Düğünden birkaç hafta sonra, eşimin annesiyle yaptığı bir konuşmayı duyduğumda, işittiğim şey kanımı dondurdu.
Zehra, Ali ile olan birlikteliğinin mutluluk ve aydınlık dolu bir peri masalının başlangıcı olduğuna inanıyordu. Yalova’da, huzurlu bir kafede gerçekleşen tesadüfi karşılaşmaları, nişan teklifine kadar geçen dört hızlı ay ve ardından pembe-altın tonlarında yapılan düğün, hayalini gerçekleştirmişti. Annesi Ayşe Hanım, Ali’den memnundu ve onu “mükemmel damat” olarak adlandırıyordu. Ancak hep birlikte kutladıkları hasat bayramından sonra bu ilüzyon kırılgan bir cam gibi parçalara ayrıldı.
Akşam yemeğinden sonra Zehra, aile yadigârları olan eski mektuplar ve fotoğrafların olduğu kutuyu almak için odasına çıktı. Ahşap evin gıcırtılı merdivenlerinden inerken donakaldı; salondan boğuk sesler geliyordu. Ali’nin konuşması ve her kelimesi kalbine keskin bir bıçak gibi saplanıyordu:
— Ayşe Hanım, sizin paralarınız olmasaydı asla onunla evlenmezdim.
Zehra’nın nefesi kesildi, dizleri titredi. Annesi sessiz ama kararlı bir şekilde cevap verdi:
— Sessiz ol Ali! Duyabilir. Biraz sabret. İşleri yoluna girince ayrılabilirsin. Tek başına baş edemez, çok zayıf.
Ali, sesi sinirli bir şekilde karşılık verdi:
— Ama yılbaşına kadar son ödemeyi yapmayı unutmayın. Onsuz kalamam.
Zehra, odaya zar zor ulaştı, düşmemek için korkuluklara tutunarak… Dünyası yıkılıyordu. Annesi, Ali’ye evlenmesi için para vermişti. Her şey — Ali’nin şefkat dolu sözleri, ilgisi, nikâhtaki yeminler — parayla satın alınan bir yalandı. Acı, Zehra’yı dondurucu bir dalga gibi sardı ama Zehra sonuna kadar gerçeği öğrenmeye kararlıydı.
Ali uyurken eşyalarını karıştırdı ve annesinden gelen, “masraflar”, “ilk ödeme”, “son ödeme” gibi notlarla belirtilmiş banka hesap özetlerini buldu. Ali’nin maillerinde borçlar, gecikmiş krediler ve arkadaşlardan borç isteme talepleri vardı. Ali, finansal bir çukurdaydı ve annesi onu kızının sırtından çıkarıyordu. Her bakış, her dokunuş artık Zehra’da tiksinti uyandırıyordu. Annesiyle olan konuşmalar işkenceye dönüşmüştü — bağırmak, bu zehri dışa vurmak istiyordu ama sessiz kaldı, güç topluyordu. Ardı arkası kesilmeyen sorular ruhunu kemiriyordu: Annesi gerçekten onun sevilmeye layık olmadığını mı düşünüyordu? Bu evlilikte hiç mi gerçek bir şey yoktu?
Zehra kararını verdi: Onların ihanetlerinin karanlıkta kalmasına izin vermeyecekti. Yılbaşı geldiğinde, aile annesinin evinde büyük masada toplanmıştı ve Zehra kendi hamlesini hazırlamıştı. Ağacın altındaki hediye — kırmızı bir kurdele ile bağlı küçük bir kutuydu.
— Bu senin için, anne. Hak ettin, diyecek Zehra, gözlerinin içine bakarak.
Ayşe Hanım, gülümseyerek kutuyu açtı ve bir anda rengi attı. İçinde banka havalelerinin çıktıları — kesin kanıtlar vardı.
— Bu ne anlama geliyor? diye fısıldadı, sesi titriyordu.
— Bana satın aldığın adamın kanıtları, dedi Zehra sakince ama içinde fırtınalar kopuyordu.
Sesler durdu, fırtına öncesi sessizlik gibi. Ali, kaşığını düşürdü, tabağa çarpıyordu.
— Zehra, her şeyi açıklayabilirim… diye başladı ama sesi, köşeye sıkışmış bir hayvanınki gibi zavallıydı.
— Gerek yok. Paranı aldın. Bu evlilik bitti.
Annesi hıçkıra hıçkıra ağlayarak sandalyeye göçtü:
— Bunu senin için yaptım! Hasta, zayıfsın! Tek başına kalmanı istemedim!
— Hayır, beni kontrol altında tutmak istedin, dedi Zehra’nın sesi acıdan çatlamıştı. — Tebrikler anne. Bana bir koca aldın ve kızını kaybettin.
Zehra, onları ölüm sessizliğinde bırakarak evden çıktı. Soğuk rüzgar yüzüne çarpıyordu ama gözyaşları çoktan kurumuştu. Yılın başında Zehra boşanma davası açtı. Ali direnmedi — maskeler düşmüştü ve söyleyecek sözü yoktu. Annesi arayıp, affetmesi için yalvarıyordu ama her çağrısı, Zehra’yı sarsan ihanetin yankısıydı. Stres sağlığını sarsmıştı — kalbi hızlı çarpıyor, elleri titriyordu ama arkadaşları ve terapistiyle geçirdiği uzun saatler sayesinde bu cehennemden çıkmayı başardı.
Şimdi özgürdü. Uzun zamandır ilk kez, arkasındaki yalanlara ve onu saran zincirlere aldırmadan derin bir nefes alıyor. Bu özgürlük, dünyanın bütün zenginliklerinden daha değerli. İleriye bakıyor, ne Ali ne de annesinin entrikaları olmayan bir geleceğe ve anlıyor ki: ayakta kalmayı başardı. Siz olsaydınız yerinde ne yapardınız? Böyle bir darbenin üstesinden gelebilir ve ilerleme gücünü bulabilir miydiniz?




