Bir şehirde bir kadın yaşardı. Adı Zeynep Hanım. Kendi yaşamının saygıdeğer olduğunu düşünürdü. Ailesi ve çocukları olmamasına karşın, her zaman düzenli ve temiz olan kendi evi vardı. Ayrıca düzgün bir işi de vardı: mobilya fabrikasında muhasebecilik yapardı.
Zeynep Hanım huzurlu bir yaşam sürerek 50 yaşına kadar geldi. Hayatını çok seviyordu, özellikle de komşularının hayatlarına kıyasla. Ne de olsa, her şeyin yolunda olduğuna inanıyordu. İyi bir insandı ve kimseye kötülüğü dokunmuyordu.
Ama komşular pek de öyle değildi. Aynı merdivenleri paylaştığı bir komşusu vardı, mesela; 60’ını geçmiş bir kadın. Yaşına hürmet edilesi bu kadın, saçlarını maviye boyatmıştı, inanılır gibi değildi! Dar elbiseler ve kot pantolonlar giyerdi. Herkes ondan bahsederdi. Mahallenin delisi, başka ne olabilir ki?
Zeynep Hanım bu kadına bakıp, “Yuh artık!” diye düşünürdü ve kendi yaşına uygun giyindiği için gururlanırdı.
Üçüncü komşusundan ise bahsetmek bile ayıptı. Daha 21 yaşında ama şimdiden bir çocuğu vardı. Çocuğu yaklaşık beş yaşında görünüyordu. Herhalde daha okuldayken hamile kalmış, diye düşünürdü. İlginç olan, bu genç kadının ailesi yoktu, kızını yalnız başına büyütüyordu. Ve mavi saçlı komşu ile de dost olmuştu. Genç kadın gündüz dışarıdayken, komşusu küçük kıza bakıyordu.
Zeynep Hanım buna hiç şaşırmamıştı. “Bu tür insanlar birbirine çekilir,” diye düşünürdü. “Beni ise hep dışarıda bırakırlar. Düzgün bir insanı görünce ona bakmaya utanırlar. Asansörde selam verip geçerler.”
Son komşusu ise 30 yaşlarında bir erkekti. Onu ilk gördüğünde şoka girmişti adeta. Eller, boyun, her yer dövmelerle doluydu! Böyle mi giyinirdi düzgün insanlar? Tabii ki hayır!
Zeynep Hanım gençliğinden beri böyle insanları eleştirirdi. Dikkat çekmek için başka çareleri yok anlaşılan. İlgiyi bu şekilde çekiyorlar, demek ki zeka ile çekemezler! Keşke kitap okusalardı.
Her gün asansörde bir komşusuyla karşılaştığında böyle düşünürdü. Eve gelince ise, kendi yaşantısının doğru olduğu için içten içe sevinirdi. Ve tek arkadaşıyla telefonda konuşurken komşularını ele alırdı: “dövme delisi,” “genç anne” ve “çılgın yaşlı kadın” sohbetlerinin başlıca konuları oluyordu.
Bir akşam, Zeynep Hanım her zamanki gibi işten eve dönüyordu. Keyfi bozuktu. İşinde bir açık çıkmıştı… Yıllardır çalışıyordu ilk defa. Suçu kime atacaklardı? Tabii ki muhasebeciye. Sabah başı ağrıyordu, şimdi ise kulakları çınlıyor ve ayakları ağırlaşıyordu.
Zar zor apartmanın önüne kadar geldi ve bir banka oturdu. Ansızın elinde hafif bir dokunuş hissetti. Başını kaldırınca, mavi saçlı yaşlı kadını gördü.
– Size bir şey mi oldu? İyi misiniz? – diye sordu kadın nazikçe.
– Başım… ağrıyor… – diye fısıldadı Zeynep.
– Hadi gelin, Yusuf evde bugün. Çok solgunsunuz, yüzünüzde renk yok.
– Hangi Yusuf? – diye sordu kadın.
– Yusuf sizinle aynı katta yaşıyor. Kalp doktoru kendisi. Bilmiyor musunuz?
Gerekli kata çıkınca, komşusu Yusuf’un kapısını çaldı. Zeynep Hanım, kapıda dövmeli adamı görünce şaşırdı. Ona göre böyle biri düzgün bir insan olamazdı.
Yusuf, Zeynep Hanım’ın tansiyonunu ölçtü, onu kanepeye uzandırdı ve bir ilaç verdi. Kısa süre sonra, baş ağrısı ve kulak çınlaması geçti.
– Mutlaka bir muayene olun! Genç hanımlar bile tansiyonuna dikkat etmeli, – diye gülümsedi doktor, kadın kendine gelince.
– Size çok teşekkür ederim, – dedi Zeynep, bir tuhaflık hissederek. Çünkü daha önce dövmeli adam hakkında “Sadece dış görünüşe önem veriyor, zeka sıfır” demişti. Ama adam bir doktordu, her gün hayat kurtarıyordu.
– Estağfurullah. Geçmiş olsun! Bir şey olursa mutlaka haber verin!
Kadın, doktorla vedalaştı, evine döndü ve kanepeye uzandı. Dövmeli adam konusunda ne kadar yanıldığını düşündü… Mavi saçlı kadın da iyi bir insandı. Yanına gelip halini hatırını sormuştu.
Kapı çaldı. Kapıda mavi saçlı kadın, genç kadının kızıyla birlikte duruyordu. Zeynep Hanım’a göre annesi erken yaşta olan kız çocuğuydu.
– Sadece sizi kontrol etmek için geldim, her şey yolunda mı diye. Yanımda Yağmur var, Anya çalışıyor… ve sizinle tanışmak istiyordum ama cesaret edememiştim. Şimdi şans eseri karşılaşınca kaçırmak istemedim! Biz hep komşularla konuşuruz ama siz hep kendi halinizde durursunuz!
– Buyurun, ben de çay hazırlarım, – dedi Zeynep, kendine şaşırarak. – Yardım ettiğiniz için teşekkür ederim…
– Ne demek. Teşekküre gerek yok. İnsanların halini hemen anlarım. Gençliğimde hasta anneme baktım. 14 yaşında annem yatağa düştü. 30’umdan sonra vefat etti. Doğru düzgün okuyamadım, aşk yaşayamadım, sadece onun yanındaydım… Neyse, şimdi yaşım ilerledi, biraz da gençlik yaşamaya çalışıyorum, – komşusu mahcup bir tebessümle saçlarını gösterdi. – Kızım sağ olsun, saçımı boyamama yardım etti. Ve bana güzel tişörtler alıyor. Kısacık da olsa genç oluyor insan. Ama işte Anya daha da zor durumda.
– Anya kim? – diye sordu Zeynep.
– Anya, yan kapı komşusuya. Yağmur’un kardeşi. Anne babası trafik kazasında öldü. Anya kardeşini evlat edindi ve büyütüyor. Üniversiteyi bıraktı, sabah akşam çalışıyor. Yusuf da bazen ona yardım ediyor. Bugün size yardım eden Yusuf…
Komşusu gittikten sonra, Zeynep bir süre mutfakta oturdu, düşüncelere daldı. Anya’ya yardım teklif etmeyi düşündü. Zaman zaman Yağmur’a bakabilecek durumdaydı. Saçlarını turuncuya boyatmayı uzun zamandır istiyordu.
Ama yaşı için uygun olmadığını düşünüyordu. Yarın komşusuna bu konuda danışmaya karar verdi! Ayrıca, Yusuf’a yardım ettiği için tatlı ikram etmeyi de unutmamalı…




