titremeye kadar! On yıllar sonra ilk defa derin bir nefes aldım. Yavaş yavaş yerleşmeye başladım: boruları değiştirdim, yeni pencereler taktırdım, kapıları yeniledim. Bu daireye çaktığım her bir çivi benim küçük zaferimdi.
Resmi olarak boşandık ve o zamandan beri hayatım renklendi. Şimdi her yıl Karadeniz’e gidiyorum, konserlerde canlı müzik dinliyorum, gençken hayalini kurduğum seyahatlere çıkıyorum. İki tüylü, gururlu safkan kedim var — benim sadık dostlarım. Çocuklarımla harika bir ilişkim var: benim için mutlu oluyorlar, arıyorlar, ziyarete geliyorlar. Şu an neredeyse 62 yaşındayım ve kendimi öyle hafif, öyle huzurlu hissediyorum ki, bunu söylemekten korkmuyorum: bunlar hayatımın en mutlu yılları. Hiçbir şeyi değiştirmek istemiyorum, bu özgürlüğü kaybetmek de istemiyorum.
Bir daha evlenmek mi? Asla. Çok fazla şey verdim — yıllarımı, gücümü, hayallerimi — kendimi tekrar zincire çevrilebilecek bağları kurmaya değmez. Yakında 62 yaşında olacağım, ve sadece bir şey için dua ediyorum: yarın sönüp gitmemek, bu yeni, bana ait olan dünyadan uzun yıllar keyif almak. Bu benim hikayem — onlarca yıl boyunca fedakarlıklardan sonra nihayet kendini bulan bir kadının hikayesi. Ve bu mutluluğu hiç kimseye vermeyeceğim.




